Örnek HTML sayfası
Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









ŞEREF PINARBAŞI: EĞİTİMCİ YAZARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Tarih: 01-04-2020 16:06:00 Güncelleme: 01-04-2020 16:06:00


Şeref Pınarbaşı 70’inin üstünde emekli bir eğitimci ve yazar. ilerleyen yaşına rağmen bilgi birikimi ve kültür hazinesi oldukça geniş. Kendisine hayranlık duymamak mümkün değil. Onunla sohbet ederken bilmediğiniz pek çok konu hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Bugüne kadar yayınlamış olduğu kitaplarından bir demet yapıp imzalayarak hediye etti. Ben de kendisine mektupedebiyatdergisi.com ve çalışmalarım hakkında bilgi verdim. Dikkatle dinleyen ve karşısındaki insana saygısını açıkça gösteren bir insan.

 

Şeref Pınarbaşı’nın akıcı anlatımı ve duru bir Türkçesi var. Kitaplarının her satırında samimi, saf ve içten Anadolu insanını bulmak mümkün. Yurdum insanı için acı çekmiş, çile yumağına dönmüş hayatında önüne çıkan zorlukları göğüslemiş ve asla eğilmemiş. Kitaplarının tamamında hayatına ait kesitleri başarıyla kurgulamış. Okuyucuyu hikâyenin içine çekerek derin bir kuyuya indiren ve saatlerce orada tutarak düşünmesini sağlayan güçlü bir kalem.

 

Bir eğitimci olarak elbette ki eğitim üzerine düşünmemesi ve bu konuda düşüncelerini satırlara dökmemesi düşünülemez. O da bunu gerçekleştirmiş. EĞİTİM SİL BAŞTAN isimli kitabını kaleme almış. Bugüne kadar 8 kitap yayınlamış. Eğitim Sil Baştan, Savunmamdır Hakim Bey, İnsanlaşma ve Geleceğimiz, Babam ve Oğluma, Dedem, Ben ve Torunum, Ecevit Nasıl Karaoğlan Oldu? Kuantum Düşünce Teknikleri, Köy Enstitüleri ve Karakter Yönlendirimi gibi kitapları her kütüphane de bulunması gereken çok değerli eserler…

 

Şeref Pınarbaşı, Eğitim Sil Baştan isimli kitabında anne, baba ve öğretmenlere çağrıda bulunarak şöyle sesleniyor:

 

Çocuklarımızın ve gençlerimizin soran, sorgulayan, eleştiren, eleştiri alan ve kendisi olup yaşamını anlamlandıran bir insan olmasını eminim herkes ister. Öyleyse onların korkusuz bir özgürlük içinde yetişmelerine ortam hazırlayarak geleceğin dünyasını şekillendirmelerini sağlamış olalım. Çünkü o dünyada onlar yaşayacaklar. Onlara fikir ya da inanç gibi kalıplaşmış bilgi ve düşünce aşılamayı bırakıp bağımsız yargı yeteneğini geliştirecek bir eğitim sistemi ile karar verme ve uygulamaya koyacak beceri sahibi olmasını sağlayalım.[1]

 

Şeref Pınarbaşı, Nazım Hikmet’in şu dizelerini kendine düstur edinmiş.

 

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

 

Yetmişinde bile,mesela, zeytin dikeceksin,

 

                                                              Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

 

                                                              Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

 

                                                                                               Yaşamak yanı ağır bastığından.

 

Şeref Pınarbaşı ile eğitim, edebiyat, kültür – sanat ve düşünce üzerine yaptığımız saatler süren uzun sohbetin sonunda, sanki on-onbeş dakika sürmüş gibi hissetmem ben de şaşkınlık yarattı! Çünkü Sayın Pınarbaşı’nın sohbetinden büyük zevk aldım. Kültürel birikime sahip, geçmiş ile geleceği iyi analiz edebilen bir insan.

 

Sevgi ile işlenmiş bilim olmadan, sevgi güçsüzdür. Sevgi olmadan bilim yıkıcıdır. Bilim serttir. Sanatçılar tarafından tolere edilmeyen bir bilim buluşlarıyla yıkıcıdır. Müzik, resim, yontu, edebiyat gibi güzel sanatlar iş kolundaki sanatçıların; eli ve yüreği ile işlenerek tolere edilmesi gerekir. [2]

 

E. Fromm’un şu sözlerini ezberinden aktarırken şaşkınlık içindeydim. Zira bu yaşta bu hafıza! İlerlemiş yaşına rağmen okuduğunu unutmayan sağlam ve sağlıklı bir zekâ.

“Bilgiden yoruma, yorumdan eyleme yenilenerek gidiyoruz. Değiştirme amacını taşımayan bir yorum boş, yorumu yapılmayan bir değişiklik ise kördür.”[3

 

Sohbetimiz sırasında “seçilmiş yalnızlıklar” da hem fikir oluyoruz. Çünkü Şeref Pınarbaşı’da, ben de, hayatın olağan akışı içinde bazı insanların şahsi çıkarları için nokta kadar menfaat için virgül kadar eğildiği bir yaşam tarzını benimsememiş ve doğru bildiğimiz yol da yalnız yürümeyi tercih etmişiz!

 

O şöyle diyor kitabında: Seçilmiş yalnızlık, onurlu yalnızlıktır. Başkalarının yanlışını kabul etmediğiniz yalnızlıktır. İnsanlardan kaçarak yaşamaya çalışmak, bizim demek istediğimiz yalnızlık değildir. İnsanların dürüst kalamayıp senden uzaklaştıkları yalnızlıktır. Onlar gitmiyorsa ben giderim dediği için seçtiğin yalnızlıktır.

 

Şeref Pınarbaşı’nı birkaç kelimeyle anlatmak istesen nasıl anlatırdın? diye sorduğumda şunları söylüyor:

 

Ben 70 yaşındayım. Üç torunum var. biri 12 ve diğerleri 9 yaşında. İkiz olan üç torunumla ilgileniyorum. Yani dedeyim, emekli öğretmenim. Demokratik Kitle Örgütü üyesiyim. Çevremdeki insanlarla etkileşim içindeyim. Bugünlerden yarına ve yarınlara etki alanıma giren insanlara gereken donanımda yaklaşmak zorundayım.

 

İşte bu manada 20 yıl, 50 yıl ve 100 yıl sonraki yaşayacakların daha rahat, daha mutlu yaşamaları için, bilimsel, akılcı ve sevgiyle barış içinde olmalarını istiyorum. Onların hazırlığına katkı sunmak zorundayım. Zira bu hazırlığın madde ve manevi olduğu gibi, bireysel ve toplumsal olarak aşamalar yaşayarak yapılması gerekmektedir.

 

Şeref Pınarbaşı kimdir? İsterseniz bu sorunun cevabını kendi anlatımıyla aktaralım.

 

Anamın söylemi ile 1948 Zahmarı’nın (Zemheri) tam ortasında doğmuşum. Muhtemelen 1948 yılı Ocak ayının 15’dir. 6 yaşımda (1953) dedemlerden ayrıldık. Tek odalı evde 4 kardeş, 6 nüfus yaşamaya başladık. 1954 kışında köy imamından 40’ın üzerinde sure ve dua ezberledim. Yazın babamın kuzu çobanlığının yanında, şeltek (çoban yardımcılığı) yaptım.

 

1954 Ekim’inde Kabakini Köyünde ilkokula başladım. Çok başarılı olduğum söylenir. 1957 yılında köyümüzdeki okula gelerek 3. Sınıfa başladım. 1960’larda ilkokulu bitirdim. Kardeş sayısı 9 olmuş, 3 yaşındaki kız kardeşim ölmüş, kardeş sayısı 8’e düşmüştü. 1970 yılına kadar doğurmaya devam eden anamın doğurduğu çocuk sayısı 12’ye çıkmıştı. Sonraları 3’ü küçük yaşlarda öldüğü için 9 kardeş 1970 yılından beri yaşamaktayız. 3. Sınıftan itibaren yazları 2 ineğimizi tarla aralarında otlatıp, kardeşlerimin süt, yoğurt, yağ temininde çok gayretliyim. Çünkü anam “kurban olurum Şerefim, inekleri doyuruyorsun da sütleri çoğaldı, yağımız oldu, pilavımıza yağ yakıyorsun” diyerek beni motive ediyordu.

 

1960 -1962 yılında köyde babamın bakkalını 2 yıl çalıştırdım. 2 yıl aradan sonra Kozaklı’ya gelin giden  benden 2,5 yaş büyük halamın yanında kalarak ortaokula başladım. Çok coşkulu bir ortaokul hayatım oldu. 1962-1965 yılları arasında 3 yıl üstü üste Kozaklı kütüphanesinde “En çok kitap okuyan insan” ödülün aldım.

 

1965 yılında ortaokulu bitirerek Kırşehir Erkek Öğretmen Okuluna başladım. 1968 yılı Eylül’ünde bitirdim. Antalya Akseki Kepez Köyünde öğretmenliğe başladım.  1969 yılının Eylül ayında Antalya Gündoğmuş ilçesine torpille atandım.

 

1970 yılı Haziran’ında 39 günlük askerlik görevinden sonra Yozgat Şefaatli Akcami Köyüne atandım. 1972 yılında kendi köyüme, Şefaatli Başkey’e atandım. Köyümde öğretmenliğimle birlikte Almanya’da olan babamın tarlalarını ektim.

 

1975 yılının Ocak ayında Şefaatli Merkez’e –sahte bir hastalık raporu ile- tayin yaptırdım. Burada çeşitli STK’ların kuruculuğunu ve şube başkanlığını yaptım. Bu dönemde Ankara Gazi Eğitim Matematik Bölümü’ne girdim. 2 yıl can güvenliğim nedeniyle okula gidemedim. 1976’da Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’nün Türkçe Bölümüne kayıt yaptırdım. Oraya da can güvenliğim olmadığından devam edemedim.

 

1977 yılının 11. Ayında Aydın Söke Güneyyaka Köyü ilkokulu öğretmenliğine atandım. 1980 12 Eylül darbesi soruşturmalarının ardından ve yaklaşık 1 yıl sonra müdürlüğe vekaleten atandım. 1984’te Kuşadası’nın tek öğretmenli ve 15 öğrencili bir köyüne sürgün oldum. 1985 Şubat’ında Söke Savuca Kasabasına tayin oldum. Bu dönem de Eskişehir Eğitim Bilimleri Yüksekokulu’nu bitirdim.

 

1988’de yine çeşitli STK’larda görev aldım ve fahri üyelik yaptım. 1989 Eylül’ünde Söke Fahrettin Uyguntüzel İlköğretim Okuluna tayin oldum. 1990 Eylül’ünde çocuklarımın fakülte sorunları nedeniyle Ankara’ya tayin edildim. 1994 yılının Ocak ayında emekli oldum.  Emekli olduktan sonra tekrar Söke’ye döndüm. 1994 yerel seçimlerinde bir siyasi partiden Belediye Meclis Üyeliğine aday gösterildim.

 

1995’de Didim’de bir dershane açtım ve 2 yıl çalıştırdım. Dershaneyi sattıktan sonra yerel gazete ve dergilerde yazılar yazdım, yerel Televizyonlarda eğitim programları yaptım.  İlk kitabımı

 

SAVUNMAMDIR HAKİM BEY’den sonra diğer kitaplarımı yayınladım ve 2007 yılında tekrar Ankara’ya döndüm.

 

Halen Ankara’da yaşıyorum ve çeşitli STK’ların kuruculuğunu yaptım, yönetimlerinde yer aldım, başkanlığını yaptım. Derneklerle ilişkilerim devam ediyor. Halen Özgür Sanatçılar Derneği Yönetim Kurulunda saymanlık görevime devam ediyorum.

 

 


[1] Şeref Pınarbaşı. İnsanlaşma ve Geleceğimiz. Payda Yayıncılık, 5 Temmuz 2019, Ankara. S.3.

[2] Şeref Pınarbaşı. İnsanlaşma ve Geleceğimiz. Payda Yayıncılık, 5 Temmuz 2019, Ankara. S. 7,

[3] Şeref Pınarbaşı. a.g.e. s. 7.

 



Bu yazı 2050 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
625 Okunma
570 Okunma
530 Okunma
512 Okunma
502 Okunma
493 Okunma
430 Okunma
417 Okunma
336 Okunma
255 Okunma
205 Okunma
190 Okunma
2586 Okunma
2172 Okunma
2115 Okunma
2044 Okunma
1923 Okunma
1888 Okunma
1826 Okunma
1761 Okunma
1740 Okunma
1686 Okunma
1674 Okunma
1653 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI