Örnek HTML sayfası Your Page Title escort bursa bursa eskort escort bursa Görükle Escort escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa alanya escort bayan antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort bayan bodrum escort bayan havalimanı transfer
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


Çelebi ÖZTÜRK


Facebookta Paylaş









SOKAK KÖPEKLERİ DE AĞLAR
Tarih: 01-04-2021 10:22:00 Güncelleme: 01-04-2021 10:39:00


       Sakin huylu bir köpekti. Gelen geçen herkese hırlamaz, sürekli havlayarak insanları rahatsız etmezdi. Böyle güzel bir huyu vardı Karabaş’ın. Çocuklar onunla oynamayı severlerdi. O’da severdi.

       Nereden geldiğini bilmiyordu. Sahibinin kim olduğunu da. Yağmurlu bir gecede doğmuş, yine yağmurlu bir gecede anasını kaybetmişti. Sokaklarda büyümüştü. Kim ne verirse onu yemiş, bir lokma ekmek verenin dostu olmuştu.

      O da bir anaydı. Bir yaz akşamı dört yavru doğurmuş, bunlardan biri daha doğduğu ilk gün ölmüştü. Yavrusunun neden öldüğünü pek anlayamamıştı ama daha sonraki günlerde yuvasının saldırıya uğradığını anlayarak yavrularını yuvadan uzaklaştırmış ve daha çok sokak çocuklarının mekân olarak kullandığı harabe evin bir köşesini de o kullanmaya başlamıştı. Burayı yuva olarak tercih etmesinin nedeni çocuklara duyduğu sevgi, onlarında yavrularını bir iki küçük lokmayla beslemeleri düşüncesiydi. Sokak çocuklarından zarar gelmeyeceğini düşünüyordu. Hatta onların yavrularını koruyup kollayacağını bile düşündüğü oluyordu.

      Sabah erkenden yavrularını emziriyor ve yiyecek bulmak için harabeden çıkıyordu. Bulduğu küçük ekmek kırıntılarını ağzında sıkı sıkı tutarak yavrularına getiriyor, birlikte yiyorlar ve yavruları tekrar emzirdikten sonra yeniden gidiyordu.

     Köpek olduğu için pek hayıflanmıyordu. Hatta köpek olmasına neden olan yazgıya bile gücenmiyordu. İnsanlar onu seviyorlardı. Besliyorlardı. Ekmek elden su gölden yaşayıp gidiyordu! Hem köpek olmasa ne olacaktı? Hadi insan oldu, ne olacak? Öyle kötü insanlar vardı ki. Onları yüzlerce metre öteden hemen tanıyordu. İyi insanla kötü insanın kokuları birbirlerinden farklıydı! Davranışları, hatta bakışları… Bu yüzden köpek olarak dünyaya geldiğine üzülmüyordu. İnsan olarak dünyaya gelen birçok kişiden çok daha güzel duygulara sahipti.

      Harabedeki sokak çocukları yavrularını besledikleri ve onlarla oynayıp eğlendirdikleri, aynı zamanda korudukları için o da bunun altında kalmıyor ve bu güzel insanlara vefasını gösteriyordu! Sokak çocukları uykuya daldıkları zaman onların başında sabaha kadar nöbet tutuyordu. Bu vefayı çoğu insanın gösteremeyeceğini düşünerek kendisiyle biraz gururlanıyordu.

     Birkaç gün önce nasıl olduysa kötü insanların tuzağına düştü. Aslında çok dikkatli davranıyordu ama anlık bir dalgınlığı yüzünden kötü insanların esiri oldu. İki gün bir bodrum kadında aç ve susuz bağlı kaldı. Yardım isteğini belirten havlamalarını duyan iyi yürekli küçük bir çocuk gelip kurtarmasaydı belki bugün açlıktan ölmüş olacaktı. Serbest kalınca bu iyi yürekli küçük çocuğa sevgisini ve dostluğunu göstermek için havladı. Çocuğun bacaklarına başını sürterek dostluğunu gösterdi. Çocuğun ellerini yaladı. Böylece sevgisini ve dostluğunu küçük çocuğa göstermiş oldu.

        Serbest kalır kalmaz yavrularının yanına koştu. Açlık ve susuzluktan yorgun düşüp halsiz kalmasına rağmen öyle bir koştu ki. İnsanlar gibi yarışmaya katılsa birinci geleceğine inandı. Hızla ilerleyen arabaların arasından uçar gibi kaydı. Kimi zaman havlu duvarlarını uçarak atlamak zorunda kaldı. Cadde ve sokak aralarında öyle bir koştu ki onun bu halini görenler bazen korkuyla sağa sola kaçışıyorlar, bazen de birileri önünü kesmeye çalışıyordu. O, bütün bu tehlikelere aldırmadan koştu. Tek düşüncesi bir an önce yavrularına kavuşmak, onların iyi olup olmadıklarını görmekti.

    Bodrum katında bağlıyken hiç uyuyamamıştı. Korkudan değil, tabii biraz korkmuştu ama daha çok yavruları için endişelendiğinden gözüne uyku girmemişti. Sabaha kadar ayakta kalmıştı. Bir ara yorgunluktan göz kapakları kapanır gibi olduğunda kâbuslarla gözlerini açmış ve yavruları için duyduğu endişe ve korku yüzünden acı acı havlayarak yardım istemişti.

      O bir anaydı! Analık duygusu taşıyan bir yaratıktı. Analık duygusu taşıyan canlıyı hangi güç durdurabilir? Bu duygu onu belki birkaç kilometre değil, dünyanın bir ucundan öteki ucuna bu şekilde götürebilirdi. İşte o, bu duyguyla koşuyordu. Önüne çıkan her engeli canı pahasına aşarak koşuyordu. Canı yanmıyor değildi. Çok yorgundu. Uykusuz, aç, susuz ve halsizdi. Bu şekilde koştukça bacaklarındaki gücün gittikçe tükendiğini hissediyor, her an düşme endişesini taşıyordu. Ancak yavruları aklına geldiğinde bütün gücünü yeniden topluyor ve olanca gücüyle koşmaya devam ediyordu.

     Harabeye çıkan sokağa süratle daldığında kalabalık insan grubuyla karşılaştı. Bunlar, diğer insanlardan farklıydı. Üzerinde aynı tip kıyafet vardı. Birkaç araba vardı. Bir tanesinin üzerinde kırmızı bir lamba sürekli yanıyordu. Durdu, uzun kulaklarını dikip derin derin nefes aldı. Ne olduğunu anlayamadı. Yavaş yavaş kalabalığa sokuldu. İnsanlar sedyelerle bir şey taşıyorlardı. Taşıdıkları neydi acaba? Sedyenin dışına taşan bir pabuç gördü. Ne olmuştu burada? Sokak çocuklarının başına kötü bir şey mi gelmişti yoksa? Polis otosunun yanına oturdu. Biraz dinlenmeliydi. Bu sırada iki insanın konuşmalarını duydu. Bunlar oradaki polislerden ikisiydi.

         ”Üç çocuğu katletmişler! Yazık yahu. Ülkemiz ne hale geldi böyle?”

    “Haklısın abi. Ben köpek yavrularına da çok üzüldüm. Üzerine benzin döküp yakmışlar. Yazık… Hayvanlardan ne istiyorsunuz? Bunları yapan insan olamaz abi.”

        ”Evet. Haklısın. Bunlar cani… Ulan öldürmek suç olmayacak hani! Böyle tiplerin kafasına kafasına sıkacaksın!”

      İnsanların konuşmaları tüylerini diken diken etti. Yüreği sızladı. Birden vücudunda alevlerin sıcaklığını hissetti. Derin bir acıyla ürperdi. Aniden fırladı ve polislerin arasından harabeye daldı. Evin köşesine koştu. Boş köşede durdu, çaresiz bir şekilde baktı. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Yüreğinde derin bir acı hissetti. Nitekim o bir anaydı. Ana yüreği nasıl sızlamaz ki? Gözlerinden aşağıya doğru yaş süzülürken, acı acı havlamaya başladı. Uzun uzun uludu! Bu ulumada insanlara karşı bir isyan vardı. Vicdan sahibi insanların bu ulumadaki derin manayı anlamamaları imkânsızdı. Evin köşesinde yavrularından ikisinin yanmış leşi vardı. Üçüncüsünün leşini göremedi. Ulumayı kesti, keskin ve sert bakışlarıyla harabenin içini taradı, göremedi. Harabenin dışına fırladı. Her yeri didik didik aradı. Fakat nafile. Üçüncü yavruyu bulamadı. Onun perişan ve bitkin bir halde sağa sola koşuşturması polislerin dikkatinden kaçmadı.

       ”Yahu arkadaşlar bu hayvan herhalde yavruların anası. Diğer yavrusunu arıyor galiba.”

       ”Bence de. Anons geçin, diğer yavrunun tedavisi bittiyse buraya getirsinler. Yazık hayvana.”

       Karabaş her yeri aramasına rağmen üçüncü yavrusunu bulamadı. Yavrularının yanmış leşlerinin yanına gelip uzandı. Artık ne havlayabiliyor ne de uluyabiliyordu. Öne uzattığı ayaklarının üzerine dayadığı çenesiyle yardım ister gibi ağlamaklı ve çaresiz bir şekilde oradaki insanların gözlerinin içine bakıp duruyordu. Sokak çocuklarını katleden her kimse yavrularını da acımasızca katletmişti. İnsanlar ne kadar kötüydü böyle! Kendi zevkleri için hiç acımadan canlılara kıyabiliyorlardı. Üstelik köpek, insan ayrımı yapmadan yapıyorlardı ve bunu yaparken en küçük bir vicdan azabı duymuyorlardı. Yavruları daha çok küçüktü. Onlarla oynarken canları yanmasın diye ne kadar dikkat ederdi hâlbuki. Bir anaydı o. Her ana gibi yavrularını düşünen bir yaratık. Birden içinde insanlara karşı beslediği sevgi, dostluk ve sadakat duygularının yok olduğunu hissetti. İnsanlardan nefret ediyordu. Havlayarak kalkıp onlara saldırmak ve bacaklarından tutup etlerini koparmak geliyordu içinden. Ancak bu gücü kendisinde göremiyordu. En azından bu duygularını keskin ve güçlü dişlerine taşıyacak gücü göremiyordu. Sabırlı olacaktı. Evet. Sabredecekti. Nasıl olsa bir gün bu arzusunu gerçekleştirecekti.

         Bu duygular içinde birkaç saat geçti.

         ”Onu buraya getirin.” Diyen bir polis sesi duydu.

        Bir polisin şefkatli kucağında gördü yavrusunu. Bir bacağı sarılıydı. Birden kulaklarını dikti. Ayağa kalktı ve kendisine doğru yaklaşmakta olan polise baktı. Polisin tedirginliği dikkatini çekti. Ne de olsa bir anneye yaklaşıyordu ve kucağında yaralı bir köpek yavrusu vardı. Annenin ne yapacağı belli olmazdı doğrusu. Dikkatle yaklaşırken, Karabaş, polisin daha fazla tedirgin olmaması ve kendisine güvenle yaklaşması için hiçbir harekette bulunmadı. Polis, yavruyu Karabaş’ın önünde yavaşça yere bıraktı ve gerisin geri çekildi. Karabaş, yavruya eğildi onu yalamaya başladı. Yavrusunu çok özlemişti. Küçük yavrunun tüm vücudunu dikkatle kontrol etti. Yara sadece bir bacağındaydı ve o da iyi insanlar sayesinde tedavi edilmişti. Yakında iyileşmeye namzetti. Sevinçle yavruyu yaladı. Orada bulunan insanlar Karabaş’ın gözlerinden akan yaşa şahit oldular ve hayretler içinde kaldılar. Belki ömürlerinde ağlayan bir köpeği ilk defa görüyorlardı. Küçük yavruda annesinin sevgisine aynı şekilde çenileyerek karşılık veriyordu. Kim bilir ona ve kardeşlerine yapılan insanlık dışı katliam hakkında bilgi veriyordu beklide. Karabaş güçlü çenesinin arasına aldığı küçük yavruyu orada bulunan insanların şaşkın bakışları arasında harabeden çıkardı ve gözden kayboldu.

      İnsanlardan kaçarak, uzun bir yolculuktan sonra yavrusuyla birlikte kimsesiz bir bahçeye girdi. Bahçenin gözden ırak bir yerine yavruyu bıraktı. Yavruyu bir müddet yaladı. Sonra onu emzirdi. Yavrusunu doyurduktan sonra bacaklarının arasına alarak birlikte derin bir uykuya daldılar.

      Ezan okunurken uyandı Karabaş. Şöyle bir gerindi esneyerek. Sonra bacaklarının arasında mışıl mışıl uyumakta olan yavru köpeğe baktı. Onu uyandırmadan usul usul yaladı başından ve yavaşça kalktı. Bahçenin içinde usulca gezinmeye başladı. Böylece hem uyuşan bacaklarını açıp canlandıracak, hem de bulabilirse yavrusuna yiyecek götürecekti. Bir iki küçük kırıntı dışında bir şey bulamadı. O kırıntılarda bahçeye çalışmaya gelenlerden kalan kırıntılardan başka bir şey değildi. İnsanların arasına karışıp yiyecek bulması gerektiğini düşündü. Yavrusu daha çok küçüktü. Hem kendisinin hem de yavrusunun yiyeceğe ihtiyaçları vardı. Eğer kendisi yemezse sütü kesilir ve yavrusu açlıktan ölürdü. İki yavrusunun feci ölümünden sonra buna göz yumamazdı. O da ölürse zaten yaşamasının bir anlamı kalmayacaktı. Küçük yavrunun yanına döndü. Hâlâ uyuyordu. Onu vücudunun her yerinden yalayarak uyandırdı. Bak! Ben yiyecek bulmaya gidiyorum. Sakın buradan ayrılma, der gibi sakin ve sevecen ses tonuyla havladı! Ben yokken buradan ayrılırsan kardeşlerinin başına gelen seninde başına gelir. Buradan sakın bir yere gitme! der gibi öğütleyen sert ve kesin ses tonuyla hırladı. Küçük yavruda tiz sesiyle kesik kesik havlayarak cevap verdi. Annesini kokladı, boynundan boğazından, ağzından yaladı. Bacaklarının arasından girip çıktı, ayaklarını hafif hafif yaladı. Karabaş bahçeyi aşarak hızla uzaklaştı. Yiyecek bulup bir an önce dönmek istiyordu.

        Gece kâbus görmüştü. İnsanlar gibi rüyaları yorumlayacak yeteneği yoktu ama içindeki sızı hayra alamet değildi doğrusu. Bu nedenle çok dikkatli davranıyordu. Çöp tenekelerine yaklaşırken iyice kokluyor sonra dikkatli adımlarla usul usul yaklaşıyordu. İnsanlara yaklaşmak istemiyordu. Gördüğü kâbuslardan sonra tedirginlik içindeydi. “Bulacağım yiyecek az olsun ama sağ salim dönebileyim,” diye düşünüyordu.

      O kadar çok gezdi ve çöp tenekelerini karıştırdı ki hiç yiyecek bulamadı. Açlıktan takati tükenmek üzereydi. Bir duvarın gölgesine oturdu. “Biraz dinlenmeliyim sonra yeniden aramaya çıkarım,” diye düşündü. Belki yarım saat kadar dinlendi. Uykusu da gelmişti. Yorgunluktan göz kapakları yavaş yavaş kapandı.

    Yattığı yerin çok yakınından karayolu geçiyordu. Seyir halindeki araçların gürültüsü onu derin uykusundan uyandırdı. Gözlerini açar açmaz şöyle bir etrafına baktı. “Amma uyumuşum,” diye düşündü. Gerneşti, sonra ayağa kalkıp silkindi. Üzerindeki tozu, toprağı çırptı. Hemen karşısından gelip geçen araçlara baktı. Yolun altında büyük apartmanları gördü. Buradaki insanlar yaşantı olarak diğerlerinden çok farklıydı. Bu evlerde yaşayan insanlarla, kenar mahallelerde yaşayan insanlar arasındaki farkı anlamaya çalıştı. Görünüş ve davranış biçiminde birbirinden farklı olan bu insanlar arasındaki derin uçurumu bir türlü çözemedi. Yavaş yavaş yola doğru yürümeye başladı.

      Yola çıkması için yaklaşık elli metrelik dik bir yamacı tırmanması gerekiyordu. Öğlenin bu kavurucu sıcağında bu dik yamacı tırmanmak akıl işi değildi. Ancak Karabaş buna mecbur olduğunu biliyordu. Hiç düşünmedi ve yamacı tırmanmaya başladı. Yorulduğu yerde durarak beş on dakika dinleniyor ve yeniden tırmanmaya devam ediyordu. Bu tırmanış onun için çok zor ve zahmetli oldu. O kadar çok yoruldu ki. Yola çıktığında dili ağzına sığmayacak şekilde dışarı taşmış, açlıktan ve susuzluktan kan ter içinde kalan vücudu, otuz beş kırk dereceyi bulan kavurucu sıcağın altında neredeyse çatlama noktasına gelmişti.

    Yolun kenarında durdu. Derin derin soluyarak hızla gidip gelen araçlara baktı. Sonra hamlesini yaptı. Bacakları onu taşıyamayacak kadar bitkin bir haldeydi. Hiç acelesi yoktu bu yorgunlukta. Karşıdan karşıya geçerken birçok defa araçlar yön değiştirmiş veya durarak geçmelerine izin vermişlerdi. Kendisine zarar verecek şekilde üzücü bir olayla bugüne kadar hiç karşılaşmamıştı. İnsanlara güveniyordu. Düşündüğü gibi de olmuştu aslında. Birkaç sürücü bitkin bir halde yolun karşısına geçmeye çalışan bu zavallı köpeğe çarpmamak için son anda direksiyonu kırmış veya yavaşlayarak onu kurtarmışlardı.

     Yolun karşısına geçmesine iki metreden daha az kalmıştı. Başını önüne eğmiş, dili sarkmış bir şekilde dalgın dalgın ilerliyordu. Birden bir araba sesiyle irkildi. Başını çevirdi. Üzerine gelmekte olan siyah tekerleği gördü. Kendisini hızla geri attı.        
      Dünyanın yükü üzerindeymiş gibi hissetti. Bu yükü kaldıracak gücü yoktu. Yorgun, aç, susuz… Bu yük ona acı çektirmek isteyen kötü bir insanın vicdansızca hazırladığı bir oyun olabilirdi ancak. Herkesin tüylerini diken diken eden bir çığlık duyuldu. Otomobilin içinde şoförden başka bir de kadın vardı. Arabanın tekeri Karabaş’ın tam üzerinde duruyordu. Karnı yarılmış, bağırsakları dışarı çıkmıştı. Karabaş büyük bir acıyla havladı önce, sonra kendisine bakan şoförün gözlerine yalvararak baktı.

        ”Tuh!” Dedi şoför.

      Araba üzerinde niye duruyordu, bunu anlamakta zorlandı. Canı yanıyordu. Dünyanın bütün acıları şu an onun yüreğine oturmuşken, şoför ne diye kendisine böyle bakıyor ve arabayı yürütmüyordu. Orada bulunanlar şoföre bağırdı! Şoför yavaş yavaş arabayı hareket ettirdi.

     İki yüz metre ileriden ağır ağır kendisine doğru ilerleyen bir adam gördü. Adam şoföre el kol hareketleri yaptı. Kızdığı belliydi. Geldi ve tam karşısında durdu. Adam köpeğe şöyle bir baktı.

       ”Bu kadar vicdansızlık olur mu? Hiç mi Allah korkusu yok bu insanlarda?”

       Adam, Karabaşla göz göze geldi. Karabaş ağlıyordu. Adam büyük bir ıstırap içinde kıvrandı. Vicdanı öyle derinden sızladı ki. Elini cebine attı. Parası yoktu. Çevresindeki çocuk, genç ve yaşlılardan oluşan ve bu elim kazayı izleyen insanlara döndü.

       ”Yahu Allah rızası için yardım edin şu hayvana. Bir taksi çağırın. Veterinere götürelim.

       Kalabalıktan çıt çıkmadı. İnsanlar güpegündüz öldürülürken yardım etmekten imtina eden yine onlar değil miydi? Onca trafik kazalarında sadece seyretmekten başka bir şey yapmayan, insanların göz göre göre ölümüne seyirci kalan, hatta kendi aralarında yorum yaparak tartışanlar yine bu yaratıklar değil miydi?

        Karabaş’ın canı yanıyordu. Yüreğindeki ağrı daha farklıydı. O, küçük yavrusunu ıssız bir bahçede bırakarak çıkmıştı. Ona yiyecek götürmesi gerekiyordu. O, daha çok küçüktü. Kendisi beslenemez, kendisini tehlikelere karşı koruyamazdı. O, korumasız küçük bir yavruydu. Yağmur yağdığında ıslanır, şimşek çaktığında korkar, çocuklar onu alır boynuna ip bağlayarak eğlenecekleri bir oyuncak gibi sokaklarda taşlayarak öldürürlerdi. Bunları düşündükçe Karabaş’ın gözyaşları sel olup aktı. Yavrusunun acısı kendi acısını bastırmıştı. Nihayet o bir anaydı. Bu duyguları bir ana beslemesinde kim beslesin?

      Seyircilerin arasında kendisine yardım edilmesi için çırpınan bu iyi yürekli adamın gözlerine baktı. Boynunu büktü. Ne olur yardım et, der gibiydi. Adam da bunu anlamış olmalıydı ki çırpınıp duruyordu. Bir cebine bakıyor, bir köpeğe, sonrada orada bulunanlara yalvarıyordu!

      ”Benim babam Veteriner!” Dedi kalabalığın içinden bir çocuk.

      Adam öyle bir sevindi ki.

      ”Öyle mi? Köpeği hemen babanın yazıhanesine götürelim.”

      ”Parasını sen mi vereceksin?” Dedi çocuk. “ Babam parasız bakmaz!”

       Adam yutkundu. Param yok, diyemedi utandığından. Kalabalığa şöyle bir göz gezdirdi.

       Bu sırada küçük bir çocuk;

       ”Açılın açılın!” Diye bağırarak kalabalığın arasından öne çıktı:“ Yolun kenarına atalım. Gelen arabalar çarpmasın!”

      Kalabalık bu fikri destekledi. Adam, utanmasa Karabaşla beraber ağlayacaktı. Karabaş’ın gözlerine baktı. Yine göz göze geldi. Adamın yapacağı bir şey yoktu. Kalabalığı yararak çıktı ve yavaş yavaş yürümeye başladı. On metre gittikten sonra döndü Karabaş’a baktı. Çocuk, elindeki kürekle köpeği ve dışarı fırlayan iç organlarını bir kartonun üzerine koyduktan sonra onu kürekle yolun kenarına sürükleyerek bıraktı.

       Adam, içi sızlayarak birkaç adım daha attı. Durdu, geriye döndü ve Karabaş’a baktı. Gözlerinden akan yaşı çaresiz bir şekilde elinin tersiyle sildi.

       Karabaş’ta ağlıyordu. Sanki adama, insanları hep sevdim. Beni sevenlere, bana şefkat gösterenlere sadakatle bağlandım. İnsanlara hep güvendim. Ancak insanlara güvenmenin hatasını canımla ödüyorum, der gibi baktı ve son kez havladı!

       

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 1671 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI