Bugun...


Durdu GÜNEŞ


Facebookta Paylaş









MİZAH VE HOŞGÖRÜ
Tarih: 01-12-2018 12:30:00 Güncelleme: 01-12-2018 12:30:00


       Düşündürme, eğlendirme ya da güldürme amacıyla hayatın çelişkilerini, gülünç ve alışılmadık yönlerini ortaya koyan sanata mizah, bir şeyi olabildiğince anlayışla karşılayarak hoş görmeye ise hoşgörü diyoruz.

       Mizah ve hoşgörü birbirini tamamladığı takdirde şiddetten ziyade sevgiye, asık surattan ziyade gülümsemeye kapı açılır.
       Hoşgörü yerine baskıcı bir anlayış mizahı yeraltına iter. Bastırılmış ve tazyik kazanmış mizah, sosyal olaylarla birlikte patlar. Sair zamanlarda ise karşı ruh sağlığının emniyet sübabı gibi özel sohbetlerin tadı tuzu olur.

       Örneğin 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Milli Birlik Komitesi Başkanı Kenan Evren’e yönelik fıkralar dilden dile dolaşırdı. Askeri yönetimin getirdiği baskı ile demokrasi özlemi şu fıkra ile anlatılırdı.

       Kenan Evren sakal traşı için berbere gitmiş. Berber traş yaparken soruyormuş: “Paşam ne zaman demokrasiye geçeceğiz?” Evren, “Geçeceğiz, geçeceğiz" diye geçiştirmeye çalışmış. Berber ısrar edince öfkelenmiş. “Geçeceğiz dedik ya! Ne iki de bir sorup duruyorsun?” Berber “Paşam ben demokrasi dedikçe sizin sakalınız sertleşiyor. Daha rahat traş ediyorum, onun için soruyorum” demiş.

       Mizahçı hayatın içindeki bir def'oyu yakalar ve onu komik göstererek eleştirir. Herkesin söylemeye cesaret edemediği bir aykırılığı fıkranın perdelemesine ya da masumiyetine dayanarak ortaya koyar. Mizah, kulaktan kulağa, hafızadan hafızaya dolaşarak toplumsal muhalefeti mayalar. Kontrol altına alınması güç olan ve alttan alta ilerleyen yeraltı mizahı baskıcı yönetimlerin baş belası haline gelir.

       Mizah baskı karşısında yeraltına çekilerek güçlense de legal olarak dergi, gazete, televizyon gibi alanlarda varlığını sürdürmesi ve müessese olarak yaşaması zorlaşır. Çünkü mizah üretmek yayınlamak aynı zamanda hapsi, ölümü göze almaktır. Bu nedenle mizahın legal olarak gelişmesi, siyasal ve sosyal bir hoşgörünün varlığını gerektirir.

       Amerikanın efsane Başkanı Abraham Lincoln,(D. 1809-Ö.1865) oldukça çirkindir ve kendisi de zaten bunun farkındadır. Birgün mecliste kürsüde konuşurken muhaliflerinden Douglas, oturduğu yerden Lincoln’a,“Sayın milletvekilleri, A. Lincoln’ın her dediğine sakın inanmayın! O, ikiyüzlünün tekidir, diye laf atar.” A. Lincoln, gayet sakin bir şekilde karşılık verir;“Hanımefendiler ve beyefendiler! Soruyorum size, eğer benim iki tane yüzüm olsaydı, bu yüzümü hiç kullanır mıydım ? diyerek yüzünü gösterir.

       İngiltere’nin efsane Başbakanı Winston Churchill, (D.1874- Ö.1965) yanak sarkıklığını abartarak buldog köpeklerine benzeten karikatüristle karşılaştığında şöyle demiş. “Hata yapıyorsun dostum. Benim yanaklarım bulldog köpeklerinden daha fazla sarkar.”

       Güney Afrika Cumhurbaşkanlığı(1994-1999) yapmış ve 1993 de Nobel Barış Ödülü de alan Mandelana’nın ( D.1918-Ö.2013) karikatürünü çizen karikatürcüye Mandela telefon ediyor. Karikatürist kötü bir durumla karşılaşacağı endişesiyle telefona bakıyor. Mandela “Bu hafta karikatürümü göremedim merak ettim, neden çizmedin?” diye soruyor.

       Mizah hoşgörüyle birleştiğinde ihtilaflar daha kolay çözülür. Mizahın ve hoş görünün olmadığı yerde argo, küfür, hakaret, galiz ifadelerle birlikte ardı arkası kesilmeyen düşmanlıklar, kin, nefret hüküm sürmeye başlar. Mizah ve hoşgörü, eleştiriye sevgiyle yaklaşmak iken mizahın ve hoş görü olmadığı takdirde Mizah yerine şiddet, hoş görü yerine nefret geçer. Bu durum çeşitli trajedilerin oluşmasına yol açar.

       Gelişmiş ülkelerde başarılı ve sevilen siyasetçilerin mizah danışmanlarının olduğunu öğreniyoruz. Siyasetçiler mizah kullanımı konusunda eğitim alıyorlar. Böylelikle nerede nasıl espri yapacakları ve fıkra anlatacakları öğretiliyor.

       Totaliter rejimlerde komünizmle yönetilen ülkelerde mizah baskı altında tutulur.

       Hiciv şairi Nefi (D.1572-Ö.1635) dönemin Veziri Bayram Paşa hakkında bir hicviye kaleme almış, bu hicviyesinden ötürü, 1635 yılında, sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürülerek , cesedi İstanbul boğazı'nda denize atılmıştır.

       Zihni Göktay’ın bir söyleşisinde baskıcı rejimlerdeki mizaha tahammülsüzlüğe şu örnek verilir.

       “Romanya’da Tanese isimli bir adamın çadırlı tiyatrosu var. sirk gibi dolaşıyor. Bolşevik askerleri Romanya’yı işgal ettikleri zaman herkesin kolundaki saati toplamışlar. Aradan on beş yirmi gün geçtikten sonra sahne de içeri giren bir arkadaşına saat kaç demiş. Ondan sonra adam da kolunu sıyırmış, saat yok. Vardı ama asker aldı deyince ertesi gün Ruslar adamı kurşuna dizmişler. (Boylan, Melike Eğilmezler, YKY ,2016, İstanbul)

       Toplumsal ve siyasal dengenin sağlıklı bir zemine oturmasında mizah ve hoşgörünün önemi büyüktür. Aksi takdirde gereksiz yere düşmanlıklar, gerginlikler, huzursuzluklar artarak devam edecektir.

...


Bu yazı 318 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI