Bugun...


Elif YAVAŞ


Facebookta Paylaş









AHMED ARİF VE LEYLİM LEYLİM
Tarih: 01-12-2018 13:07:00 Güncelleme: 01-12-2018 13:07:00


HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM 

   Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana.

   Ard arda kaç zemheri,
   Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
   Dışarda gürül gürül akan bir dünya...           
   Bir ben uyumadım,
   Kaç leylim bahar,
   Hasretinden prangalar eskittim.
   Saçlarına kan gülleri takayım,
   Bir o yana 
   Bir bu yana...

    ……..    ………..      ……….

     ……….    ………     …………

       Ahmed ARİF

      Hasretinden Prangalar Eskittim… Pranga şiiriyle meşhur bir şairimizin şiiriyle yazıma giriş yaptım. Selâm bile vermeden okurlarıma bir şiirle konuk olmak istedim. Ahmed Arif, Can Yücel, Nazım Hikmet, Orhan Kemal dörtlüsü sol görüşleri ve dönemin siyaset ortamında yazdıkları şiirleriyle çok çektiler belki de. Fikirler her zaman hür olmuyor, dilini tutamayan yazar ve şairler bazen kendilerini demir parmaklıklar ardında buluveriyor. Yıllar sonra da eserleriyle aramızda en çok hatırlananlar yine kendileri oluyor. Özgürlük, başkaldırış ve isyan üçgeninde aşka dair mükemmel şiirler doğuyor bazen.

     Ahmed Arif’in müzesini ve bir türlü kavuşamadığı, hasretinden prangalar eskittiği sevgilisi olan Leyla Erbil ile olan mektuplaşmalarını 2014 yılında Diyarbakır Valiliğinin bir programında ziyaret etme fırsatım oldu. O vakit yayınevinden yeni kitabım çıkınca Türkiye’nin farklı bölgelerinden davet edilenler adına yol masrafı, gezi ve konaklama masraflarımızı valiliğin üstlendiği o programdaki şiir gecesine katılmak “en genç şair”lerden biri olarak bana da nasip olmuştu. Diyarbakır topraklarındaki hayatımdaki ilk uçak yolculuğum o yıl oldu. Televizyon ve yerel gazeteler önünde ilk kez o gece heyecanımı yenerek protokol önünde hayatımda ilk kez şiir okumuştum. İLK’ler güzeldir ve özeldir. Diyarbakırlı sunucumuz o akşam Çanakkale ilinden gelen tek konuk olan benim ismimi yanlış söylemişti. “Elif YAVAŞ” ismim yerine, yanlışlıkla Türkiye’nin en ünlü roman yazarlarından biri olan “Elif ŞAFAK” adını mikrofonda söyleyiverdi. Sonra hatasını düzeltti. Kim bilir belki de bu dil sürtüşmesi iyiye işaretti, gün gelecek ben de eserlerimle ülkemin her kesimine hitap eden bir yazar olacaktım. “Ahmed Arif’i ilk kez o Diyarbakır yolculuğumda gezi rehberimiz eşliğinde müzeyi gezince tanıdım.” desem yalan olmaz. Bir şairi önce sevemiyor insan, sonrasında tanıdıkça ilgili oluyor. Ahmed Arif’ten bahsedelim…

        Kendisi Diyarbakırlı bir şairimiz ve aynı zamanda gazetecidir. 12 Aralık 1972’de oğlu Filinta dünyaya gelir. Baba olmasıyla ilgili duygularını Milliyet Sanat Dergisi’nde şairimiz şöyle anlatmış:

     “Yaşamımda en büyük sevinci baba olduğum gün duydum. İnanır mısınız, tam iki yıl oğlumun nüfus cüzdanını cebimde taşıdım. Cebimdeki, sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. Oğlum olmuştu… Oğlum, dünyanın en güzel güvercini… Dünyanın en güçlü silâhı.”

     Oğlu Filinta Önal’ın babası Ahmed Arif hakkında anlattıkları şöyledir:

     “Babam dedeme çok düşkündü. Hep erken kaybettim, derdi. Babamın gerçek adı Ahmet Hamdi Önal’dır. Mahlas olarak kullandığı Arif, dedemin adıdır.”

     Filinta Önal, babasına dair anılarının devamında:

     “Pek çok işi kendisi yapardı, yapmayı da severdi. Doğal olarak dışarıda, esnafla iç içeydi, bütün mahallenin Ahmet Abisi idi. “Ölürsem beni, cenazemi Hacı Bayram’dan kaldırın” demişti. Orası daha garibanların gittiği bir yer. Maltepe daha şehirli insanların gittiği bir yer. Fakat öldüğünde Hacı Bayram’da restorasyon vardı, mümkün değildi. Maltepe’den kalktı.”

       Parası yoktur, o zamanlar ev geçindirmek zordur. Bu nedenle, yaklaşık 40’lı yaşların başında evlenir. 45’inde de baba olur. 1967’de evlendiği Aynur Hanım: “Güzel bir babaydı, güzel bir eşti. Güzelliklerle anıyoruz onu. Çok erken kaybettik.” der.

      Ülkü Tamer’in, Ahmet Arif’le ilgili çok güzel bir anısı var:

     “Ahmed Arif en sevdiğim şairlerden biri. İnsan olarak da inanılmaz derecede sıcak bir dosttu. Muzaffer Erdost’la bazı geceler 12’den sonra bir karpuz alıp onu gece sekreteri olarak çalıştığı gazetede ziyarete gider, saatlerce çene çalardık. Kahkahalar atarak sık sık anlattığı bir olayı hiç unutmadım.

    Diyarbakır’dan Ankara’ya gitmiş. Annesi memlekette. Komşu kadınlar boyuna övünürmüş. Benim oğlum İstanbul’a gitti, memur oldu. Benim oğlum İzmir’e gitti, bankacı oldu. Ahmed Arif’in annesi durur mu, o da başlarmış övünmeye: “Benim oğlum da Ankara’ya gitti, komünist oldu.” “Ne bilsin anam!” derdi Ahmed Arif. “Komünistliği de mühendislik, doktorluk gibi meslek sanıyor.”

     Oğluna hasret bir anne o dönemin koşullarında nereden bilebilir ki komünist kelimesini ve komünistliği. Oğlunun cezaevlerinde prangalarla geçen yaşamında bile Leyla’sına şiir yazdığını nereden bilebilir. “Leylim Leylim” eserinde sonradan bir araya gelmiş mektuplaşmalar var. Diyarbakır’da Ahmed Arif’in özel yaşamına dair o edebî mektuplar vitrinde olunca sadece zarfını görmüştüm tabi. Eğitim Fakültesindeki Türk Edebiyatı alan derslerimizde bir kız arkadaşımız orijinal bir kitap kapağıyla Leylim Leylim’i sınıfa getirince hepimiz merakla incelemiştik. Önemli olan o mektupları hissederek okuyabilmek elbette.

     Ahmed Arif’in Leyla Erbil ile yarım kalmış aşkı yıllarca konuşulmuş. Leyla Hanım’ın izniyle de mektuplar yayınlanmış. Evli olsalar bile insan demek ki ilk aşkını unutamıyor. Sonrasında mektuplar “Leylim Leylim” ismiyle kitaplaşır. Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e… Bu güzel eseri aslında tartışarak kaleme almak gerek. Ahmet Arif’in de Leyla’sı; ‘Leyla Erbil’ olmuş. Tıpkı Mecnun’un Leyla’sı olduğu gibi. “Leylim Leylim” mektupları yel olur meneviş gözlerde ve dillerden düşmeyen aşk üşüşür kalplere. Mektup tadında hasretlik hatıralarınız olsun.

 

KAYNAK:

www.turkedebiyati.org | Türk Dili ve Edebiyatı Dersleri Kaynak Sitesi

 



Bu yazı 315 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI