Örnek HTML sayfası Your Page Title
Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









İNSAN KENDİNİ TANIMALI…
Tarih: 01-01-2021 11:52:00 Güncelleme: 01-01-2021 11:52:00


       İnsan değişken bir varlıktır. Zaman içinde edindiği kültüre göre değişebilir. Doğası gereği yaşamıyla ilgili her şeye açlık hisseder. Bazı insanlar çalışarak kazanmayı tercih ederken bazı insanlar kolaycılığı seçer. Her insanın karakteri, kişiliği farklıdır ve bu nedenle yaşamlarını da farklı kişilik ve karakteristik özelliklerine göre inşa ederler.

       İnsan, doğumundan ölümüne kadar farklı ve karmaşık bir kültür birikimine sahip olur. Aileden başlayarak; okul, iş, arkadaşlık, yaşadığı çevreden bilgi edinir. Bu bilgiler belleğinde depolanır. İhtiyaç duyduğunda bu bilgileri kullanır. Bu nedenle insan karmaşık bir kültür yapısına sahiptir. Bu kültür yapısının insan belleğini zenginleştirdiğini söyleyebiliriz.

       İnsan okudukça öğrenir. Okuyan, araştıran ve öğrenen insan yeni şeyler öğrendikçe kendisini geliştirir. Duygu ve düşünceleri gelişen insan kendisini daha iyi tanır, kendisini duygularıyla, düşünceleriyle, yanlışlarıyla ve doğrularıyla kabul eder.

       Kendini geliştiren insanın ihtiyaçları zamanla değişir. İhtiyaçlarının farkına varır ve ihtiyaçlarını tanır. İnsanın ihtiyaçlarını tanıması, aslında kendisini tanımaya başladığını gösterir. Süreç içinde edinmiş olduğu çeşitli bilgiler ihtiyaçlarının temin edilmesinde yardımcı olur.

       İnsanoğlu açgözlüdür. İhtiyaçlarını giderdikçe daha fazlasını ister. Hatta ihtiyacı olmayan şeyleri edinmek ister. Bu duygu israfa yöneltir. İsraf arttıkça giderleri artar ve bütçesini aşar. Bütçeyi aşmak ise borçlanmayı meydana getirir. Borçlanma ise asıl ve öncelikli ihtiyaçların ertelenmesine neden olur. Bu da insanı mutsuz eder. Bunları önlemek için insanın kendini tanıması gerekir. Kendini tanıyan insan asıl ve öncelikli ihtiyaçlarını doğru tespit eder, kendisini yıpratacak şekilde borçlanmaya yönelmez. İsraf etmez.

       Furkan Sûresi 67. Ayette; “Yine o iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında mâkul bir dengeye göre olur.” Buyruluyor.

       İhtiyaçlar sınırsızdır ancak kendisini iyi yetiştiren, okuyan ve araştıran insanlar ihtiyaçlarının sınırlarını iyi tespit eder.

       İhtiyaç dışındaki şeyler alınmamalı, biriktirilmemeli ve israf edilmemelidir. İnsan, kendisini tanırken bu hususlara ayrı önem vermeli ve bu konularda Allah’ın emir ve yasaklarına uymalıdır. Ayetlerde şöyle buyruluyor:

       En’âm Sûresi, 141. Ayette Cenabı Allah Celle ve Celalüh şöyle buyuruyor: “Çardaklı ve çardaksız bağları, değişik ürünleriyle hurmaları, ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen biçimlerde zeytin ve narları meydana getiren O’dur. Her biri ürün verdiğinde ürününden yiyin; hasat günü de hakkını verin; fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”

       Âraf Sûresi 31. Ayette “… yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”

       İsrâ Sûresi 26 ve 27. Ayetler de “Akrabaya,  yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.”       

       İnsanın, kendisini ruhen ve fiziken tanıma imkânı vardır. Allah’a iman eden bir insanın kendisine bakış açısı farklıdır. Allah’a sığınmış olmanın verdiği güvenle iç huzuru ve mutluluğunu yaşayan bir insan kendisine saygı duyar, kendisini sever ve kendisini eksileriyle artılarıyla kabul etmiş olmanın iç huzuruyla yaşar. Kendisini bu şekilde tanıyan ve kabullenen insan, yaşantısında öncelikle Allah’ın emir ve yasaklarını gözetir. Kendisi için istemediği bir şeyi başkası için istemez. Kendisine duyduğu sevgi ve saygıyı diğer insanlar için de hisseder. Diğer insanlara değer verir.

       İnsan kuldur. Çünkü Cenabı Allah Celle ve Celalüh Zâriyât Sûresi 56. Ayette “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım!” diye buyuruyor. Kulluğun bilincinde olan insanlar, Allah’ın kendilerine vermiş olduğu nimetlerin kıymetini bilirler. Fazlasını ihtiyaç sahipleriyle paylaşırlar ve israf etmezler.

       İnsan sosyalleşmek zorunda olan bir varlıktır. Çünkü toplum içinde yaşar. Aile, iş, arkadaşlık çevresinde, komşularıyla, akrabalarıyla, tanımadığı insanlarla yaşamak zorundadır. Bu toplumun içinde yabani hayvan gibi yaşaması imkânsızdır. Yaşadığı çevrede güzel konuşmak, iyilik yapmak, iyi ilişkiler içinde bulunmak zorundadır.

       Bu noktada insanın kendisini tanıması çok önemlidir. Çünkü nefsini terbiye edebilen insan Allah’a karşı kulluk borcunu ifa edebilmek için iyi insan olmak zorundadır. Allah’ın iyi kulları, insani değerlere sahip olmak, ölene kadar bu değerler çerçevesinde huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşaması gerektiğini bilir. Bu, ancak insanın kendini tanımasıyla mümkün olabilir. İman eden insan kendisini tanır, kendisini iyi tanıyan insanda başarılı ve mutlu olur.

       İnsan, kendisini nelerin mutlu ettiğini anlamaya başladığı an faydalı işlere yönelir. Bunlar, iyi amellerdir. İyi amellere yönelen insanlar başarılı ve mutlu olur. Huzurlu olur ve kendisini güvende hisseder. Kötü amele yönelenlerin başından musibet ve bela eksik olmaz. Hayatında mutlu olamaz. İnsanları suçlar. İç huzurundan yoksun bir şekilde endişe ve korku ile yaşar. Sorunlarını çözemez, ilişkilerinde sürekli bir çatışma halinde olur. Hayattan zevk almaz. Allah’a karşı kulluğunu yerine getiremez. Gözü, başkalarının elde ettiği şeylerde olur. Başarılı olamadığı ve hayatta hiçbir şeye tutunamadığı için hayal âleminde yaşar. Hayatı keşkelerle pişmanlık içinde geçer.

       Kendini tanıyan insan, neye ihtiyaç duyduğunu veya neye ihtiyaç duymadığını doğru tespit edeceği için mutlu olur. İhtiyaç duyduğu şeyleri elde edebilmek için çalışır. Alın teri ve emeğiyle kazanmak için kendini öğrenmeye ve geliştirmeye çalışır.

       Necm Sûresi 39 ve 40. Ayetler de Allah Celle ve Celalüh şöyle buyuruyor: “İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.(39)”, “Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.(40)”

Yukarıda da belirttiğimiz gibi insanın kendisini tanıması; okuması, öğrenmesi ve araştırmasıyla mümkündür. Okuyan, öğrenen ve araştıran insanın bilgi dağarcığı gelişir. Kendi yeteneklerini, ilgi alanlarını tespit eder. Kul olma bilinci gelişir. İnsandaki bu gelişmeler onu çeşitli alanlarda daha başarılı olabileceği işlere yönlendirir.

       Kur’an-ı Kerim’de de belirtildiği gibi insan; zayıf, tartışmacı, nankör, şımarık, zalim, şükürsüz, kibirli, unutkan, tecessüs sahibi, hırslı, cimri, kendisine aşırı güvenen ve sabırsız bir varlıktır.

       Günlük hayatımızda üzerinde uğraştığımız çeşitli konular var. Bunlar hayatın meşguliyetleridir. Bu meşguliyetler içinde Allah’ı anmak, O’nun emir ve yasaklarına uyarak yaşamak insana zor gelmektedir. Nefsin istek ve arzuları o kadar çeşitli ki insan bunları aşırı şekilde arzulayarak, kimi zaman kıskançlık göstererek, kimi zaman gereksiz tamahkârsızlıkla duygu ve düşüncelerini, yaşantısını olumsuz bir şekle sokabilmektedir. Bu olumsuzluklar insanın bütün değerlerini yok edip, hatta insanı kendi öz benliğinden uzaklaştırıp mutsuz edebiliyor. Hâlbuki Cenabı Allah Celle ve Celalüh, insana yaratılışının bir gereği olarak sorumluluk yüklemiştir. Sorumluluklarını unutarak benliğinden uzaklaşan insanlar yanlış yola saparak hayatlarını zehir edebiliyor. Allah, insanlara idrak kabiliyeti vermiştir. İnsan, aklını kullanarak iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilir ve böylece kulluğunu doğru bir şekilde ifa ederek mutlu olabilir. Allah, insanlara iyi ile kötüyü karşılaştırma, yaşadıklarından ders alma, yeteneklerini kavrayabilme gücü vermiştir. Bu gücü kullanabilen insan kendisini tanır.

       Kur’an-ı Kerim, insanın kendisini tanımasına vesile olur. Kur’an-ı anlayarak okuyan bir insan “ben kimim?” sorusunun cevabını mutlaka bulur.

 

      

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 3218 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI