Örnek HTML sayfası
Bugun...


Elif YAVAŞ


Facebookta Paylaş









ORHAN VELİ KANIK VE İSTANBUL
Tarih: 01-02-2020 15:42:00 Güncelleme: 01-02-2020 15:42:00


Türk Edebiyatımızda “Garip Akımı” deyince akla üç isim gelir: “Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat Horozcu”. Lise dönemi Türk Dili ve Edebiyatı derslerimizde ünlü isimleri ve edebiyat akımlarını karıştırmamak için eminim size de öğretmeniniz bir kodlama yaptırmıştır yahut kendinize has ilginç kodlama yöntemleri üretmişsinizdir. ‘Orhan Veli’, ‘Melih Cevdet’, ‘Oktay Rifat’ üçlüsünün isimleri de hep çift isim. Soyadı Kanunu geldikten sonra bile kafalarda bir karışma oluyor her sanatçımızın adında. Orhan, Melih, Oktay adlı üç şairimizin baş harflerini bulmaca gibi OMO olarak kodlayıp çalışmıştık. Şahsen kitap okumayı çok seven, Türkçe Öğretmenliği mesleğini de çocukluktan beri arzulayan biri olarak ezber yapmak yerine Türk ve Dünya Klasiklerindeki temel eserlerimizi okuyarak ilerlemiştim.

 

Üniversiteye hazırlanan mezun grubu öğrencilerime de cam kavanozun içine kelime kartları yazıp keserek eser adlarını öğretmiştim. Beyaz kâğıdın ön yüzünde kitap adları, arka yüzünde de farklı renkteki silik kalemle kitabın sahibi olan yazar ve şair isimleri yer alıyordu. Sınıfı iki gruba ayırıp sınava bir iki ay kala onları tombala oyunu gibi kavanozdan hep kart çekip kitap adlarını sesli okuyarak yazarlarını soruyordum. Bilenleri artı, bilemeyenleri eksi olarak işaretliyordum. Öyle kumar oyunu gibi ödül değil de iyi olan gruba ıhlamur, çay, kivi, kuşburnu, çikolata, meyve ile bina kantinimizden mini hediyeler alıp ödüllendiriyordum. Bence taktiğim başarılı oldu. 01 Temmuz 2018 Pazar günü 2. Oturum Alan Yeterlilik Testi (AYT) için sınava girdiklerinde kitap isimlerinden öğrencilerime soru gelmiş. Ezber yapmadan oyun gibi yazmalarını tavsiye ettim sınıfıma bir yıl boyunca. O temel eserleri okumalarını önersem bile sınava hazırlanan biri için vakit geç, anca yaz tatilinde okuyabilirlerdi.

 

 

İstanbul deyince akla Orhan Veli gelir. Fatih Sultan Mehmet de Osmanlı Devleti’nin zeki ve mükemmel bir şairi. İstanbul’u fetheden cesur bir yürek ve İstanbul’a övgülerle edebî şiirler yazan bir şair. Devlet adamı, halkın insanı ve sanat adamıdır Fatih. Orhan Veli de en çok Boğaziçi Köprüsü’ne hayrandı belki. Garip Akımı her ne kadar ilk başlarda yeni iken çok tepki görse de sonunda ekol olmuş. Üç arkadaşla yola çıkanlar arasında öncüleri ve en uzun soluklu olanı Orhan Veli’dir. Süslü ve sanatlı ifadeleri şiirden atma, şiirde vezne yer vermeme, sıradan ve basit konulara yer verme, halkın içindeki küçük insanı şiire alma, söz sanatlarını takmama gibi yönleriyle kuralları yıkmışlar. Süleyman Efendi’nin nasırı için, ekmek kavgası ve su için yazılan şiirlerini bile komik bulduk belki de. Kuşlar, deniz, İstanbul, alkol, özgürlük, avare yaşam konuları onun şiirlerinde egemendir. Alkol konusundan hiç anlamam ve ilgisiz biri olsam da araştırmıştım şairimizin hayatını. “Rakı şisesi, balık, deniz” üçlüsü kuşlar ve deniz ortamında ilham kaynağı olmuş. ‘Rakı şisesinde balık olma’yı arzulayan bir şair olduğundan bahsedilir. Farklı anılarla Orhan Veli’ye yer verelim ve edebiyatımızda onu ağırlayalım biraz da.

 

Sait Faik şöyle betimlemiştir Orhan Veli’yi:İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğse benzeyen bir sırt, denebilirse ergenlik bozuğu bir yüz. İşte görünüşte Orhan Veli.”

 

Orhan Veli ise askerlik yaptığı yıllarda naif bir anlatımla hayatını şöyle dile getirmiştir:1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rifat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok âşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim.”

 

Orhan Veli’nin kendine has birkaç satırla hayatını özetlediği bu cümlelerini eminim çoğunuz bir yerlerde okumuş ve tanık olmuşsunuzdur. Asker adam, çok aşklar geçirmiş ama hiç evlenmemiş. Alkol yüzünden yıpranmış sağlığı biraz da. Edebiyatımızda erken yaşta ölen şairlerimizden biridir kendisi. Orhan Veli Kanık, Ömer Seyfettin erken yaşta vefat etseler de hayatına epey eser sığdıran sanatçılarımızdır. Uzun yaşasaydı avare bir yaşamı olsa da Orhan Veli kim bilir daha ne şiirler yazacaktı. Belki de mutlu bir evlilik yaşamı olup da hayatı huzurlu bir düzene girecekti. Kız kardeşinin de Orhan Veli ile olan cıvıl cıvıl, neşeli günlere dair anıları var.    

 

Kız kardeşi Firuzan Yolyapan’ın ağabeyi ile ilgili anlattıkları ise şöyle:

 

“Dürüst ve medeniydi. Kimseye kötü kelime konuştuğunu duymadım. Anneme, babama da itaatkârdı. Aramızda 10 yaş vardı ama bana baba ve arkadaştı da. İyi olmamı, kişiliğimi ona borçluyum. Bana “Fırfırım” derdi. Çok şakacıydı. Maddî sıkıntı içindeydi. Buna rağmen çok neşeliydi. Küçükken arkadaşlarım geldiği zaman bize de Karagöz-Hacivat oynatırdı. Uçurtma yapma meraklısıydı. Futbol severdi. Koyu Galatasaraylıydı. Bir sürü sarı-kırmızı çorapları vardı. Şiirlerini oturup yazdığını hiç bilmem. “Yeni bir şiirim var” derdi, yazılmış olarak gösterirdi. Onları zihninde hazırlıyordu. Son şiiri “Aşk Resmi Geçidi” ise öldükten sonra cebinden bir kâğıda diş fırçasına sarılı olarak çıktı.”

 

“İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” dizelerinin şairi o. Altı kıtalık uzun bir şiir ve lise yıllarımızda sözlü notu olarak en bilinen şiirleri ezberliyorduk Dilek Hanım’ın dersinde. Aklıma o günler geldi. Ahmet Haşim, Yunus Emre, Karacaoğlan, Orhan Veli, Attila İlhan, Can Yücel, Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl gibi en bilinen şairlerimizin şiirlerini haftada bir gün ezberlerdik ve iki hafta arayla da bir ya da iki kitap okuyup özet çıkararak sınıf önünde anlatırdık. Aslında beden dili, işaret dili, tonlama, diksiyon ve kendini ifade etme açısından güzel etkinlerdir bunlar. Mesleğini severek yapan öğretmenler, ucunda not korkusu yaratmadan elinde okuduğu kitabını bile öğrencisine gösterip içeriğini anlatarak onları heveslendirebilmeli. Bir de en temel eserleri dahi okumadan öğretmen olan, mesleğini hakkıyla ve severek yapamayan, gündemi takip etmeyen, yerinde sayan eğitimcilerimiz de yok değil. Ünlü şiirimize biraz göz atsak mı? Orhan Veli’ni gözünden okuyalım bir de:

 

      İSTANBUL’U DİNLİYORUM

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                                                            
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                                   Orhan Veli Kanık

 

Köy okulunda Türkçe derslerimizdeki okuma saatimizde sıcak havada bahçeye çıkıp kitap okuyorduk. Dakika tutup kaç kelime okuduğumuzu tek tek sayıyorduk. Her hafta ben de farklı bir kitaba başlayıp onlara gösteriyordum ve aramızda kitap değiş tokuşu, bilgi paylaşımı doğardı. Karne haftasında da düzenli kitap okuyanlara saksıda canlı çilek, fanus balığım olan Japon balığım, kahve makinem, çelik kumbara, okuma kitapları, anahtarlık, defter, kalem, kırtasiye seti, çikolata, el emeğim olan renkli ebru sanatı kartlarım, toka ve küpelerimi onlara minik paketler halinde armağan etmiştim. Tatilde memleketim Çanakkale’ye giderken hem eşyalarımı azaltmıştım hem de birilerinin yüzünü fazlasıyla güldürebilmiştim. Ne kadar mutlu oldular anlatamam. Kitap Okuma Yarışması, Şiir Saati oluşturabilsek köy okulu ve kırsal kesimlerde. Büyükşehirlerde bu imkânlar zaten mevcut ve destek çok lâkin şehirdeki gençler bu nimetlerin çok da farkında değil. Daha bilinçli olmak gerek.

 

 Kelimelere dokunabilsek ve ağlayabilsek satırlarda... Şarkılar bizi anlatsa ve sabaha kadar edebiyat uyanık kalsa. Bir şiir tütse dilimizde, ufukta ayyuka çıksa tatlı hayaller. Kısa bir şiirle dokunalım yine yüreklere. Kelimeler konuşsun da biz susalım. Orhan Veli’nin kısa, hepimizin ezberinde olan bir şiiriyle yazıma veda ediyorum. Şiir tadında kalın.

 

ANLATAMIYORUM 

 
Ağlasam sesimi duyar mısınız,  
Mısralarımda; 
Dokunabilir misiniz, 
Gözyaşlarıma, ellerinizle?  
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce.  
Bir yer var, biliyorum; 
Her şeyi söylemek mümkün; 
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 
Anlatamıyorum.  

                Orhan Veli KANIK



Bu yazı 837 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
708 Okunma
440 Okunma
432 Okunma
416 Okunma
409 Okunma
398 Okunma
388 Okunma
369 Okunma
365 Okunma
363 Okunma
360 Okunma
356 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI