Bugun...


Elif YAVAŞ


Facebookta Paylaş









ORHAN KEMAL’İN ROMANLARI
Tarih: 01-03-2019 08:00:00 Güncelleme: 01-03-2019 08:00:00


     Orhan Kemal’in romanlarını okudunuz mu? Kendisinin ekmek kavgası ve hayat mücadelesini içeren eserleri size de çağrışım yaptı mı? Toplumsal konulara duyarlı mısınız?

 

     Lise yıllarımda Cemile romanını okumuştum. O zamanlar o eser ruhumu pek sarmamıştı. 72. Koğuş oyunu da filme uyarlandı hatırlarsanız. El Kızı romanını okudunuz mu? Nisan 2018’de okuduğum “El Kızı” romanında gözyaşlarıma hâkim olamadım. Kaynanasından çok çeken iyi kalpli bir gelin, anasız kalan bir torun, her şeyden bihaber bir koca… “Etme, bulma dünyası” derler ne de olsa; romandaki kayınvalide de fazlasıyla çekmişti. Toplumsal gerçekler, dört duvar arasında yaşananlar, gelin-kaynana çatışması, kimsesiz kalma, ezilip de ses çıkaramama konuları romanda mükemmel dokularla yer almış.

     Orhan Kemal’i anlatmak istedim sizlere ve bir eserini tavsiye etmek istiyorum. El Kızı romanında ’El Kızı’ tabiriyle bu romana isim olan kişi: evin gelini Nazan’dır. Sert bir kaynana olan Hacer Hanım ve avukat oğlu Mazhar Bey çerçevesinde devam eder olay örgüsü. Zengin bir aileye fakir bir kız olarak gelip gelin olmak, Nazan’ı elkızı konumuna düşürür. Kaynanası gelinini zengin oğluna lâyık göremeyip onları ayırır. Bar kadını Jale’ye âşık olan Mazhar Bey onunla evlenince Hacer Hanım de yaptıklarının bedeli olarak aynısını bu yeni gelininden çeker. Aslında Jale iyi biri olsa da eski gelinine yapılanları çok iyi bildiği için tedbirlidir. Nazan’ın tek mal varlığı, Mazhar Bey’in kendisine satın aldığı epey pahalı ve kadife kutusuyla dikkat çeken elmas yüzüğüdür. Başına ne geldiyse hep o yüzükten gelir lâkin Nazan ölünce de gelecekte doktor olan, anasız yaşayan oğlu Haldun o yüzükle zavallı anasını tanır. Güzeller güzeli Nazan’ın çilekeş hayatı yüz hatlarında katmer katmerdir. El kızı diye itilip kakılan bir gelin, ekmek mücadelesi, kıskançlıklar, sokak kültürü, ev içi yaşam Orhan Kemal’in kaleminde güçlü tasvirlerle ele alınmış. Kitabı okumayanlara önerebilirim.

     15 Eylül 1914'te Adana'nın Ceyhan ilçesinde doğar Orhan Kemal. 2 Haziran 1970'te yaşamını yitirir. Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi, öykü ve roman yazarıdır. Asıl ismi: Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Yaşar Kemal “İnce Memed” romanında Adana-Çukurova topraklarını anlatırken, Orhan Kemal de eserlerinde Adana-Ceyhan’ı anlatır. Kemal soyadları Türk edebiyatımızda hep kafa karışıklığı yaratmıştır hani. Öğrencilerim yazar-eser eşleştirmesinde toplumsal gerçekçi yazarlarımızdan Kemal’ler konusuna gelince hep karıştırırlardı. “Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Namık Kemal, Kemal Tahir” yazarlarımızın isimlerine takılıyor zihnimiz. Yazarlık dışında her mesleğe el atmıştır Orhan Kemal. 1939'da ilk şiirlerini yazdığı askerliği esnasında, komünizm propagandası yapmak suçlamasıyla 5 yıl hapse mahkûm olur. Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yatar.

    Bursa Cezaevi'nde Nâzım Hikmet'le tanışması, yaşamının ve yazarlığının dönüm noktası olur. Her yazarımızın dönüm noktası, hayatında iyi insanlarla tanışmasıyla yükselmedi mi? Birileri elinizden tutunca yeteneğinizle yol alırsınız. 1943'te salıverildikten sonra Adana'ya döner. Amelelik, sebze nakliyeciliği, Adana Verem Savaş Derneği'nde kâtiplik yapar.

     "72. Koğuş, Murtaza, Eskici ve Oğulları, Kardeş Payı" adlı eserleri tiyatroya uyarlanır. Doğrudan oyun olarak 1964'te yazdığı tek eseri "İspinozlar", "Yalova Kaymakamı" adıyla sahnelenir.

     Öykü ve romanlarında günlük yaşamın değişik yönlerini işlemiştir. Kahramanlarını çoğunlukla sömürülen, yoksul insanlardan seçer. Bu insanların yaşamlarını, sorunlarını, iç dünyalarını yansıtırken kinsiz, sevecen, umutlu bir yaklaşımı benimser. Sanatının olgun döneminde daha çok Adana yöresindeki toprak ve fabrika işçilerini konu aldı. Çukurova'nın toplumsal ekonomik yapısındaki değişimin yöre halkı üzerindeki etkilerini inceler. Ailesi 1971'den itibaren adına "Orhan Kemal Roman Armağanı" vermeye başlar. Hanımın Çiftliği, Gurbet Kuşları gibi 1960’lı yıllara ait romanları filme de alınır. Orhan Kemal’in birçok eseri var, en çok da romanlarıyla ön plandadır.

     Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, Ayça Öztorun’a verdiği röportajda babası ile ilgili şunları anlatır:

      “Annemiz Nuriye Hanım oldukça emektar, şefkat dolu bir insandı. Fatih’te küçücük bir evde otururduk. Bir açılır kapanır masamız, duvarda eski bir radyomuz vardı. Tek eğlencemiz oydu. Oturacak küçük bir oda ve çok küçük bir mutfak. Anneme, seksenli yaşlarına geldiğinde sormuştum: ‘Anne, babamız parasız pulsuzdu. Düşüncelerini kâğıda aktardığı için hapislere girip çıkmıştı. Babamla evlenmeden önce varsıl insanlar, sana evlilik teklifinde bulunmuşlar. Neden gittin babamı seçtin?’ dedim. Annem şöyle bir durdu. Duygu dolu gözlerle bana baktı ve: ‘Ben babanı çok sevdim.’ dedi. Annem, bence bu ailenin kahramanıydı. Annemin adı Nuriye. Babam Cemile adlı romanı annemden esinlenerek yazmış. Annem, babamız hapse girdiğinde bizim umutlarımızı kırmamış: ‘Okulunuzu okuyup bir yerlere geleceksiniz. Gerekirse emeğimle çalışır, sizi kimselere muhtaç etmeden okuturum.’ demişti.”

       “Evin en küçüğü olmam nedeni ile biraz torpilliydim. Müzede gördüğünüz yatağın üzerine bir tane gofret koyardı. Çalışmasına ara verip biraz dinleneceği vakitlerde bana seslenirdi. ‘Işık, koş gel. Bak sana kuş ne getirdi’ derdi. Babam bu numarayı defalarca yaptığı için babamın gofret getirdiğini bilir, yıldırım hızı ile yatağın üzerine atlardım. Gofreti nefes almadan yerdim. Babam, daktilosunun başında beni seyredermiş, ben onun farkına bile varmazmışım. Gofret bittikten sonra alüminyum ambalajına bulaşan çikolatayı yalardım. Sonra işim bitince babamı öper, odadan çıkardım. Yıllar sonra öykülerini okumaya başladığımda “Çikolata” isimli öyküsü dikkatimi çekti. “Ben miydim acaba bu öyküyü yazdıran diye düşünmeden edemedim ve çok duygulandım.”

       Ağabeyimin bir anekdotu var: “Babamın paralı mı, parasız mı olduğunu kapı vuruşundan anlardık. Melodik tıklatmayla kapıyı çaldığı zaman babamın ekonomik sıkıntısı olmadığını anlardık. Ama babam tok bir şekilde kapıya vuruyorsa, sıkıntılı bir durum olduğunu anlayan annem: ‘Aman çocuklar gürültü yapmayın. Babanızı üzecek herhangi bir şey yapmayın’ derdi.”

     “Dilinde hala bu türkü, alnında ter tomurcukları… Bu tomurcuklar gittikçe arttı, yuvarlak yanakları kızardı. Kendinden geçti, işe kendini öyle verdi ki… Hele çamaşırlardaki pire tersleri… Bu tersleri mutlaka çıkaracaktı” (“Cemile” romanından)

     Hayata toplumsal gerçeklerle bakmalı bir de. Orhan Kemal’in kitaplarında buluşmalı. Orhan Veli’de İstanbul’u seyrederken Orhan Kemal’de Adana’ya yolcu oluruz. Ekmek kavgası ve hayat mücadelesi arasında roman kahramanları üretir edebiyat. Yaşamın tüm zorlukları arasında yeşeren, mücadeleden yana bir sevdası olmalı herkesin.

KAYNAK: www.turkedebiyati.org | Türk Dili ve Edebiyatı Dersleri Kaynak Sitesi



Bu yazı 657 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI