Bugun...


Elif YAVAŞ


Facebookta Paylaş









HALİT ZİYA UŞAKLIGİL’İN SANAT ANLAYIŞI
Tarih: 01-02-2019 06:41:00 Güncelleme: 01-02-2019 06:41:00


     “Aşk-ı Memnu” adlı televizyon dizisi için bir dönem ekranlara kilitlendik. Bağımlılık yaparcasına, romandan farklı sahneler içererek seyircisinden reyting alma sevdasıyla uğraşan özel kanal ve o diziden ekmek yiyenler adına ekranların esiri olduk. Sanattan ekmek yiyenlere ve kaliteli işler başaranlara sözüm yok. Ben o dizinin hiçbir bölümünü baştan sona soluksuz izlemedim. İnsan, televizyon bağımlısı olunca; zamanından, aile ortamından, verimli akşam saati sohbetlerinden mahrum kalıyor. Aşk-ı Memnu (Yasak Aşk) romanını kütüphaneden aldığımda içinde Osmanlıca-Farsça karışık kelimeler ve Türkçe olmayan tamlamalar çoktu. Bir eseri elime alıp okumaya başlayınca asla yarım bırakmam çünkü unutkanlık yaratıyor ve zihin dağılıyor. Biraz incelemiştim sadece ve her kelimenin günümüz Türkçesindeki anlamı dipnotlarda, en arka sayfadaki Osmanlı Türkçesi mini sözlükte açıklamalarıyla mevcuttu ve bazı kelimelerin de parantez içinde eş anlamları vardı. Parantez içine, sayfa altındaki yıldızlı dipnotlara ve arka sayfadaki Osmanlıca sözlüğe bakarken ben o kısımda sıkılmıştım. Elbette her kitabı orijinal diliyle ve ilk basımından okumak gerek ve bunun için zaman ve sabır lâzım. Eğitim temposunda benim de o durumda geniş vaktim olmamıştı. Nasıl olsa filmi vardı.

 

     Anlayamadığım bir eserin önce görselini, film ve tiyatrodaki canlı hâlini izleyip sonra o kitabı elime aldığımda daha iyi anlarım. Tabii herkesin taktiği kendince farklıdır. Rus Edebiyatının dili de çok ağırdır mesela. Rus klasikleri için bir kitabın Türkçe dile çevirisi öğrencilerime ağır gelince; kitabı anlayamadıklarında onlara da önce filmi varsa o filmini, ardından kitabını tavsiye ettim hep.

     Reytingler artınca Aşk-ı Memnu Türk dizisi Arap ülkelerine satıldı. Beş altı yıl sezon filmleriyle uzadı da uzadı. Aşk-ı Memnu’nun dizi tekrarlarını, sonrasında farklı bir özel kanalda gece ve gündüz saatlerinde izleme fırsatı bulduk. Bazı filmleri izleyince gına gelir. Kimi filmler de birkaç yıl uzar ve senaristiyle, başarılı oyuncu kadrosunun emeğiyle tüm dünyanın kalbini sahiplenircesine sevilir. Aşk-ı Memnu’yu siyah beyaz filmiyle, Türkiye ekranlarında ilk kez devlet kanalımız TRT’de ekranlara konuk olan o orijinal senaryosundan izlemek gerek. Çalıkuşu, Aşk-ı Memnu, Acımak ve daha birçok Türk klasik eserimiz TRT kuşağındaki o muhteşem edebî arşivlerde bizler için hazinedir.

     Halit Ziya mükemmel bir yabancı dile sahip ve yabancı klasikleri orijinal dilinden çabalayıp azimle okuyan biri. Günümüz gençleri olsa hemen Türkçe dile çevrilen Rusça, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Arapça, İngilizce eserleri Türkçe hâliyle okur; üşenip sözlüğe bile bakmazlar. Yanında sözlük taşıyan gencimiz çok az. Bir yabancı filmi de alt yazılı hâliyle incelemeden önce yabancı dildeki kulak dolgunluğu için orijinal İngilizce dilinden izlemeli. Eğer çok zorlanırsak, hemen Türkçe fragmanına geçmeden önce alt yazlı İngilizce-Türkçe hâlini biraz incelemek de kâfi. Türkçe espri, deyim ve tamlamalarımızı İngilizceye aynen tercüme edebilmek elbet zor. Önce Türk kültürünü iyi bilmek, biraz Türkiye’de yaşamak gerek. Halit Ziya işte böyle bir eserini gencecik yaşta, yirmili yaşların başında yazmış. O gençlik döneminin dev edebî eseri olan Aşk-ı Memnu romanına ve yazarımızın hayatına göz gezdirelim beraber. Bu kısma kadar kendi yorumumu ve gözlemlerimi sizlere aktarmıştım. Şimdi de detaylı bilgiler için “Türk Edebiyatı” sitesinde okuduklarımı sizlerle paylaşayım.

     Halit Ziya UŞAKLIGİL: Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Dönemi yazarlarından ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912)’dir. Bunun yanı sıra Ayan Meclisi üyesidir. Ayrıca bazı edebî yazılarını Hazine-i Evrak adlı dergide “Mehmet Halit Ziyaeddin” adıyla yayımlamıştır.

     * “Servet-i Fünun Edebiyatının En Büyük Nesir Ustası” kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır. 1866'de İstanbul'da doğan yazarımız 27 Mart 1945'te yine İstanbul'da yaşamını yitirir.

     "Uşakizadeler" olarak tanınan İstanbullu bir aileden Hacı Halit Efendi'nin oğludur. Edebiyat yaşamında 1925'te yayınlanan "Aşk-ı Memnu" ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir kurgusu ve tekniği olan bu romanda; genç ve güzel bir kadının zengin ama yaşlı kocasına sadık kalma kararına karşın elinde olmaksızın yasak bir aşka sürüklenmesi, olayın psikolojik nedenleri üzerinde de durularak gerçekçi bir yaklaşımla anlatılır. Romanda olay, kişiler arasındaki maddî ve manevî bağlantılarla ustaca örülmüştür. Hareket, betimleme ve ruh çözümlemeleri ölçülü ve dengeli olarak işlenmiştir.

     * Yazarımız, “Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları yazan sanatçı” olarak kabul edilir.
     * Servet-i Fünûn döneminde roman ve hikâye türünün en önemli ismidir.
     * Eserlerinde realizm akımının etkisi görülür. 

      “Mai ve Siyah” romanını okudunuz mu? Yazarımızın bu eseri de Aşk-ı Memnu gibi çok ilgi görüp okunmuş ve filmi ekranlarda yer almıştır. Mai ve Siyah eseri de öğrencilik dönemimde severek okuyup bitirdiğim kitaptır. Bazen gözümüze çok kalın görünen romanların senaryosu akıcıysa o eserde zevkle yol alırız. "Mai ve Siyah” romanındaki Ahmet Cemil karakteri Servet-i Fünun sanatçısını temsil eder. Ruh tahlillerine önem verilir.

      İlk dört romanı sanatçımızın İzmir dönemine aittir: “Sefile, Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası”. Diğer romanları İstanbul dönemine aittir. Roman dışında hikâye, mensur şiir, deneme, tiyatro, anı türünde edebî eserleri de vardır.

     Edebiyatçılarımızın arasında baba olmanın acısını en çok o yaşamış. Üç çocuğu (Vedide, Sadun, Güzin) küçük yaşlarda çeşitli hastalıklardan dolayı ölmüş. Halit Ziya; hayatta kalan evlâtlarından Sadun için Kırık Oyuncak’ı, Güzin için Kırık Hayatlar’ı yazar. 1904 yılında doğan oğlu Vedat, iyi bir eğitim alır. Almanca, Fransızca ve İngilizce öğrenen Vedat’ın esas tutkusu müzik ve piyanodur. “Bir Acı Hikâye” adlı kitabında Halit Ziya, oğlu Vedat’ı anlatmaya çok küçük yaşlarından başlar. Onun kırılgan ruhunu, inceliğini, yaşamla kurduğu estetik ilişkiyi, fedakârlığını, özellikle de kardeşi Bülent ile ilişkisini, kültürünü yetkin bir edebiyatçının kalemiyle aktarır.

     Tevfik Fikret de oğlu Haluk adına “Haluk’un Defteri” eserini edebiyatımıza kazandırdı hatırlarsanız. Sanatçıların evlât acısı, anne hasreti, memleket sevdası, kavuşamadıkları sevgilileri ve yaşadığı sıkıntılar eserlerine bir şekilde konu olur. Sanat anlayışınız ve romanlara bakış açınız her daim canlı kalsın. Saygılarımla…

 



Bu yazı 1789 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI