Örnek HTML sayfası
Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









SANAT TUTKULARDAN ARINMA MIDIR?
Tarih: 01-10-2020 16:57:00 Güncelleme: 01-10-2020 18:24:00


Her işin olduğu gibi sanatında bir amacı vardır. Çünkü sanat; eğitim, birikim ve düşüncenin dışa aktarılmış halidir. Sanat yoluyla insanlara aktarılmak istenen düşünce bireyin harekete geçirilmesi için kullanılır.  Bu çerçevede insan ruhuna işlemeyen sanat, topluma verilmek istenen düşüncenin hapsedilmesi anlamına gelir ve hiçbir şey ifade etmez. 
 
Sanatın hangi dalı olursa olsun; resim, film, müzik, tiyatro, edebiyat vb. gibi sanatçı tarafından özümsenip o ruh haliyle dışa yansıtılmadığı müddetçe; içinde yaşadığı toplumun acılarına, sevinçlerine ortak olmadığı, baskı, zulüm ve toplumsal beklentilere cevap veremediği müddetçe sanatını yansıtmakta başarılı olamaz. 
 
Sanattan ve sanatkârdan mahrum olan milletlerin gelişmesi ve ilerlemesi düşünülemez. Zira sanat, toplumların gelişmesi için; iyi, güzel, çirkin, kötü, hayaller, acılar, sevinçler, kültür vb. şeylerin görülmesini sağlayan, bireyin kulağına fısıldayan, bireyin maddi-manevi gelişimini tamamlayan bir etkileşim, iletişim aracıdır. Sanatın bu özelliği ile de sanatçı, çiftçi gibi üreten bir varlıktır. Sanat, hem dil de hem de davranışsal olarak işlevsel bir özelliğe sahiptir ve toplumların kültürel varlıklarının tanınmasını, milli ve manevi duyguların içselleşmesini ve bireyin hem kendisini hem de içinde yaşadığı kültür coğrafyasını ve toplumun değerlerini tanımasına vesile olur. Bu nedenledir ki ATATÜRK, “Sanatkâr, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır” demiştir.
 
Birey, sinemada bir film izlerken, aslında onun gerçek olmadığını ve kurgudan ibaret bir eğlence olduğunu bilir ama izlediği filmin etkisinde kalır ve o kurguyu yaşıyormuş hissine kapılır. Bittikten sonra da uzun süre etkisinde kalır. Bu, sinema sanatının görsel ve duyumsal olarak etkileşimini gösterir. Sanatçı, insanı etkileyen tüm araçları kullanır; doğa da bu temel etkileşimin önemli bir özelliğidir. A. Ersoy, şöyle diyor: “Sanat hakkında eski çağlardan başlayarak günümüze dek pek çok tartışmanın konusu sanatçının biçimi içinde insan, özü içinde doğa ile ilgilidir.”¹ Bir ressamın doğadan etkilenmemesi mümkün mü? Sanatçı, doğanın hem özünü hem de şeklini kullanır. Tarih boyunca da bu şekilde olmuştur. Doğayı kullanarak insanları etkilemiştir. “: İnsanoğlunun kelime dağarcığı, kavram bilgisi, tanıdığı şekil ve biçimler ilk tanıştığı çevre ile bağlantılı olarak oluşmaya başlar. Bu oluşum sonucunda bireyin görsel kültürü şekillenmeye başlar. Bu görsel dünya ise ilham kaynağının temel alt yapısına zemin hazırlar. Yeteneği ile doğru orantılı olarak sanatçılar doğadan aldıkları bu ilhamı esere dönüştürürler.”² Sanatçı arı gibidir! Gördüğü her nesneden yararlanmak ister, her nesneyi sanatın içine çekmek ister. 
 
İnsanlar etkilenebilen varlıklardır. Duygu ve düşünceleri, kendi değer yargıları vardır. Edindikleri kültürel öğelerin etkisinde; yaşamlarını anımsatan, yaşamlarına renk katan, ruh hallerine coşku veren, rahatlatan her nesnel varlıklardan, olaylardan heyecanlanır, ürker, korkar ve etkilenirler. Sanatçılar, tüm bu özellikleri herhangi bir yapıtta kullanırlar. Bu anlamıyla sanatın insan ile iç içe yaşadığını söyleyebiliriz. 
 
“Bazı kimseleri kuvvetle etkileyen herhangi bir duygu, hepsinde daha çok ya da daha az ölçüde vardır; örneğin acıma ve korku, ama özellikle de bu ‘coşkunluk’. Coşku, bazı kimseleri kuvvetle etkileyen bir çeşit heyecandır. Bu duygu dinsel müzikten kaynak alabilir; insanların bu melodileri dinlerlerken, sanki arıtıcı bir sağaltmadan geçmişler gibi, adeta ayaklarının üstünde dikildikleri görülmektedir. Acıma, korku ya da öteki duyguları hissedenler de bu duygunun kendilerine işlediği ölçüde tıpkı öyle etkileniyor olmalılar. Hepsine hoş bir arınma (…) duygusu gelmektedir.”3 
 
Aristo sanat için “tutkulardan arınma” der. Çünkü sanat bireyin hayalinde canlandırdığı ve yaşamak istediği süreci tüm çıplaklığıyla ortaya koyar yani insanı hayallerinden arındırır. 
 
D. Fotladis’de şöyle der; "Sanatçılar insanın iç dünyasını yani insan ruhunu incelerler ve insanların içindeki iyiyi ve kötüyü gösterirler. Böylece bilim gibi sanat da ikinci bir doğa yaratır, yalnız şu farkla ki, bilim insanı çevreleyen doğayı değiştirdiği halde, sanat insanın içindeki doğayı değiştirir."
 
Sanatta bir öz, biçim ve estetik vardır. Bu özellikleri, toplumların sanatı içselleştirmesini, beğenmesini ve sevmesini sağlar. Dinsel kültür öğelerinin yanı sıra maddi kültür varlıkları da insanın sanata bakışını etkileyebileceği gibi toplumların sanatsal gelişimlerine de olumlu ya da olumsuz etkileri olabilir. Sanat, toplumların yaşam kalitesini, dilini, maddi kültürün oluşumunu, dinsel kültürün anlam ve yorumunu, davranışsal kültürün başka zamana evrilmesini sağlayabilir. 
 
Mustafa Kemal ATATÜRK sanat için şunu söyler: “Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”
 
İnsan; iyi, güzel, rahat, huzurlu, farklı ve hayallerini yaşamak ister. Bu, insanın doğasında vardır. Sanat, insanı günlük sıkıntıların getirdiği bunalımdan uzaklaştırarak bu hayallerini yaşamasını sağlar. Bu, insanın sanatla içselleşmesi, bütünleşmesi anlamına gelir. Yani insan sanatla bir araya geldiği zaman özlemlerine kısa bir anda kavuşmuş oluyor. Bu nedenle sanat insan ruhunu arındırıyor. Aynı zamanda insanı olgunlaştırıyor. 
 
ATATÜRK’ün şu sözü ile makalemizi noktalayım: “EfendiIer! Hepiniz mebus oIabiIirsiniz, vekiI oIabiIirsiniz; hattâ reisicumhur oIabiIirsiniz. Fakat bir sanatkâr oIamazsınız. HayatIarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukIarı seveIim”4
 
Not: 21 Ekim 2004 tarihinde aramızdan ayrılan edebiyat ve sanat adamı merhum Hasan Nail Canat'ı rahmetle anıyorum. Ruhu şâd olsun, mekânı cennet olsun.
 
1. A. Ersoy. (2001), Sanat ve Doğa, Türkiye‘de Sanat Plastik Sanatlar Dergisi,
Sayı: 48, Mart/Nisan İstanbul
 
2. Doç. Dr. Abdullah Ayaydın. 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum. Sanatın Doğası, Doğanın Sanatı ve Günümüz Sanat Eğitiminde Doğanın Yeri, cilt 5, sayı 14, Yaz 2016. S: 66
 
3. ARİSTOTELES (1975) Politika, (Çeviren: Mete Tuncay), İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları, 1975: V111, 7.
 
4. İ. Galip Arcan Anlatıyor: Ses dergisinden iktibas, Sümerbank Dergisi, cilt: 3, Sayı: 29, 1963.


Bu yazı 4045 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1348 Okunma
1346 Okunma
1345 Okunma
1343 Okunma
1330 Okunma
1328 Okunma
1305 Okunma
1252 Okunma
1228 Okunma
1179 Okunma
1127 Okunma
1088 Okunma
5302 Okunma
5263 Okunma
5034 Okunma
4976 Okunma
4951 Okunma
4277 Okunma
3823 Okunma
3823 Okunma
3741 Okunma
3711 Okunma
3654 Okunma
3456 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI