Örnek HTML sayfası
Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









ESTETİK BİR YIL ÜZERİNE, ESTETİK OLMAYAN DÜŞÜNCELER
Tarih: 01-01-2020 15:41:00 Güncelleme: 01-01-2020 15:41:00


Yeni bir yıla adım attım, içinde yürüyorum. Yılın, yıl olma bakımından, 1215 yılıyla bir farkı var mı bilmiyorum. Yani değişen, varlıkların zamandan ayrı değişimi mi, yoksa zaman onları zorunlu olarak bir değişime mi tabi tutuyor? Zamanın kendisi de bir varlık mı, yoksa içinde varlıkların devinip durduğu sonsuz bir boşluk mu? Bir balon gibi delip, zamanın dışına çıkabilir miyiz?

 

Düşünüyorum, bir insanın başka bir insanı bıçaklaması saçma. İnsan başka bir insanı öldürebileceğini ne zaman öğrendi? Bu önemli bir marifet mi? Zaman, içinde topladığı kainatı, bir çarşaf gibi götürüp bir boşluğa çırpabilir mi? Bir otomobil, trafik ışığı, apartman merdiveni, balkon, çok saçma şeyler. İnsan gülünç olduğunun farkına varmadan nasıl böyle ciddi olabiliyor? Tarihin içinde para diye bir değer taşıma aracı yapılmış. Adam bu parayı veriyor, kulelerine kat ilave ettiriyor. Başka biri o parayla gidip döner yiyor. Ben bazen boyacı Durmuş'a ayakkabılarımı boyatıyorum. Durmuş, benden aldığı parayla evine perde taktırıyor, mutfağına sandalye alıp oturuyor.

 

Babam, her yıl duvara bir saatli maarif takvimi asardı. Her sabah kalktığında, gözlüğünü takar, takvimden bir yaprak koparır, ayak üstü uzun süre ona bakardı. Namaz saatlerini, hava durumunu, çocuklar için yazılan isimleri, başka yazılan ne varsa onları, yavaş sesle heceleyerek okurdu. Okul görmeden okumayı öğrendiği için, bu okuma onu bayağı uğraştırırdı. Okuduğu takvim yaprağını atmaz, yine evde başka bir yere sıkıştırırdı.

 

Hep eylemlerimiz zaman içinde gelişiyor. Öğrencilik yıllarında, bir keresinde, Zeytinburnu'daki gecekondu mahallesinde, mahallenin oduncusunun yanında çalışan adam donmuştu. Soğuktan ölen adımı bir kilime saran üç beş kişi omuzunda götürüyordu. Adamın ayakkabılı ayakları kilimin dışına çıkmıştı. Bu adama ne olmuş diye sorduğumda, donmuş dediler. Hiç unutamadığım bir sahneydi, öyle şeyler ancak filmlerde olabilirdi. Mahallenin marketi, Konyalı Mehmet Amca, konudan bahsedince , he ölmüş dedi. Tenekeden çıkardığı peynirin yere düşmesi kadar heyecanlandırmamıştı bir insanın ölümü onu. Yarım kilo yoğurtla, bir ekmek, bir de yakmak için tahta kasa almıştım kendisinden. İki kaşı bitişik gibi bakardı, gözleri çok derindeydi; arada elinin ucuyla şapkasını kaldırır, kafasını kaşırdı.


 

Dün bizim marketin kasabından tavuk aldım. Tavuğu alırken, takılmak için hindi yok mu diye sordum. Yok, kalmadı abi dedi. Ben de, hindisiz yılbaşı mı olur, bun nasıl iş dedim. Neden olmasın abi, bu hindi işini kim çıkarmış anlamadım dedi. Gerçekten anlamadığından emindim. Sonuçta bir canlının etini yiyoruz. Bir aslan, sırtlan ya da tilki, yiyeceği hayvanı boğazlıyor, bağırta bağırta parçalıyor, karnını doyuruyor, sonra yalanmaya başlıyor. İnsanın kafası çalıştığı için, tekniği geliştirmiş, alet yapmış, bıçak bulmuş, satir bulmuş. Kasaplık diye bir meslek var mesela, hayvan kesme, parçalama uzmanlığı.

 

Eylemlerimizi bağlantılı yapan, bir sisteme göre hareket ediyormuşuz gibi gösteren nedir? Takvim hayatımızı düzene sokan icatlardan biri. Bakın bu yıla 2020 diyoruz. (Ben bu 2020 yılının çok estetik bir yıl olduğunu düşünüyorum. Yazılışı, rakamların uyumu çok hoş). Bir coğrafyacıyla, tarihçinin takvime bakışı farklı olsa gerektir; fakat bir edebiyatçı tamamen başka bakar. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün, saat ayarlamakla ne ilgisi var? Oradaki Hayri İrdal, adından tutun, yaşamının her anı ironiyle dolu bir adam. "Beni tanıyanlar, öyle okuma yazma işleriyle büyük bir ilgim olmadığını bilirler." diye başlıyor. Bak nasıl ironi kazanının içine çekiyor insanı hemen. Kolay değil böyle işler, kaçın kurrası değil mi...

 

Böyle zamanlarda, ayrı ayrı odalara hapsolmuş düşüncelerim, dışarı çıkmak için hücum ediyor, birbirine çarpıyor, zihnimin yolu tıkanıyor. Aradaki sıkışıklıktan kurtulanlar bu sayfalara yapışıyor. Bunları bir düzene, sıraya sokmak da olanaksız; çünkü her biri kendisine uygun parçalarını başka yerde bırakmış. Belki toplu olarak okuyunca bir bütünlük oluşturur diye, sayfaya yapışan sözcükleri yerlerinden sökmüyorum. İnsanlar madem takvim bulmuş, ay bulmuş, yıl bulmuş, yaşamlarını bir düzene koymuş, varsın koysunlar. Aslında bunları bulmuş değil, onlara adını koymuş, kendine göre kullanılır hale getirmiş.

 

Her ne olursa olsun, ben "dil denen mucize"ye inanıyorum. Eğer dilimiz olmasaydı düşünemezdik, adını bilmediğin karam hakkında ne düşünebilirsin ki...Bakın, yıl diyoruz, adını koymuşuz, onu biliyoruz. 2020 diyorum, çok estetik geldiğini söylüyorum, zaman hakkında konuşuyorum. Şimdiden bu yılı çok sevecekmişim gibi geliyor bana. Edebiyat balı daha da tatlansın istiyorum, güzel bir ömür biriktirelim diye...



Bu yazı 377 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1626 Okunma
585 Okunma
326 Okunma
297 Okunma
177 Okunma
157 Okunma
148 Okunma
140 Okunma
137 Okunma
137 Okunma
128 Okunma
120 Okunma
1626 Okunma
585 Okunma
562 Okunma
544 Okunma
482 Okunma
421 Okunma
370 Okunma
361 Okunma
344 Okunma
344 Okunma
339 Okunma
326 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI