Bugun...


Elif YAVAŞ


Facebookta Paylaş









YAŞAR KEMAL’İN ÖLÜMSÜZ ROMANI: İNCE MEMED
Tarih: 01-10-2018 08:34:00 Güncelleme: 01-10-2018 08:39:00


     Hey gidi İnce Memed… Çukurova’yı içime çekerken tanıma fırsatı buldum Yaşar Kemal’i. Cumhuriyet’in dev çınarı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu zamanlar o dönemin çocuğu bir şairimiz. Tam 32 yıllık bir zaman diliminde yazılmış İnce Memed romanı. İnce Memed’i okudunuz mu? Adana ve Çukurova topraklarındaki envai çeşit çiçek ismiyle tanışıp o topraklara yolcu oldunuz mu?

     İnce Memed (1955, 1969, 1984, 1987) toplamda dört ciltten oluşan bir eser. Son cildi bile ben doğmadan önce yayınlanmış. Birbirinin devamı niteliğinde, seri hâlinde tanımladığımız hani şu “nehir(ırmak) roman”lar misali lâkin rastgele bir cildini bulup başlasanız da kafanız karışmaz. Çünkü her dört kitabında da farklı farklı olaylar var, yeni bir macera başlıyor ve bir önceki kitaba aklınız takılıp kalmıyor. Her bir cilt 500 sayfa üzerinde, İnce Memed aslında kalın bir roman. İsmi gibi incecik değil Memed’in kalın romanı. Dört cildin toplamı 2000 sayfayı geçen hâliyle tek kitap olarak ansiklopedi şeklinde ilk kez Uludağ Üniversitesi Kütüphanesinde (Bursa-Görükle Kampüsü) görmüştüm. Oradaki lisans eğitimimde meşhur İnce Memed’i o kalınlıkta görünce gözüm korkmuştu, kitap yapışkanlı cilt sayfalarından ayrılmak üzereydi. Benin gibi düşünüp de kitap çok kalın diye pek dokunan olmamış sanırım, tertemizdi ama elden ele dolaşınca keyfi gitmiş. Sonrasında Balıkesir Üniversitesi İl Halk Kütüphanesinde öğretmenlik stajımda üç cildini bulmuştum ama sırasıyla okuyamadım maalesef. Kütüphaneye de toplam dört cildin her birinden birer örnek vardı, baş eserler ayrı bir raftaydı. En kızdığım olay da kitapları ödünç alanların vaktinde teslim etmemesi. Ben ödünç almak için bir iki hafta kitaplarımın gününü uzatırdım ve bunu kütüphane görevlisine şahsen gelerek yahut kütüphaneyi telefonla arayıp bildirirdim. Sorumluluk duygusu her yetişkinde aynı bilinçte değil. İnce Memed-1 ile başladım, o arada 2. cildini bir öğrenci sahiplenmiş. 3. cildi de ben ilk cildi bitirirken yine başka üyeye nasip oldu. Belki güleceksiniz ama İnce Memed-1, İnce Memed-4, İnce Memed-2 ve İnce Memed-3; 1-4-2-3 diye devam edip okudum. 1’den 4’e geçince akışı bozdum mu? Hayır tabii ki. Her eseri baştan başlayıp İnce Memed ile ilerliyor ve yine Çukurova topraklarındaki yeni bir kötü kalpli ağa ile maceraya devam ediyordu. 1. cilt, 4. cilt ve nihayet 2. cildi bulmuştum. Aradan tam bir yıl geçince de 2018 yılında Balıkesir’in Bigadiç ilçesindeki Bigadiç İlçe Halk Kütüphanesinde 3.cildini buldum. O anda oyuncağını kaybedip de odanın bir köşesinde onu bulan, bulmacanın eksik bir parçasına ulaşan çocuk sevincindeydim. Kitap kurtlarının tarif edilemez duygusudur bu his. Kütüphane görevlileriyle aranızın iyi olması avantajdır. Bir bardak çay eşliğinde kitaplar ve eğitim anılarınıza dair hoş sohbet doğar. Pembe boyalı, tek katlı, bahçeli ve tam şehrin ortasında idi Bigadiç İlçe Halk Kütüphanesi. Bir gün ziyaret ederseniz bahçesinde mis kokulu kocaman ıhlamur ağacını ve şeftali büyüklüğündeki türü farklı erikleri yeme fırsatınız doğacak. Hemen karşısında da yeni binasıyla Halk Eğitimi Merkezi ve İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü mevcut. İnsan tatlı anılarla ayrılıyor tabi. Kitapların gününü uzatmazdım üniversite yıllarıma kadar. Sonrasında not alıp derin incelemeler yapınca geç teslim etmeye başladım.

     Yaşar Kemal’in İnce Memed eserini okuduğumda, neredeyse her sayfada Türkçe sözlüğe ve internetteki sözlüğe bakma ihtiyacı duydum. Yazarımız aslında Türkçemizi sömürüp de yabancı kelimelere yer veren biri değil. Aksine her sayfada Çukurova ve Akdeniz topraklarına ait yeni bir çiçek ismi öğreniyorsunuz. Ben hayatımda en ilginç ot ve bitki isimlerini, faydalı ve zehirli bitkileri, ağaçları, Adana kültürünü, şive ve ağız farklarını bu eserde öğrendim. Yaşar Kemal’in kitaplarını farklı dillere çevirmeye çalışan çevirmenlerin çok zorladıklarını biliyor muydunuz? En çok da Çukurova topraklarında farklı isimdeki çakırdikenleri ve ilk kez duydukları çiçek isimlerinin kendi dillerindeki tam karşılığını bulamamışlar. İnternetin bile ülkemizde yaygın olmadığı o yıllarda bir köy çocuğu olan Yaşar Kemal’in coğrafya bilgisi, edebî sanata hâkimiyetini, betimleme ve tasvirleri yerli yerinde ifade edişini siz düşünün. Yazarımızın yaşadıklarını detaylı araştırıp okuyunca şu an ne kadar rahat yaşadığımızı ve her bilgiye anında ulaşabildiğimizi fark ettim. Şu zamanda bilgiye ulaşmak kolay oldu hazırcılık ve taklit eserlerle lâkin orijinal eserlere ve sanatçıya olan saygı azaldı. Yaşar Kemal’in yapmadığı iş kalmamış. O sadece bir yazar değil aynı zamanda erken yaşta olgulaşan bir çocuk ve geçim derdini iyi biliyor. Çırçır fabrikalarında işçi oluşu, amelelik dönemi, pamuk tarlalarında çalışması ve birçok alana dalması onun görsel hafızasını ve bilgisini arttırmış. Tecrübeleri sayesinde kaleminde birikimi artmış. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesinde öğretmenlik stajımızda materyal hazırlayıp araştırma yapardık. Aynı lisede staj yaptığımız Fahri arkadaşımız Yaşar Kemal’i araştırınca bu konuya ilgim arttı. Yaşar Kemal’in ne zorluklarla yaşadığını o vakit anladım. Aslında köylünün ağalarla çatışması, fakirlik konuları yazarımızın yaşamöyküsünün bir parçasıdır. Öğretmen adayı arkadaşımız bir de dizüstü bilgisayarıyla görsel hazırlıklar yaparak Yaşar Kemal’in hayattayken türkü söyleyen ses kaydını bize getirmişti. İşte 2017 yılı kendisini henüz yeni kaybettiğimiz yıllardı. O dev çınarı üniversite dönemim ve öğretmenlik hayatımda ekranlardan da olsa canlı görme şansım olmuştu. Şanslı bir zamandaymışım, diye sevinmeliyim. Ben de araştırma ödevi olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kiralık Konak romanını anlatıp bir de fon kâğıdında görsel renklemelerle sınıfımıza getirmiştim. Tüm sınıf yüksek puanlarla ödevlerimizden iyi sonuçlarla geçtik. Önemli olan her bir yazarımızın o dönemdeki yaşantılarına ve eserlerinin ne zor şartlarda yazıldığına saygı duyarak anlayabilmektir. Güzeldir Yaşar Kemal romanları. Yazarımızın “Çakırcalı Efe” kitabını da okudum, sanki İnce Memed’in benzeri gibi geldi ve çok sevemedim. Ağrı Dağı Efsanesi de güzeldir, bana o kitap Kaz Dağlarları’nın Sarı Kız Efsanesini anımsatır ve Ağrı’dan Balıkesir’e yolcu olurum.

     Bu kısma kadar hep kendi yorumlarımla merhum Yaşar Kemal’i anlattım. Yıl 2018, 2015’ten bu yana aramızdan ayrılalı üç yıl oluyor. Yazarımızı biraz da edebî kaynaklat yardımıyla tanıyalım.

     Yaşar Kemal (d. 06 Ekim 1923; Gökçedam, Osmaniye - ö. 28 Şubat 2015, İstanbul)
Romancı, senaryo ve öykü yazarı. (Tam da 29 Ekim 1923 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuyla aynı ay ve güne gülümsemiş yazarımız. Dev çınarımız; Cumhuriyet çocuğu ve Türkiye ile aynı yaşta. Ölüm tarihi 28 Şubat, ya 29 Şubat olsaydı? Dört yılda bir 29 gün çekip sonrasında 28 günle sonlanan artık yılın habercisi Şubat’ta doğanlar bile doğum günlerini kutlayamıyor. Yaşar Kemal de bir günlük farkla ölüm yıldönümünde her yıl tam vaktinde anılma şansını yaşayabilecek.)

     Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan Yaşar Kemal, Çukurova'da Hemite (Gökçedam) köyünde doğar. Annesi Nigar Hanım ile babası Sadık Bey, Van'ın Muradiye ilçesine bağlı şimdiki adı Günseli kasabası olan Ernis köyündendir. Sadık Bey, 1915 Van savaşlarını yaşamış, Erciş yöresinin tanınmış Luvan aşiretine mensuptur. 1915 yılında Rus ordusunun Van civarına gelmesi üzerine ailenin Çukurova'ya kadar sürecek bir buçuk senelik göç yolculuğu başlar. İlk olarak Diyarbakır'a gelen aile, Urfa'ya, daha sonra da İslâhiye'ye gelir. Buraya gelene kadar yaşadıkları zorluklardan sonra, Yaşar Kemal'in annesine burası âdeta bir cennet gibi gelmiştir.

    Aile bir süre burada ikâmet ettikten sonra Çukurova'ya doğru yola koyulur. Kadirli'ye gelen aile, İskân Komisyonu başkanı Arif Bey tarafından Hemite (Gökçedam) Türkmen köyüne yerleştirilir. Doğumuyla ilgili Yaşar Kemal, şu bilgileri verir:

     "Ben Hemite köyünde 1923'te doğduğumu sanıyorum. Bana nüfus kâğıdım ilkokulu bitirdikten sonra verildi. Nüfus kâğıdımda 1926'da doğduğum yazılı. Yanlış olduğunu biliyorum. Sonradan uğraşarak doğum tarihimin 1923 olduğunu saptadım. Belki de tam olarak doğru değil ama ne yapayım, yaşımı doğru saptayacak elimde hiçbir belge yok. Bir de köylüler yayladan geldiklerinde doğmuşum. Bizim Çukurovalılar o zamanlar yayladan ekim sonlarında dönerlerdi, bu kesin."

     Babası Sadık Yaşar; geç ve biraz zor, bir çocuk sahibi olduğundan dolayı oğluna her vesileyle kurbanlar kestirir. Öldürülmesinden bir yıl önce de at arabasından düşüp yaralanan oğlu Yaşar Kemal için Hacı Ağa'ya kurban kestirirken Hacı Ağa'nın elinden fırlayan bıçak, küçük Kemal'in sağ gözünü kör eder. Babası, Yaşar Kemal 4,5 yaşındayken Hemite Camii'nde namaz kılarken evlâtlığı Yusuf tarafından hançerlenerek öldürülür. Bu olaya tanık olan Yaşar Kemal'in 12 yaşına kadar dili bağlanır, kekeme olur. Babasının ölümü onu derinden etkiler. Babasının ölümüne uzun yıllar inanamaz. Uzun yıllar mezarlığın yanına uğramaz. Bu kırgınlığını:

     "Herkesin babası yaşarken benim babam neden öldürülmüştü, bunu bir türlü anlayamıyordum. Öldüğünden dolayı ona derinden kırıldım, küstüm." diyerek dile getirir.

     Yazarımızın çocuk yaşta yaşadıklarını hayal edin. Evin tek çocuğu, onun için kurban kesilirken bıçak gözünü kör ediyor. Kim bilir nasıl canı yandı küçücük bedeninde. Bir de babasının ölümü ve o korku kekeme yapmış sanatçı bir yüreği.

     Yazıyla İlk Tanışması:

     Yaşar Kemal, bir gün köye bir çerçinin geldiğini görür. Çerçinin köylü kadınlara istediklerini verdiğini ve bunları bir deftere kaydettiğini görür. Bu yaptığı şeyin yazı olduğunu ve okuyup unutmamaya yaradığını öğrenir. Yazıyla tanışan Yaşar Kemal'in halk şairleri gibi şiir söyleme ünü, yakın köylere yayılmaya başlamıştır. 'Âşık Kemal' mahlasıyla söylediği şiirler dillerdedir. Çocukluk yılları, Yaşar Kemal'in türküler söyleyip ağıtlar yaktığı yıllardır.

     Yaşar Kemal, 1950'ye kadar inşaat kontrol memurluğu, ırgat kâtipliği, arzuhalcilik, pamuk tarlalarında amelebaşılık, pirinç tarlalarında su bekçiliği, çiftliklerde kâtiplik, Kadirli'nin Bahçe Köyü'nde öğretmen vekilliği gibi sayısı kırkı bulan değişik işlerle uğraşır. Diğer yandan da Adana'da bulunan edebiyatçı aydınlarla tanışarak kendini yetiştirmeye çalışır. 1950 yılı Nisan’ında arzuhalcilik yaptığı yıllarda Çukurova Komünist Partisi kurucuları arasında bilindiğinden 15 gün hapishanede yatar. Yaşar Kemal bu süreci şöyle aktarır:

     "1950 yılı Nisan’ında hapse girdim. Adana'da Kadirlili bir çocuk komünist propagandası yaparken yakalanmış. Ben o zamanlar Kadirli'deydim. Arzuhalcilik yapıyordum. Küçük bir tahta kulübeydi dükkânım. Çocuğu çok dövmüşler. O da bildiği adların hepsiyle bir olmuş Çukurova'da Komünist Partisi kurmuş. Ben de o kurucular arasındaydım. Bir sabah candarmalar geldiler. Şangır şungur ellerinde kelepçeler, birini bana taktılar. Savcıya, sorgu yargıcına götürdüler, oradan da doğru hapishaneye. Kadirli Hapishanesinde on beş gün kaldım."

     Yaşar Kemal, İstanbul'dan Adana'ya sürgün edilen Abidin Dino vesilesiyle okuduğu Don Kişot'tan çok etkilenir. Bu yıllar yazarın Batı edebiyatıyla tanıştığı yıllardır. Homeros, Moliere, Faulkner, Balzac, Tolstoy, Çehov, Stendhal, Dostoyevski; yerli edebiyattan Nazım Hikmet, Karacaoğlan, Orhan Veli, Dadaloğlu, Sait Faik hayran kaldığı, dilinden ve anlatımından etkilendiği yazarların başında gelmektedir. İlk folklor denemesi olan Ağıtlar derlemesini bu yıllarda yapar. Kadirli'de evinin jandarma tarafından aranıp bazı derlemelerine el konulmasından sonra başına ne geleceğini bilemediğinden adı Kemal Sadık'ı: “Yaşar Kemal” diye değiştirir.

     İlk eserini 1939 yılında veren Yaşar Kemal'in 40'tan fazla eseri mevcuttur. Yaşar Kemal şiir, öykü, roman, anı, röportaj, derleme, söyleşi, deneme, oyun, fıkra, makale, senaryo gibi birçok edebî türde eser vermiştir.

     4 Ocak 2015'te solunum yetmezliği şikâyetiyle İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Yaşar Kemal yoğun bakımda tedavi altındaydı. Yapay solunum desteği uygulanan Kemal'in, çoklu organ yetersizliği de ortaya çıkmıştı. Kemal tedavi altına alındıktan 1,5 ay sonra 28 Şubat 2015 tarihinde 92 yaşında hayata gözlerini yumdu. 

     Eğitimini düzenli bir biçimde tamamlama imkânı bulamayan Yaşar Kemal, hayat okulunda kendi kendini yetiştirmiş biridir. Daha çok küçük yaşta doğaya, insanlara ve topluma karşı ruhunda uyanan ilgi eserlerinin temelini oluşturur. İçinde yetiştiği Çukurova'da saf, el değmemiş doğayı, karıncadan kartala kadar tüm canlıları gözlemlemiş ve incelemiştir. Yazar doğayla, bitkiler ve hayvanlarla iç içe yetişmiştir. Eserlerindeki bitki adlarının tercüme edilen dilde bulunamıyor olması, eserlerini yabancı dillere çevirenlerin en çok yakındıkları konuların başında gelmektedir. Halk kültürü açısından çok zengin bir bölge olan Çukurova'da büyüyen sanatçı için, folklor vazgeçilmezdir.

    Yaşar Kemal, kendini bir geçiş döneminin tanığı olarak nitelendirir:

    "Bu yüzyılın olağanüstü olaylarından birini yaşadım. Çukurova'nın geçirdiği büyük değişimleri yaşamak, daha sonra da bunları gözlemlemek ve yazmak fırsatı buldum. Kendimi seve seve, beraberinde getirdiği tüm sorunlarıyla eski ile yeninin bir arada var olduğu bir geçiş döneminin tanığı olarak nitelendirebilirim."

     Yaşar Kemal, verdiği mücadeleyi şu şekilde açıklar:

     "Bu bütün bir savaştır, bir dünyayı kurtarma savaşıdır. İnsanoğlunun alın terini kurtarmaya, insanoğlunun insanlığını, insanoğlunun insanî değerlerini kurtarmaya çalışırken insanoğlunun üstünde yaşadığı doğayı da kurtarmaya çalışıyoruz."

     Soner Yalçın’ın, Sabahattin ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kız kardeşi ressam Mualla Eyüboğlu’nun anılarını anlattığı Hitit Güneşi isimli kitaptan aktardığına göre, Yaşar Kemal nereye giderse gitsin, Mualla Eyüboğlu’na ateşli aşk mektupları göndermektedir. Eyüboğlu, Yaşar Kemal’in kendisine karşı duyduğu aşkı şöyle anlatır: 

     “Yaşar Kemal’i, ben Hasanoğlan’dan Ankara’ya Sabahattin ağabeyimi ziyarete gidip gelirken tanıdım. Ağabeyim tanıştırdı bizi. O zaman: “Göğçeli” derdi kendisine. Daha Yaşar Kemal olmamıştı. Tertemiz yürekli, mütevazı bir gençti. O yıllar âşık oldu bana.”

 

“Hayata ışıklar içinde gül,
Şarkı gibi gecelerden süzül,
Bir yağmur ol bahçelere dökül.
Ve akşamüstleri habersiz gel.
Hülyamdaki kadını ” (Yaşar Kemal, Tenbih)

 

“Yaratsaydı Tanrı eğer,
Kulluk ederdim ölünceye kadar,
Öldükten sonra da…” (Yaşar Kemal, Kulluk)

 

KAYNAK:

www.turkedebiyati.org | Türk Dili ve Edebiyatı Dersleri Kaynak Sitesi



Bu yazı 834 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI