Bugun...


Doç. Dr. Yıldız SAADETTİN


Facebookta Paylaş









OSMAN MAZLUM'UN ŞİİRLERİNDE VE GAZELLERİNDE KÖTÜMSERLİK DUYGULARI
Tarih: 01-06-2018 13:58:00 Güncelleme: 01-06-2018 14:07:00


Önsöz

                 Irak Türkmen edebiyatının divan şiirlerinde büyük simalardan sayılan, ve Irak Türklerinin en içli şairi olan Osman Mazlum. Şiirleri yalnızlık hem ve kederle dolu olan şairin, her zaman büyük bir üzüntüye kablandığı için bünün tüm şiirlerinde yanıstmıştır. Her zaman kaderden şikayetcı olan şiirlerinde (Mazlum) mahlasını kullanmıştır. şairin kilasik edebiyatında önemli bir yeri vardır. Hoyrat yoluyla edebiyata giren mazlumun gönül yarası bu aşkla dolunca feyizlenmeye ve türlü nağmelerle seslenmeğe başladı işte bu güne kadar yazmış olduğu şiirler o sesler hep aheng, terennüm ve tesaviridir . Bende bu araştırmada ilk önce şairin hayatına, edebi kişiliğine ve eserlerine baş vurduktan sonra şairin kötümserlik ve acı duygularını da Osmanlı şiirleriyle ve hoyratlarıyla yeni Türkçeye çevirerek açıkladım. Son olarak bu araştırmanın okuyucularına yararlı olmasını dilerim.

Şairin Hayatı

     Osman Mazlum 1922 tarihinde kerkükün imam Ahmet mahallesinde dünyaya göz açmıştır. Babası Mustafa Beyat aşiretine mensuptur . Mazlum 9 yaşında kuran kerimi mahallesinin meşhur mullasından olan marhum hac Hamdi Efendinin yanında hatım etikten sonra okula girmiştır. 

    İlk, orta ve lise okullarını kerkükte bitiren şair Bağdatta hukuk fakultesine girip 1956 da mezun olmuştur. 

     Adalet bakanlığında başladığı görev 1972’ye kadar devam etmiştir. Emeklilik sonrası serbest avukat olarak çalışmıştır.  

1978 yılında geçirdiği bir trafik kazası sonu sakatlandı ve ölümüne kadar evde oturmağa mahkûm oldu.

     Şair daha küçük yaşlarında ilk okulun beşinci sınıfında okurken kerkük hoyratlarının nefsinde yarattığı edebi tesirler neticesi olarak, Türk şiirlerine meyl etmiştir . İlken düzdüğü hoyratları yanında yazıp onları ezberlemeye başlamıştır . sonra boş vakitlerinde bu hoyratlar gibi kendinden hoyratlar düzmeye heves etmiştir. 1941 senesinde divan şairlerinin şiirlerinden beğendiği şiirler gibi beytler kıtalar düzmekle başlamıştır. Böylece Türk divan edebiyatına marakı ve okul hayatında okuduğu Arap şairlerinin şiirlerinden özellikle Abbasiler döneminin şiirlerinden Fayzı Al-Arak ondan pilatonik bir aşk rühü yaratmıştır. Bünün tesiri ile aruz ilmini okuyup öğrenimden gazeller, kıtalar, mersiyeler yazmak ve beğendiği şairlerin baz gazellerini tanzir ve ya tahmis etmeye başlamıştır. 

     Şair aruz ölçüsünde büyük bir başarlı sağlayan bununla bırlıkte onun hece vezninde yazdığı şiir ve düzdüğü hoyratlarla da ön kazanmıştır. Osman Mazlumun gerek cinaslı, gerekse cinassiz hoyratları çoktur. Hatta Irak Türkmenleri arasında kendisi kadar hoyrat düzen görünmemiştir. Osman Mazlum kendi kendine kapanmış bir şairdir. Bu bakımdan şiirlerinde öteki şairlerinki gibi olmayarak bam başka bir hususiyyet görülmüştü , O şiirlerini diğer şairler gibi ne kimseye okutur , ne de kimsenin ona dair fikrini beklerdi .   

     1945 tarihinde yazmış olduğu baz gazellerine ve kıtalarına büyük şairlerden Esat Naib, Reşit Akif beğlerle merhum edip Fehmi Arap Ağa hayrat etmişler ve bunlardan bir kısımlarını ara sıra Kerkük gazetesinde yayılmışlar. Bundan sonra Cumhuriyet döneminde açılan radyo yayınevin Türkmence bölümü edebiyat köşesinde şairin baz şiirlerini yayınlamaya ve şiirleri üzerinde edebi tartışmalar etmeye başlamıştır, ve yine bu dönemde çıkan kardeşlik dergisi mazlumun eski ve yeni şiirlerinden ele geçtığı devamlı bir surette yayınlanmıştır. 

Şairin Eserleri:

1. Kerkük hoyratları 3 cilt Bağdat, 1951

2. Gönlümün Defterinden Kerkük 1967

3. Abidin şiirler. Kerkük 1972

4. Hoyratlar. Bağdat, 1975

5. Horuzla Hasbihal. Bağdat, 1987 

Osman Mazlumun şiirlerinde ve gazellerinde kötümserlik duyguları

Talihsizlik ve sürekli oğursuzluk yüzünden binde bir maramına ayırmadığından muteessir ve mazlum olarak şiirlerinde (Mazlum) mahlasını kullanmıştır. Şair kader ve talihinin yüzüne gülmemesinden ileri gelen oğursuzlukları sebebiyle dunyaya üzgün ve felekten şikayetci ve mazlum bir hayat geçirtti. 

Başlangıçtan insanlığla sürüp giden bir düşünce biçimidir. Bazları bu düşüncenin toplum arasında dengesizliğinden ve yahut insanoğlunun istek ve tutuklarını gerçekleştiremeden ileri geldiğini sanmaktadır. Yaşayışa karşı bu karanlık bakışı temsil eden ünlü simalar her millette bulunmaktadır. Türkmen edebiyatında kötümserlik bayrağını taşıyan şüphesiz ki Osman Mazlum’dur. Şair yaşayışın güzellik yanının olmasına rağmen karanlık yanını canlandırarak renglerin sadece kuyusunu sevincinde aksını duymaktadır. Onun duygularına hakım olan korkunç durumu gerçekce anlatır ve şiirini kuşatan çemberi meydana koyar. Böylece çiçeği solmadan koparılmadan ayakla basılmadan görmez kötülüğün pencesi gülümsemeleri öldürmeden de duymaz.   

Demek ki Osman Mazluma göre kasidenin özel bir tadı vardır. (Falcı) başlıklı kasidesinde büyük bir umutsuzlukla acının yüzünü daha geniş görüyordü aşağıdakı Falçı kasidesinden bu parçayı ele aldık:

FALÇI

Kalbimde hicrandan bir çıban çikmiş

Aklımı tar etmiş hanemi yıkmış

Gözlerim geceler görmüyor uyku

Ufuklar karşımda dumandır falçı

 

Hakim bilmiyor benim derdimden

Derisi burulmuş roy zerdemden

Aç kitap ağzını sen bana söyle

Hangi yer hangi yar darmandır falçı

 

Dıyorlar bilirsin cefr ile remli

Talsamiyle çözersek her bir muşkil

Ebcedi hisapla gel benim bildir

Gönlümde ne illet penhandır falçı

 

Ben diyim derdimi sen hisap ele

Başımdan geçeni yaz kitap ele

Bir nushe takdim et ondan eyube

Çun sabrı sabrımdan nuksandır falçı

 

Akşamım feğandır, sabahım feryad

Ikbalım seringün rüzgârım muzad

Vaktiyle dilberle serayı gönlüm

Mesken bum olmuş verandır falçı

 

Geçtiğim yolların sağ solu diğen

Avare kalmışım yok elem çeken

Ölçe boynuma atlan kollar

Gerd olup başıma yılandır falcı 

Yazdığı şiirlerin klasik olmasına rağmen hiç çekinmeden ve gerçek bir şekilde iç görülerini anlatır. O durum ki dudağına tırmanmak isteyen gülümseyi engellemek ister böylece kötümserlik taşıyan şiirler meydana koyar.

aşağıdaki (Talihim) kasidesinde şair bu kasidede talihsizliğini anlatmaktadır:

TALİHİM

Safha-i bahtım açarsam leylden sevda çıkar

Hasıl-ı ümrüm cihanda ah vaveyla çıkar

İrtiyah-ı kalb bimarım içün nevruz günü

Hangı bir gülzara gitsem bir kuru sahra çıkar

Göy mahbub hudaya hac içün etsem sefer

Başıma taşlar yağar karışma ajderha çıkar

Şah beni davet kılarsa sofra-i valasına

Sv-i hazzımdan pilavı bi nemek şorba çıkar

Öyle bedbaht bir kulum kim çarşıda satsam kefen

Kimse ölmez , ya kefensiz gömmeğe fetva çıkar

Asyab-ı dehirde buğday dartsam nan içün

Ya değirmene su gelmez ya unum arpa çıkar

Muttasıl olmuş bana idbar , ikbalim serap

Tatlı düş görmem fakat bed gördüğüm rüya çıkar 

Öyle yatmış talihim tekmeyle kalkmaz uykudan

Silmiş Ehl-i kehfi yaddan meyyite müdella çıkar

Ger tebenni eylesem bir gürcü oğlu dilberi

Gün be gün sarı olur gül benzi bir Gurka çıkar

Satın alsam bir Habeş abdin getirsem haneme

Kendi Anter ceddi Kisra dayısı Dara çıkar

Ekmeğim şor suyum acı eylemiş Allah benim

Uğruna can verdiğim yarlar bana a’da çıkar

Akrabaya yüz çevirsem akrep-i cenger olur

Ayete’l –kürsi takarsam başıma belva çıkar

Girmesin bedbaht olan mahşerde ya – Rabb cennete

Makdemiyle şer kopar cennette de kavga çıkar

Birbiri üzre bıraksam gördüğüm nekbetleri

Kummesi kandil dağından yükselir bala çıkar

Meştel-i bağ-ı ümitte ektiğim sib-i emel

Ya kurur ya acı kavun yoksa piç baka çıkar

Öyle meyletmiş kaza her dem belalı başıma

Öyle gölgemden beni ta’kibde evla çıkar

Hangı bir ebkem müdinim üzre açsam mahkeme

Dil açar hakim önünde bülbül-i şeyda çıkar

Hak desem küfretti derler can desem dert hasılım

Ferş-i kaşan üzre yatsam adi bir günya çıkar

Lal olur derhal imam ardında kılsam ben namaz

Abdest alsam Fırat’ta çeşmesi kalya çıkar

Mey satarsam hail olur et tuzlasam melhem kokar

Zer fürüş olsam zerim destime hak asa çıkar

Kabe’de vakf eylemekçin kandil alsam Mekke’de

Nuru olmaz yansa yahut zulmet-i beyza çıkar

Rızkımı temin içün sıbyan okutsam tekyede

Altı yaşında çocuk karşımda bir molla çıkar

Kürsi-i vaza çıkıp şerh-i Buhari eylesem

Eyl beni telhid edip idamıma ferma çıkar

Rüyime berber tıraş etdikte vursa pudra

Su-ı hazzımdan o povder bir siyah sürma çıkar

Hanede fikrettiğim çarşıda çıkmaz hiç benim

Tüti-i şirin zebani beslesem karga çıkar

Hangı şeyhin yanna gitsem tarikat almağa 

Lal olur yahut teceddüd ehli bir sima çıkar

Yaz günü eyrkuler alsam küre-i haddad olur

Kış günü tennur yakarsam lehpesi serma çıkar

Horman’dan on koz alsam derdime derman için

Sülsü pük sülsğü de küflü bakisi köra çıkar

Lanet olsun böyle şansa balımı etmiş veba

Ahü gözlü dilber alsam bir gözü çakla çıkar

İstıyaf kasdıyle ger lübnan’a gitsem yaz günü

Nar olur bahrin nesimi germi-i İhsa çıkar

Yavm-i aşurada girsem bir siyah fam elbise 

Gün urar reng sıyahı al yeşil sırma çıkar

Ab-ı zemzem ile gusleyler isem yevme’t-tavaf

Hekke peyda eyleyip canımda egzima çıkar

Dost içün dersem karanful bende kılbaşı olur

Gonca gül koklar isem burnumda bir hora çıkar

Hazret-i İdris benimçin biçmiş olsa bir yelek

Bed gelir tıfsalı mutlak na-kolay sıhma çıkar

Merhaba verdimse dosta mer-cafa verdim sanar

İmtihanda yazdığım doğru naamler la çikar

Çeşmeme derman bırakmak isteyen göz doktoru

Ağzıma derman bırakır şaşırır ama çıkar

Hazret-i  hattap hasmım teğrim etse mazluma

Hükmünü icraya versem hüccet-i ibra çikar 

 

Bütün Türkmen şairleri içinden en çok bu türü işleyen osman mazlum olduğundan Türkmen edebiyatında ün salmaktadır. Başka şairlerin de yapıtlarında kötümserlik görülmektedir, ama hiç biri Osman Mazlum kadar güc ve derinlik göstermemiştır.

Kötümserlik ve acıyla dolu şiirleriyle belkide okuyucu için sevinçlerin yok oluşunu umutsuzluğu gerçekleştiren ortam yaratmış. Mazlum başkalarına açılan kapı ve pencereleri kapatmış ve yanlızlığa kavşmuş ve kendi derinliklerinde yol almaktadır.

Aşağıdaki (Bayğuş) başlıklı şiirinde aynı yuvallakta dönerek ayni tele çalan ve aynı bağırıyışını tikrar eder kara bulutlarını hayat ufuklarına sererek kıtlık ve yokluğu göstermektedir.

BAYĞUŞ

Bilmem ne içün mahzunsun bayğuş

Yalnız gezersen mecnunsun bayğuş

Harabalarda yapmışsın yuva…………

Cihan bağından gözgünsün bayğuş

 

Adam oğlandan nefret eylirsen

Bağ bağçadan hicret eylirsen

Ğonce nergisle yoktur elfiten

Bilmem sen kime meftunsun bayğuş

 

Söyle gönlünde nedir bu kayğu

Çeşim sıyahın görmiyor uyku

Evin yıkılmış ? kimin batmış mı ?

Gamle sinesi meşhunsun bayğuş

 

Yolumu kesmişsin ? yoksa katlısın ?

Gündüzün sakıt gece kaılsın

Cami yikmişsin ? şergemi etmişsin ?

Kendi yurdundan sürgünsün bayğuş

 

Nedir elemin ? nedir kederin ?

Kimse sehl etmiş aceb pedrin ?

kurttan korkmuşsun yoksa ayıdan ?

kalbin çarpıyor solğunsun bayğu

 

Güneş üstüne vakıtsız batmış

Ahır çağında talıhın yatmış

Hak sevip rıya bilmediğinden

Halkın gözünde madunsun bayğuş 

 

Şair çile bülbül kasidesinde geçen günlerin dönmemesi, hayatında baharın bitmesi, gözleri yaşla dolması, güneş batmasıyla gözlerine uyku girmeden ve afakını duman sarması sözçukleriyle bu kasideyi  açıkladı aşağıda (çile bülbül) kasidesinden bu parçayı ele aldık :

 

ÇILE BÜLBÜL

Çile Bülbül çile bülbül

Har sarmaşıb güle bülbül

Geçen günler geri dönmez

Verme ahın yele bülbül

 

Gün dolandı bahar bitti

Gülzarıma hazzan bitti

Gec bulduğum tiz etti

Düştüm yaman dile bülbül

 

Çile bülbül dağ karardı

Afakımı düman sardı

Ne can kaldı ne de canan

Gözyaşımı sile bülbül

 

Güneş battı akşam oldu

Uyku bana haram oldu

Altun ümrüm polat gönlüm

Ğamla döndü kile bülbül

 

Gel dereyim gün çıkanda

O heves yok şimdi bnde

Zulf yarın korkusundan

Mızrab çalmam tele bülbül

 

Kimler içün çalam sazım

Kime diyim gönül razım

Senden başka bir aşık yok

Gönül derdin bile bülbül 

Şair cefayı ve belayı çeken bed ve sıyah bahtını (ırfanımın naşı ardınca) şiirinde güzel bir şekilde anlatmaktadır:

 

IRFANIMIN NAŞI ARDINCA

yarab yeter artık bana çok verme cefayı

Eyub değilim ta çekeyim bunca belayı

Rahım eyle bana vrmuşum kabe ki balta

Aşurada ben kesmişim alı abayı

Her gün bana bir ok vuran ol baht siyahın

Bir çek kulağın zllı bana yaktı semayı

Muzlum gecede söndürüyor şamı umidim

Akşam ediyor gamle bana vakt zahayı

Bağım vuruyor bad hazzan fasıl baharda

Katran ediyor başıma baran şitayı

Derman arıyorken kanayan curh kadime

Ansız vuruyor kalbe değer sehim kazayı

Aşımda bütün gam çanağın kırmada daım

Harım ediyor üstüme alçak seflayı

Ol derdlere duçar ediyor hep beni gör ki

Aciz ediyor fahs atıba hukamayı 

 

şaiirin (neylesun) şiirinden bu iki beyti ele aldık:

 

Lutf edup güller açar nagam bulbuller uyur

Ruz ksmetten siyah bahtana ihsan neylesun

 

Hüküm takdiri beşer yahut hazer meni eylemez

Vadı gelmiş hastaya doktor ve derman neylesun 

 

(Çerh dunya) şiirinde zehirle kendi derdine derman eden bimarları aşağıdaki beytte ele aldık :

Vaiza meni etme mydan ben gibi meyhuvarlari

Zehirle öz derdine derman eden bimarları 

 

Şairin (kutlama) şiirinde gamlı dunyayı aşağıdakı beytte anlatmaktadır:

Nur saçılsun asmandan gamlı dunya yüzüne

Yerde gökte birden olsun sur-u iclal gecesi  

 

Şairin (ardından Selam) şiirinden üzüntülü derdi hakında aşağıdakı beyti ele aldık:

Şefayab oldu derdlerden devay derd gayr eyler

O saki badesinden feyz alup doktordur şimdi 

 

Değerli vefat eden Hakkı Hürmüzlü efendinin hatırasını yad ve ustad muhterem hürmüzü Zade Akif bek hazratlarına taziye namesinden bu beytleri ele aldik:

Ey maarif ufkunun talim ve tehzib yldızı

Eksizin erken afulun yaktı yandırdı bizi

Biz geçen Cuma beraber teşii ettik Adılı

Ne musibettir bu cume teşii etsun eyil sizi

Yurdumun kültür ocağın sen eden ruşun kılan

Her zaman bir saf işikla yok yeşil ya kırmızı 

 

Şairin gazellerine dönerken içinde kötümserlik duygularınıda görmekteyiz(İlk Gazelim) şiirinde sevginin acısını aşağıdakı beytlerde açıklıyor:

İLK GAZELİM

Seherde ey peri binirsin sen ordun zilfine şana

Beni dönderdin ahır aşk ile perişana

İlaçsız hastaya şerbet içirmekten ölüm yendir

 Ölürsem fatiha verme fakat az başla giryana

Düşerse katre katre kabrim üzere gözlerinden yaş

Bahar eyyamı gel gör serpil onda gülistana

Kaytar çoklarını gördükte etrafinda duranım

Ne bilsin dur eder şemi üstüne sözişli pervane

Bürünmüştür lim kırtmaga kendi dut ahımdan

Getir ab lebin raf eyle muhtacım o dermana

Gami hicranla ey bet küfre gittim vaslnı göster

Cemalın görmeden vermem şahadet gelmem imana

Konup gül dalına bülbül misali ağla ey mazlum

Açılsın gonca tacın bahşedim şolreva hındana  *

 

Şairin gazelerinden delin ve gönülün yanması ve acısını aşağıdaki beyitlerde görmekteyiz:

Verdi dud furak şıryanı hasret burusu

Olarak del yanıyor anla musibet nicedir

Ne uzeyninde farah var ne butaynınde surur

Kurumuş sadamı ki bilmez liyunet nicedir

Nice gelmiş ise dehre göçıyor oyle dahı

Neyler ferd bidayet ne nihayet nicedir 

 

 Şairin ayrı gazeline gelerken gönül kırılmasını aşağıdaki bette anlatıyor:

Del meksura dehrin bize olmuş muteallık

İrapta hep car ile mecrurden usandık  

Şairin gazellerinden coşan gamıyle ve geçen mazıyı aşağıdaki bette görmekteyiz:

Sakıya bir bade son gönlümde gam coştu yeline

Hatıramdan geçti mazi ya da yar düştü yeline

Haylı demdir dam sevdadan halas olmuş gönül

Ahu göz bir dilberin zülfüne eylemişti yeline    

Acı Osman Mazlumun şiir deneyinde en canlı şeklinde görülmektedir ve şiir yapısının temel taşıdır. Bu acı şairin iç dünyasına umutsuzluk ve hayatın değersiz olma düşüncesinden yanıstmaktadır.

Bu kasidelerle bu şiir yapısı bu iç yüzle şiir meydanında özel bir yere yükselmiştir Osman Mazlumun çağdaş Türkmen şiirinde bu alanda ön salmıştır.

Osman Mazlumun Hoyratlarında kötümserlik duyguları:

Hoyrat ve Mani:

Sözlü manzum halk verimlerinin çok zengin bir kolu da manilerdir. Mani halk edebiyatında hem bir tür hem nazım şeklidir. Mani nazım şekli üzerine kurulmuş birçok manzumeler de vardır. Hoyrat adı verilen cinaslı maniler de ayrı bir güzellik ve incelik taşır. Bunlarda, söylenişi benzeyen fakat anlamı ayrı olan kelimelerin kafiye yapıldığı görülmektedir.

Hoyrat, hoyrat, koyrat ve koryat adı verilen ve yazanları pek belli olmıyan cinaslı dörtlükler, halk edebiyatı ve musikisinin en ince ve güzel örneğini teşkil eden bir çeşit düzme (nazım) ve ezgi (nağme) şeklidir. Cinassız düz kafiyeli olanları da vardır ki, bunlardan bir kısmına mani adı verilmiştir.

Özel bir uslupla yazılmiş olan bu dörtlükler, hakikatte derin anlamlar taşıyan ufacık sözlerin sanatkârane işlenmesinden doğan ve halkın içli duygusuna tercüman olan bir çeşit ifade tarzıdır. Halk şiirimizin folklor yanıyle ilgili sayılan hoyrat ve mani tarzı, yüzyıllardan beri şifahi halk edebiyatımızın önemli bir bölümü halinde yaşamış ve büyük tesiri devamlı olarak icra etmiştir. Ayni zamanda, musiki bakımından da umumi Türk sanat musikisi için önemli bir kaynak vazifesi görebilen hoyrat havalarımız, geniş ölçüde halk kitlelerine nüfuz etmiştir.  

Hoyrat ve manilerin, asılda aşk, elem ve ıztırap kaynağından coşan içli duyguları, gönüllerin aksettirme ihtiyacından doğduğu düşünülebilir. Bu da, içtimai hayatın doğurduğu mahrumiyetler sebebiyle ve başa gelen felaket ve faciaların biraktığı yankının uzun sürmesi, söz gelişi, sevgiliden herhangi bir sebeple ayrılma, ölünün arkasından haftalarca yas tutup yıllarca yanıp yakılma olayı, yüzünden husule gelmiş sayılır. Gençlerin askerlik ve daha başka sebepler dolayısıyle geç evlenmeleri veya istediklerini bazı sebeplerden ötürü alamamaları ve yahut herhangı bir sebepten ötürü muratlarına ermemeleri, hoyrat ve manilerin doğuşunda hep önemli roller oynamıştır. 

Osman Mazlumda hoyrata çok önem vermiş onun yazdığı hoyratları bile sevdayla yaratılmıştır ve hoyrat yoluyla edebiyata giren şairin kötümserlik duyguları yalnız şiirlerinde değil hoyratlarınada yansıtmıştır.

(Horuzla hasbihalim) adlı olan bu manzumayı (6+5) hece vezni üzerine boş vakitlerinde yazmıştır aşağıda horuzla özel bir hasbihal hoyratında şairin acısını ve üzüntüsünü açıkça görmekteyiz:

            Horuzla           özel bir hasbihal

Gel horuz alemden inizal eden

Hulvettede bir üzel hasbihal eden

Kuş dili derdleşen kil ve kal eden

Görelim hangımız delhundur horuz

Hangımız hayattan memnundur horuz

*****

Kendine açma sen bana acı

İkbalım seringun ağzıma acı

Akrıba ahbabın çoğu yalancı

Var günü yanıma alırlar horuz

Dar günü yabancı kalırlar horuz

*****

Çorumda ararım ehli vefa yok

Dedime ararım doktor deva yok

Hazzanlı bağımda boy safa yok

Derd söyler can desem canana horuz

Yok bir baht bu yaman zamana horuz

*****

Ayağım eyl kırdı gönlümü yaran

Kademi gam büktü kolumu düşman

(İrfan) mı aldı elimden yezdan

cigerim dönmüştür kebaba horuz

sığmıyor derdlerim kitaba horuz

*****

(irfan) mı aktıkça kan döker gözüm

Yüreğim sızldar kırılır dizim

Vakıtsiz baş egdi benim tırazum

Hasıla yeten dem boğuldu horuz

Elimin asası oğuldu horuz

*****

Gündüzüm geçiyor ah-u hasretle

Gecemi bularim zar furkatle

Yanarım sabahtan ben bu haletle

Yildizlar akarlar narımdan horuz

Bülbüller ağlarlar zarımdan horuz

*****

Ruyada görersem serva kametin

Tayfını görerem ben kıyametin

Ala göz o kel yüz o besmatın

Karınca alıyor zavkını horuz

Taş toprak örtüyor şevkini horuz

*****

Ğayb ettim ben onu bir daha bulmam

Mahşarda görerem yüzünü bilmem

Onunçun döktüğüm yaşları silmem

 



Bu yazı 572 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI