Bugun...


Elif YAVAŞ


Facebookta Paylaş









TARIK BUĞRA’NIN ROMANLARINA BAKIŞ
Tarih: 03-04-2019 08:27:00 Güncelleme: 03-04-2019 08:27:00


Tarık Buğra (Doğum: 2 Eylül 1918 – Ölüm: 26 Şubat 1994)

 

     Roman okumayı sever misiniz bilmiyorum. Yaşınıza ve ilgi alanınıza göre kitap seçebildiyseniz aslında her kitabın apayrı tadı vardır. Tarık Buğra, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir gibi yazarlarımız hep Anadolu topraklarını ve geleneksel değerlerimizi kaleme alan yazarlarımızdır. Kimi romanlarda işsizliği, gündelik yaşamı, ücra sokakları, ekmek kavgasını, zengin ve fakir yaşamın kesitlerini, kaybolan değerleri, namusu, geçim derdini hissedersiniz de sanki o romanda bahsedilen kişi size 1970’li yıllardaki eski mahalle komşunuzmuş gibi tanıdık geliverir. Bazen de 1950’lere dalıp gidiverirsiniz.

     Tarık Buğra’nın Osmancık isimli romanını ortaokulda elime almıştım ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla ilgili bir tarihsel romandı yanılmıyorsam. Normalde başladığım bir kitabı asla yarım bırakan biri değilimdir çünkü daldan dala atlayıp yarım bırakmak insanda unutkanlık yapıyor. O romanı o küçük yaşta elime almam hata oldu şahsımca, yaşıma göre kalın bir kitaptı ve cesaretle biraz inceleyip okurken bilgi aldım. Bitmese de şahsen sınıfımın kütüphane kolu başkanı olarak o eserin yerine başka bir kitap alıp okumaya devam ettim diye anımsıyorum. Yazarımızın Küçük Ağa romanını okuyamayanlar da televizyonda filme uyarlanan Türk dizisinden takip edip izlemişlerdir elbet. Yanlış bilgi vermemek adına sizlere yardımcı kaynak olarak önerebileceğim “Türk Dili ve Edebiyatı” kaynak sitesinden bilgiler aşılamak istiyorum. Haydi, Tarık Buğra’yı konuşalım ve kitaplarının içeriğine özetle değinelim.

     TARIK BUĞRA: “Akşehir'de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir'de okudu. Yatılı olarak okuduğu İstanbul Lisesi'nde Pertev Naili Boratav'ın öğrencisi oldu. Yazar olmaya 10. sınıfta karar verdi. 1936'da Konya Lisesinden mezun oldu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne kaydoldu. İki yıl sonra Hukuk Fakültesi'ne, oradan da Edebiyat Fakültesi'ne geçti. Mezuniyet tezini vermeden ayrıldı.

     Gazeteciliğe 1947'de Akşehir'de babası Nazım Bey'le birlikte Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak başladı. 1951'den sonra Milliyet, Vatan, Yenigün, Yeni İstanbul gazeteleri ile haftalık Yol dergisinde yazdı. Bu gazete ve dergilerin bazılarında yazı işleri müdürlüğü yaptı. Tercüman gazetesindeki köşe yazarlığından 1976'da ayrıldı, zamanını bütünüyle edebiyata verdi. Devlet Tiyatroları'nda Edebi Kurul Başkanlığı'nda Edebi Kurul üyeliği yaptı.

     Tarık Buğra, ilk piyeslerini ve "Yalnızların Romanı"nı askerliği sırasında yazmıştı. 1940'da tamamladığı roman, 1948'de Çınaraltı dergisinde tefrika edilmişti. Ama adı, bir iddia üzerine üç saatte yazdığı "Oğlumuz" adlı hikâyesinin 1948'de Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı yarışmada ikincilik kazanmasıyla duyuldu. 1949'da yayımladığı ilk hikâye kitabı ‘Oğlumuz’u, 1952'de “Yarın Diye Bir Şey Yoktur”, 1954'te “İki Uyku Arasında”, 1964'te “Hikâyeler” izledi. Kasaba yaşantısından, orta sınıf insanların ev ve aile ortamlarından kesitler verdiği hikâyelerinde yoğun, şiirli bir dille aşk, yalnızlık, uyumsuzluk gibi temaları işledi. Olay örgüsünden çok iç gerçekliğe ağırlık verdi. 1955'te çıkan "Siyah Kehribar" ile romana geçti.

     Kurtuluş Savaşı'na merkezden değil, bir kasabadan baktığı Küçük Ağa'da (1963) yakın tarihe resmî tarih anlayışının dışına çıkan bir yorum getirdi. Bu romanın devamını 1967'de Küçük Ağa Ankara'da adıyla yayımladı. Firavun İmanı (1976), Dönemeçte (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Yağmur Beklerken (1981) adlı romanlarında da Cumhuriyet'in çeşitli evrelerini, demokrasiye geçiş sürecindeki çalkantıları konu edindi. Ortaoyuncusu "Komik-i şehir" Naşit'in hayatından yola çıkarak yazdığı İbiş'in Rüyası ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda başarı ödülü, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarını anlattığı Osmancık'la (1985) Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı'nı, Yağmur Beklerken'le Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü'nü aldı. 1991'de “Devlet Sanatçısı” unvanını aldı. Birey özgürlüğünü savunduğu Ayakta Durmak İstiyorum (1966) ve Üç Oyun (1981) adıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hemen hepsi sahnelendi, romanları TV (televizyon) dizisi hâline getirildi. Fıkralarından seçmeleri ‘Gençlik Türküsü’ (1964), gezi notlarını ‘Gagaringrad’ (1962), dil ve edebiyat üzerine yazılarını ‘Düşman Kazanmak Sanatı’ (1979), denemelerini ‘Bu Çağın Adı’ (1979) başlıklarıyla yayımladı.

     Tarık Buğra, 26 Şubat 1994'de kanser tedavisi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde öldü. Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Tarık Buğra, öğretim üyesi Ayşe Buğra'nın babasıdır. 2004 yılında Akşehir'e Tarık Buğra heykeli dikildi.

Eserlerinden Bazılarının Kısa Tanıtımı / Özeti:

* Bu Çağın Adı: Tarık Buğra'nın makalelerinden bir kısmıdır. Aydınlarımızı, idarecilerimizi ve bütün akıl sahiplerini düşünmeye sevk eden konuları içine almaktadır. Politik şarlatanlıklara karşı gerçekleri ve bağımsız kafayı savunan; kısacası şahsiyetli insanlara yakışan bir tavır ve üslupla millet ve memleket meselelerine bakmayı gündeme getiren bu makaleleri okuyanlara çok şey katmaktadır.

* Dönemeçte: Türkiye'de çok partili döneme geçiş yıllarını anlatır. Konuya bir Anadolu kasabasından, o çevredeki halkın ve aydınların canlı ilişkileri içerisinde bakar. "Dönemeç" adıyla TV'de dizi filmi yapılmıştır.

* Osmancık: "Cihan devletini kuran irade: şuur ve karakter". Tarık Buğra esere ikinci bir başlık tarzında bunları yazmıştır. Konu, Osmancık'ın (yahut Kara Osman’ın) Osman Gazi olarak tarih sahnesine çıkışını ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlatmaktadır. “Osmanlı'yı cihan çapında büyük" yapan bir devlet ve insan anlayışının ilk tohumlarının roman çerçevesinde ele alınışını okuyacağınız bu eser, TV'de "Kuruluş" adıyla dizi film olarak da defalarca yayınlanmıştır.

* Gençliğim Eyvah: Türkiye'deki anarşinin otopsisidir. Romanda yalnız, boşa giden gençliklerin hikâyesini değil içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiği de bulunmaktadır. Yıllardan beri Türkiye'de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran çarpıcı / hain demagojileri sergilemektedir.

* Küçük Ağa: Küçük Ağa, Tarık Buğra'nın en büyük ve en tanınmış eseridir. Kurtuluş Savaşı'nın, küçük bir Anadolu kasabasından görünüşüdür. Konuya ilk defa resmî olmayan bir gözle, aydın bir Türk'ün hür bakışlarıyla ve değerlendirmeleriyle bakılmıştır. İnsanımızın ve kültürümüzün tanıdık simalarını ve hususiyetlerini, yazarın üstâdâne zevkiyle okunabilecek olan bu eser Millî Mücâdele'nin gerçekten millî bir romanıdır.

* İbişin Rüyası: Tarık Buğra'nın bu eseri, onun dil, üslûp ve teknik özelliklerini en iyi belirten romanlarından birisidir. Eser konu bakımından da tiyatro ve sinemanın ilgisini çekmiş ve Devlet Tiyatrolarında sahneye başarıyla uygulanmış, TRT tarafından da -yazarın söyleyişi ile- "akıl almaz şekilde yozlaştırılarak" dizi film yapılmıştır.

* Firavun İmanı: Kurtuluş Savaşı'nın Kuva-yı Milliye ve Çerkez Ethem dönemlerini anlatan Küçük Ağa'dan sonra, Sakarya Savaşı öncelerini ve sonralarını ele aldığı bu eserde Tarık Buğra; çıkarcıları, üçkâğıtçıları, vurguncuları, satılmışları ve bunlara karşı eşsiz yiğitleri ile yeni bir devletin kuruluş günlerini anlatmaktadır.

* Yarın Diye Bir Şey Yoktur: Yazarın 1948-49, 1950-52, 1954-64 yılları arasındaki hikâyelerini içine alır. Bu hikâyelerde insanın değişmeyen yanlarını ve eskimeyen bir Türkçe ile duyguları ve düşünceleri zenginleştiren bir anlatım bulunmaktadır.

* Siyah Kehribar: Tarık Buğra'nın ilk romanıdır. Rahmetli Mümtaz Turan bu eser için: "Tarık Buğra'nın burada iddiasız görünüşüne rağmen büyük bir tezi, ‘Yirminci asrın hüznü’ dediğimiz hastalığı ele aldığını sanıyorum. Günümüzün trajedisi romandaki maceralara bir fon müziği gibi baştan sona refakat ediyor." diyor.

* Politika Dışı: Tarık Buğra'nın bu kitabı, siyaset dışı yazılarından oluşmaktadır. Muhtelif tarihlerde ve değişik yerlerde yayınlanmış yazıları ve yazarla yapılmış bazı röportajlar kitaba alınmıştır. Böylelikle, genel olarak edebiyatımızla ve özellikle yazarımızın edebî kişiliği ve görüşleriyle ilgilenenler için lüzumlu bir derleme meydana getirilmiştir.

* Yağmur Beklerken: Cumhuriyet döneminin muhtelif kesitlerini romanlarına konu yapan yazar, bu eserinde de Serbest Fırka dönemini ele alıyor ve aynı dönemde Türkiye'deki büyük kuraklıkla siyaset arasında paralellikler kurarak, yine bir Anadolu kasabasından meseleleri ortaya koyuyor.

* Yalnızlar: İnsan ilişkilerinin romanıdır.”

Tarık Buğra'nın Eserleri:

Hikâye:

Oğlumuz (1949)

Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952)

İki Uyku Arasında (1954)

Hikâyeler (1964, yeni ilavelerle 1969)

Tiyatro:

Ayakta Durmak İstiyorum

Akümülatörlü Radyo

Yüzlerce Çiçek Birden Açtı - 1979)

Gezi Yazıları:

Gagaringrad (Moskova Notları) (1962)

Fıkra ve Deneme:

Gençlik Türküsü (1964)

Düşman Kazanmak Sanatı (1979)

Politika Dışı (1992).

Roman:

Siyah Kehribar (1955)

Küçük Ağa (1964)

Küçük Ağa Ankara'da (1966)

İbişin Rüyası (1970)

Firavun İmanı (1976)

Gençliğim Eyvah (1979)

Dönemeçte (1980)

Yalnızlar (1981)

Yağmur Beklerken (1981)

Osmancık (1983).

 

KAYNAK:www.turkedebiyati.org 

 

 



Bu yazı 288 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI