escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









AYRAÇLAR VE İNSANLIK HÂLİ ÜSTÜNE...
Tarih: 01-07-2018 10:41:00 Güncelleme: 01-07-2018 10:41:00


       Yazıhanemde çeşit çeşit kitap ayraçları var. Har ayracı her kitaba yakıştıramam.  Eğer okuduğum kitabın kendi ayracı yoksa mutlaka ona uygun bir ayraç bulurum, ayracın tasarımı, rengi, imgesi, kitabınkine uygun olmalı. Basit bir düşünce işte, kimisi bunu hiç önem vermeyebilir, eline geçen bir şeyi kitabın arasına koyar  ya da kaldığı sayfanın ucunu kulak gibi büker. Bu bükmeye çok üzülürüm, sahaftan aldığım kitapların ucu bükülüyse, önce onları açarım, düzeltirim. Bunu yaparken de söylenirim,  insanların kitaplara hor davranmasını eleştiririm. 

       Dün Sahaf Şaban Tiryaki’de eski bir Mark Twain kitabı gördüm, güzel, ciltli bir kitaptı; aslında yazarın üç kitabını bir araya getirmişlerdi.  Kitabın cildini tutan sayfası ayrılmıştı. Şaban Tiryaki’ye, getir şu tutkalı şunu bir onaralım dedim. Onun,  kitap tamiri için mutlaka tutkalı olur.  Tutkalı çıkardı, yapışacak yerlere sürtmeye başladı, baktım özensiz sürüyor. Bırak birader, ne biçim sürüyorsun tutkalı,  dikkat et biraz, başından savma dedim. Güldü, haklısın hocam dedi,  olayı tatlıya bağladık. Mark Twain’den Kısa Hikâyeler,  ciltli, şömizli, 63 yılında basılmış, çok sevindim. 

       Ayraç dedim ya, Tezer Özlü’nün,  “Yaşamın Ucuna Yolculuk” kitabını okuyorum, baktım,  içine aceleyle koyduğum ayraç hoşuma gitmedi, kitapla bağdaştıramadım. Çekmeceden Kafka için, “Milena’ya Mektuplar”, için hazırlanmış bir ayraç buldum, uzun gelen kısmını kağıt makasımla kestim, özenle kitabın arasına yerleştirdim.  Hem Özlü,  Pavese ve Svevo’yla birlikte Kafka’ya da hayrandır. (Burada zevklerimiz çok örtüşüyor.) Önemsiz gibi görmeyin, güzeldir böyle şeyler, insana zevk verir.  Bence zevklerin en güzeli böyle önemsiz gibi görünen ayrıntılardadır, ruhu inceltir bunlar,  insanın, nesnenin değerini öğretir.

       Hangi kitabı ne zaman okuyacağım belli olmadığı için, çantamda mutlaka ayraç bulundururum.  Metro da bir kitap okumaya başladım diyelim, hemen ayracımı çıkarır koyarım.  Çoğu zaman kitaptan kitaba geçtiğim için, okuyacağım kitaplar arasında ayraçları hazırdır. Şimdi artık yayınevleri, yeni basılan kitaplara ayraç da koyuyorlar, kitap kapağının tarzında yapılan bu ayraçlar çok güzel oluyor. Bazı alışkanlıklar zamanla yerleşiyor, bir zamanlar bırakın ayracı, kitaplar çamur gibi basılıyordu. Böyle akşam saatinde, yazıhaneden çıkacağım saatler geliyor bunlar, aceleyle yazıyorum, önemli şeylermiş gibi. Bir dava dilekçesini, ihtarnameyi, cevap dilekçesini böyle hızlı yazamam tabi. Ne dilekçeler var, söz etmeye kalksam hayret edersiniz, burası yeri değil. 

       Neyse en iyisi şu köşedeki saksı ağacımdan söz edeyim. Ağaç diyorum, çünkü çiçek açmıyor. Gövdesi ağaca benziyor,  gri gövdeli, çok hızlı uzamıyor, uzun dar,  yaz kış yeşil yaprakları var. Belli zamanlarda yaprakların yaşlananları sarararak kuruyor, altından üstünde yenileri çıkıyor. Ben, öyle hep yeşil  yapraklar görüyorum. On seneyi geçiyor, bu yazıhaneye taşındığımda, bir avukat abim getirmişti.  Bana kalırsa bu saksı ağacı benim gibi, kitap kokusunu seviyor, yoksa bu kadar gümrah yaprakları olur mu? Arada bir dibine su dökerim o kadar, öyle bakımı makımı yok, bir sararan yaprakları alıyorum işte. Birkaç senede bir de aşağıdaki çiçekçi de toprağını, saksını değiştirtiyorum.  Asansör var, kolay, aşağıda asansörden iner inmez de hemen çiçekçi. 

       Oturup yazı yazarken, önceden hiç aklımda olmayan bir sürü düşünce geliyor aklıma.  Şimdi ayraçtan laf açıldı, nereden nereye geldik. Bir bakıma iyi de oluyor, burada çoğu zaman yalnızım, kitaplarım, eski radyom, bilgisayarım ve ben.  Böyle kendi kendime konuştuğumda, eş dostla muhabbet etmiş gibi oluyorum. Aslına bakılırsa burada sözünü ettiğim şeylerin her birini bir arkadaşıma, sevdiğim bir dostuma söyler gibi söylüyorum.  Bunları söylerken de hayalimdeki o insanın bana asıl karşılık vereceğini kestirmeye çalışıyorum.  Ona göre de burada konular açıyor, sözlerimi geliştiriyorum.  Bakın bu bir yöntem olabilir, konuşursunuz, olamayan birini düşünürsünüz, onun vereceği karşılığı düşünerek yine konuşursunuz. 

       Şimdi yazı klavyenin önünde aktı gitti, gazetecilik okulundaki daktilo hocama teşekkür ederim, onu saygıyla anıyorum.  Bir A4 kâğıdı kaç sözcük alıyor bilmiyorum, buraya yazdığım yazıları aşağı yukarı bir A4 kâğıdı kadar yazıyorum. Bazen daha uzun, daha kısa olabiliyor. Şu söylediklerimin hepsi boştur belki ama bir şeyi düşünüyorum.  Kitaptan, ayraçtan, insanın olağan ruhsal durumundan bahsetmek asla boş bir şey değildir. Ben eminim birçok kişi bu ayraç meselesine benim gibi kafa yoruyordur.  Benim yazıhanem,  dışarıdan daha sıcak, şimdi çıkanca o serinliği duyarım.  Bakalım metro da önüme hangi kitabı açacağım, açtığım kitaba hangi ayraca koyacağım…



Bu yazı 397 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI