Bugun...


Hasan CANAT


Facebookta Paylaş









SİZE AŞKI ANLATABİLİR MİYİM?
Tarih: 01-02-2018 09:13:00 Güncelleme: 01-02-2018 11:39:00


       Aşkın birçok tarifi var. Arapça kökenli bir kelime olan “aşk”, bir varlığa karşı duyulan derin sevgi ve bağlılığı ifade eder. Aşk, kimi zaman kaybolmaktır, kimi zaman hapsolmaktır, kimi zaman kör olmaktır, kimi zaman yok olmaktır, kimi zaman da var olmaktır. Aşkı sadece iki birey arasındaki duygusal bağ açısından düşünmek de doğru bir bakış açısı değildir. Aşkın tasavvufi bir boyutu da vardır. Aşkın bir mecazi olanı, bir de hakiki olanı vardır. Mecazî aşk, hepimizin bildiği gibi dünyevi olarak fanilere gönül bağlamaktır. Hakiki aşk ise Allah'ı sevmektir. Çünkü Allah'ı bilmek ve tanımak da ancak aşk ile mümkündür. Allah'ı gerçekten seven kişi Allah'ın yarattıklarını da aynı şekilde sever. Hakiki aşk güzele değil, güzelliğe bakar. Varlıklarda tezahür eden Allah'ın sanatını, kudretini, rahmetini ve lütfunu bir ibret vesikası olarak bizlere sunar. Bu hakiki aşka bazen mecazi aşk ile de ulaşılabilir. Bundan dolayı mecazi aşkın hakiki aşkın köprüsü olduğu söylenmektedir. Hakiki aşka ulaşmak da ilimle olmaz. Buna dair bazı örnekler verebiliriz. Allah aşkı ( ilahi aşk ), yâre duyulan aşk ( aşk-ı yâr ), vatan-millet aşkı ( aşk-ı vatan ), tabiata duyulan aşk ( aşk-ı tabiat )... Bir de sanat aşkı vardır, aşk-ı sanat...

       Günümüzde birçok alanda yetenekli insanlar görüyoruz. Allah'ın o kullarına bahşettiği yeteneklerini kalplerine sanat aşkı ile beraber nakşettiğini düşünüyorum. Zaten içinde sanat aşkı olmayan bir insanın yeteneği kendisine de manevi anlamda bir mutluluk vermez. Hakeza yetenek sahibi olmayan bir insanın bile içinde sanat aşkı varsa en azından sanata ve sanatçıya saygı duyar.

       Ressamlık, hattatlık, müzisyenlik, sedefkârlık, nakkaşlık, yazarlık, şairlik, tiyatroculuk v.b. meslekleri icra eden insanlara kısaca sanatkâr diyebiliriz. Allah'ın kendilerine bahşettiği yeteneklerini kalplerindeki sanat aşkı ile beraber harmanlayarak sanat eserleri üretirler. Yani, sanatı aşkla, aşkı sanatla yoğururlar. Allah'ın rahmetlerinden ve hikmetlerinden ilham alırlar. Büyük bir sabırla ve emekle birbirinden güzel sanat eserleri meydana getirirler. Eserlerinde sanatın ve aşkın uyumunu görebilirsiniz. Çünkü eserleriyle insanların göz zevkine hitap ederler, yüreğine dokunurlar.

       Sanat aşkı engel tanımaz, bahanelere sığınmaz. Yüreğinde sanat aşkı olan sanatçılar ürettikleri eserlerle isimlerini de ölümsüzleştirirler. Bazen haberlerde izlediğimiz, bazen de günlük hayatta karşımıza çıkan engelli kardeşlerimizden de bahsetmek isterim. Mesela elleri olmayan engelli bir kardeşimiz ressamlık yapıyor. Duyma engelli olan bir kardeşimiz müzisyenlik yapıyor. Görme engelli olan bir kardeşimiz ise yazarlık yapıyor. Gözleri görmese, kulakları duymasa ve elleri olmasa bile kalplerindeki sanat aşkını her zaman insanlara yansıtıyorlar. Allah onların yüreğindeki sanat aşkını eksik etmesin.

       Mesela Cumhuriyet tarihimizin en ünlü halk ozanlarından birisi olan Âşık Veysel Şatıroğlu'nun henüz 6 yaşında iken geçirdiği çiçek hastalığından dolayı görme engelli olduğunu biliyor muydunuz? Babasının oyalansın diye aldığı sazı ile avunurken okuduğu şiirlerinin halen günümüzde ve gönlümüzde ayrı bir yeri vardır. 1973 yılında aramızdan ayrılan halk ozanımız Âşık Veysel Şatıroğlu'na Allah'tan rahmet diliyorum, ruhu şâd olsun.

       Türk edebiyatında önemli bir yeri olan yazar ve mütefekkir Cemil Meriç ise 38 yaşında görme yetisini tamamen kaybeden bir yazarımızdır. Cemil Meriç'in de görme yetisini yitirdiği için bir süre bunalıma girdiğini, ancak dostlarının telkinleriyle yeniden yazmaya başladığını ve görme yetisini yitirdikten sonra yazarlık hayatının en üretken çağının başladığını biliyor muydunuz? Eserleriyle fikirlerimize yön veren ve ufkumuzu açan Cemil Meriç'i de vefatının 31. yılında rahmetle anıyorum.

       Sanat, aynı zamanda aşkın zirvesidir. Aşkın zirvesine çıkan sanatçılar kesinlikle umutsuzluğa kapılmazlar, kibirlenmezler. İncinseler bile incitmemeye özen gösterirler. İnsanlara, çiçeklere, hayvanlara, dağlara, denizlere, yeryüzüne ve gökyüzüne sanat aşkı ile bakarlar. Popülerliğin büyüsüne aldanmazlar. Emeğe saygı duyarlar. Kendilerinin de bir sanat emekçisi olduğunu katiyen unutmazlar. Yüreğinde sanat aşkıyla yaşayan o güzel insanlarla tanışmaktan, dertleşmekten, sohbet etmekten büyük keyif alırsınız. Çünkü gerçek sanatçılar dostluğa ve vefaya çok önem verirler.

       İçinde sanat aşkı olan sanatkâr insanlarda kesinlikle kibir, haset ve riya göremezsiniz. Gıybet etmekten ve kem söz söylemekten daima uzak dururlar. Vakur bir biçimde yaşarlar. Kimseye boyun eğmezler. Günübirlik telaşları olmaz. Gündelik uğraşlarla ( sosyal medya v.b. ) fazla meşgul olmazlar. Gündeme göre hareket etmezler. Başkasına ait eserlerden intihal ( kısmen veya tamamen eser çalmak ) yapmazlar. Hele ki sanat ile siyaseti asla birbirine karıştırmazlar. İnandıkları gibi yaşarlar, yaşadıkları gibi vefat ederler. Şükürler olsun ki, bu genç yaşımda böylesine duayen ve gerçek sanatçılarla tanışma şerefine nail oldum. Bu anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum.

       İçinde sanat aşkı olan bir ressam, resim çizerken "acaba bu resmim ileride çok popüler olacak mı?" diye umutsuzluğa kapılmaz.

       İçinde sanat aşkı olan bir hattat, eğri kesilmiş kalemle güzel yazı yazarken "vay be, bunu kimse yapamaz" diye kibirlenmez.

       İçinde sanat aşkı olan bir nakkaş, duvarlara nakış yaparken "bu işten çok mu para kazanıyorum sanki?" diye hayıflanmaz.

       İçinde sanat aşkı olan bir yazar, hikâye veya roman kaleme alırken "bu eserim çok satılacak mı?" diye hesap yapmaz.

       İçinde sanat aşkı olan bir müzisyen, beste yaparken "bu bestemi kim dinleyecek ki?" diye düşünmez.

       İçinde sanat aşkı olan bir tiyatrocu, bir oyun sahnelerken "ben kazancıma ve şöhretime bakarım, benim mesaj kaygım yok" diye gaflete düşmez.

       İçinde sanat aşkı olan bir yönetmen, bir film çekerken "bu film sinema salonlarında gösterime girer mi?" diye endişelenmez.

       2004 yılında vefat eden merhum dedem şair, yazar ve tiyatrocu Hasan Nail Canat, "içinizde sanatçılık yoksa ne yaparsanız yapın olamazsınız" derdi. Merhum dedem de yüreğinde sanat aşkıyla yaşayan bir sanatçıydı. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.

       Velhasıl-ı kelam, içinde sanat aşkı olan ve sanat aşkıyla yanıp tutuşan insanları kimse engelleyemez. Ben de bu yazımı "tıklanma rekorları kırsın" diye yazmadım. Okuyanlar anlayarak okuyorsa, akıllarında yer ediyorsa ve bir nebze aşkı anlatabildimse ne mutlu bana…



Bu yazı 379 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI