Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









KİMİ ZAMAN KAHRAMAN, KİMİ ZAMAN ŞAMAR OĞLANLARI!
Tarih: 01-01-2019 14:03:00 Güncelleme: 01-01-2019 16:18:00


       Bu ay ki yazım da editörleri ele almak istiyorum. Zira edebiyat dünyasında en zor görev üstlenmiş olan editörler, kimi zaman kahraman, kimi zaman da şamar oğlanı oluyorlar! Neden mi? İşte bu yazım da bu konuyu inceliyorum.

         Fransızca éditeur’ün Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığı “Yazıları yeniden düzenleyerek yayıma hazırlayan kimse” olarak açıklanır.

       Editör incelemeyi yaparken; anlatıma, kurgunun baştan sona düzgün olarak devam edip etmediğine, kahramanların karakterlerinin olayın örgüsüne uygun olup olmadığına, kahramanlar ile hikâyenin konusu arasında bir tutarsızlık olup olmadığına, hikâyenin özgünlüğüne, kitabın, pazar özelliklerine bakarak yayınlanıp yayınlanmayacağına karar verir.

       Editörlük büyük sorumluluk isteyen bir meslektir. Bir kitabın içeriğinin düzeltilmesinden tutun, yayın aşamasına kadar kitabın her şeyiyle yakından ilgilidir. Beğendiniz bir kitabın yazarına teşekkür edersiniz ama asıl kahramanın kim olduğu aklınıza bile gelmez. Halbuki kitabın asıl kahramanı, kitabın beğenilmesinde asıl rolü olan editördür. Çünkü kitabın ilk okurudur. Elinde kalemi satır satır kitabı dikkatle okur. Hiçbir cümleyi, konuyu, anlatımı atlamamaya özen gösterir. Dikkatinden kaçan bir konu kitabın beğenilmemesi için neden olabilir. Kitapta oluşabilecek en küçük bir hatanın editöre yükleneceği bilinciyle hareket etmek zorundadır. Aslında editörler bu sorumluluğun altında ezilmekte ve baskı altında çalışmaktadırlar. 

       Yakın zaman da okuduğum bir çeviri kitabında hem çok fazla tekrara hem de harf hataları ile dilimize uygun düşmeyen çeviri hatalarına rastladım. Keyif aldığım yerler de adeta işkence çektim! Sanırım editör de “şu kitap bir an önce bitsin!” düşüncesiyle çalışmış!

       Özellikle ilk kitaplarını yayınlayacak olan yazar adayları dosyalarını yayınevine teslim ederken bazı endişeler taşır. Korktukları ve kafalarındaki pek çok soru işaretleri nedeniyle korkuya kapıldıkları ilk kişi editördür! Editörün edebi, felsefi, tarihi ve dünya görüşü, hatta dini görüşleri kitabın yayınlanmasında etkilidir. Bazı yayınevi editörleri, dosya ne kadar güzel olursa olsun kendi ideolojik görüşleri doğrultusunda karar verebiliyorlar. Belki bazı editörler bunu kabul etmeyebilir ama gerçek bu… Bazen de yayınevinin ideolojik görüşü kitabın yayınlanıp yayınlamayacağı konusunda etkili olabilmektedir. Ben, bunun örneğini yaşadım! Bir yayınevine gönderdiğim roman dosyası editör tarafından beğenilmesine ve olumlu rapor vermesine rağmen yayınevi yayınlamadı. Çünkü benim dosyam ile yayınevinin ideolojik fikirleri zıttı!

       Bazı yayınevi editörleri de, maliyetini yazarlarının karşıladığı şiir dosyalarında şiirlere müdahale edebiliyor. Bu yanlış! Halbuki şiir, şairin duygu ve düşüncelerini anlatır. Şahsına münhasır tekniği, anlatımı ve kullandığı kelime hazinesi vardır. Editör, şair olmadığı için şiire müdahale edemez, etmesi de son derece yanlıştır.

       Her editör, incelediği dosyalara farklı gözle baksa da, öncelikli olarak önyargısız olmalı, içindeki “acaba!?” kuşkusu önyargısız olursa objektif değerlendirebilir, aksi halde daha kitabın başında o kitabın üzeri çizilmiş olur. Şüphesiz editör kuşkucu ve araştırmacıdır. Kuşkusu, daha iyi bir eser ortaya çıkmasına yardımcı olur, araştırmacı yönüyle de, kitabın kaynağı, dipnotu ve özgünlüğünü araştırmış olur. Editör önyargısız nasıl olabilir? Kuşkusuz empati ile… Yazarın diplomalarının ve adının önemli olmaması gerekir. Zira tecrübe, çok okumak ve yazabilmek yeteneği her şeyin önüne geçer.

       Bazı editörler sürekli olarak yazarla iletişim de bulunur. Ancak yazarla sağlanan iletişim kimi zaman dosyanın tamamlanmasını geciktirebilir. Bir cümlenin ya da bir paragrafın değişmesi gerektiği konusunda yazarın ikna edilmesi ciddi bir problemdir. Editörlüğünü yaptığım bir roman dosyası baştan sona devrik cümlelerle kaleme alınmıştı. Kimi zaman cümle düşüyor, kimi zaman anlatım kopuyor ve okuyucuyu konudan uzaklaştırıyordu. Değişiklikler konusunda yazarı ikna edebilmek için çok uğraştım. Yazar, ısrarla yapılacak değişikliğin kendi yazısı olmayacağını ve başkasının yazdığı bir roman haline geleceği iddiasında bulunuyordu. Kendisinin düzeltmesini istediğimde de aynı kalmasında ısrar etti. Ben de aksini anlatmaya çalıştım, netice olarak dediğim oldu ama günlerce dosya üzerinde çalışmam gerekti. Bu nedenle editör ile yazar arasındaki iletişim kimi zaman ciddi kopukluğa neden olabilir. Editör, yayınlanması planlanan dosya üzerinde çoğu zaman yazarla hiç iletişim kurmaz ve çalışmasını tamamlayarak raporunu yazar ve yayın kuruluna sunar. 

       Editörler illa edebiyat fakültesi mezunu mu olmalıdır? Bu soruya peşinen hayır cevabını verebiliriz. Zira editörlüğün okulu olmaz. Editörlük tecrübe işidir. Çok kitap okuyan ve yazan insanlar rahatlıkla editörlük yapabilir. Kitaplar farklı farklı konuları anlatır. Bu nedenle editör, her konu da bilgi sahibi olmalıdır. Editörlüğün ne okulu olur, ne de mesaisi. Ancak editör her şeyden önce iyi iş çıkarabilmesi için sabırlı ve uyanık olmalıdır. Tam olarak lep demeden leblebiyi anlayacak kadar “cin” olmalıdır. Ama her şeyden önce kendi diline ve imlâ kurallarına hakim olmalıdır.

       Özverili olabilen, sakin kalabilen, yaptığı işi sevebilen ve bilgi hazinesi geniş olan bir insan editör olabilir. Bu nedenlerle yayıncılığın arka bahçesindeki görünmeyen kahramanlar editörlerdir. Ama aynı zaman da şaman oğlanı olanlar da editörlerdir!

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 1010 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI