Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









BENİ DE ALIN KOYNUNUZA HATIRALAR!
Tarih: 03-04-2019 08:10:00 Güncelleme: 03-04-2019 08:10:00


     Selahattin Pınar'dan, Ayşe Taş söylüyor; Beni de Alın Koynunuza Ne Olur Hatıralar... Ayşe Taş, muhteşem yorumuyla büktü damarımızı, akıttı kanımızı. Hatıra deyince durur muyum şimdi ben, benim hatıram yok mu? Hem de en derininden, en incesinden, en güzelinden. Lakin hatıralarla koyun koyuna girmeden, biraz muhabbet edelim derim ben, neymiş bu hatıralar görelim...

     Alemdar Sineması, Kayseri'nin, Taş Sineması'ndan sonra en iyi ikinci sinemasıydı. İlk gençlik yıllarımızda sinemaya tutkunduk ama bir yandan da kahvelere devam eder olmuştuk. En çok devam ettiğimiz kahve ise o zaman yeni açılan Marmara Kıraathanesi'ydi. Burası belki Kayseri'nin en gözde okey ve bilardo salonuydu; biz ona kısaca, Marmara derdik. Marmara, Alemdar Sineması'nın olduğu binanın birinci katında açılmıştı, sinemanın hemen yanındaki merdivenden yukarı çıkılırdı. O merdivenin girişinin sağında şimdi adını anımsayamadığım bir pastane vardı. Pastanenin sahibi, o zaman orta yaşın üstünde kilolu bir adam olan Ahmet Amcaydı.Yine kendisi gibi şişman sayılabilecek, sarı saçlı, beyaz tenli sevimli oğlu, yanında çalışırdı. Ahmet Amca durmadan ona emirler verir, müşterilerin hizmetine koştururdu. Biz, Ahmet Amca'dan ya kadayıf, ya bülbül yuvası isterdik. Eğer en az iki kişiysek, tatlıyı mutlaka küçük tepsiyle alır, üstüne kaymak koydururduk; bu küçük tepsiyi iki kişi rahatlıkla yiyebilirdik.

     Marmara'da, merdivenden çıkınca sağ tarafta bilardo masaları vardı, sol taraftaki büyük bölümde oyun masaları bulunurdu. Bilardo masalarının olduğu tarafın bir arka bölmesine tenis masaları koymuşlardı; biz onlara pinpon masası derdik. Ben aşağı yukarı kahvehane kültürümün tamamını Marmara'dan aldım diyebilirim. Bir kere, bilardo oynamayı, okey oynamayı, konken oynamayı orada öğrendim, masa tenisini orada oynadım. O zaman sanayide, eczanede, dişçi yanında, başka işlerde çalışan arkadaşlarım vardı. Galip ve ben aynı zamanda Akşam Ortaokulu'na gidiyorduk. Sürekli buluştuğumuz arkadaşlardan Galip eczanede, Süleyman sanayide, Cemil diş hekiminde çalışırdı, ben de terzi yanındaydım. Bir de, "Sert Oğlan" dediğimiz kısa boylu, sert yapılı arkadaşımız Mehmet vardı, o da sanayide bir yerde çalışıyordu. Pazarlarımız çoğunlukla, Kumarlı'da top peşinde geçerdi. Mahalleden top meraklısı daha birçok arkadaşımız vardı, daha sonra hepimiz bazı takımlara dağıldık; ben, Kayserispor genç takımına girmiştim. Marmara'da okey oynadığımız zaman, fındık yer, yanında meyve suyu içerdik; hesabı oyunu kaybedenler öderdi. Masadaki izleyiciler de istediğini yer içerdi. Bir dönem büyük bir merakla bilardo oynuyorduk. Masaların yanındaki duvarda sayı tahtaları vardı, sayılarımızı oradaki düzeneği kullanarak o tahtaya geçerdik. Yine bilardoda da yenilen hesabı öderdi. Bilardo masaları yeşil çuha ile döşeliydi, ikisi beyaz, biri kırmızı üç topla oynardık. O zaman adını bildiğimiz, zayıf, uzun boylu, solak biri vardı, bilardoda onunla pek başa çıkan olmazdı. Biz de öyle "üstün" oyunculara hayranlıkla bakardık.

     Bizim için Marmara'nın alternatifi, "İzzet Ağa'nın Kahve"ydi. Esasen bizim de akrabamız olan İzzet Amca'ya insanlar "İzzet Ağa" derdi. Onun kahvesi de Feyzioğlu ailesine ait, alt katında baharat, tahıl vesaire satılan dükkanların ve eczanenin olduğu eski binanın birinci katındaydı. Arkadaşım Galip'in çalıştığı Yeni Eczane'nin solundan, binanın arasından, bir tarafı TEKEL idaresine ait olan aradan "İzzet Ağa"nın kahveye çıkılırdı. Kahvenin içi, birbirine açılan bölüm bölüm odalardan oluşuyordu, çay ocağı orta kısımdaydı. Burada genellikle domino oynanırdı, muhabbet, şaka, gülüşme boldu. Dominoda sinirlenen oyuncular, ellerindeki taşı masaya vurarak oynarlardı, büyük bir gürültü çıkardı. Bir eline domino taşlarını sermiş, kafasından oyun hesapları yapan, sigarasını tüttüre tüttüre düşünen insanlar çok hoşuma giderdi. Buraya çevrenin değişik, ilginç insanları gelirdi, İzzet Amca ortada dolanır, durumu idare eder, zaman zaman da oyun oynar, masa kurardı. Benim için bu kahvenin en ilginç siması, elinde kocaman bir teypli radyoyla dolaşan, kısa boylu, tıknaz, biraz zayıf akıllı birine benzeyen bir adamdı; tuhaf bir konuşması vardı. Elindeki kocaman radyoyu oyun masasına koyar, zaman zaman şakır şakır üstten basmalı düğmelere basar, radyosunu, teybini millete dinletirdi; bu durumdan da çok hoşnut gözükür, çevresine gururla bakarak gülerdi. Ben bu adamı, Amele Pazarı'nın yanında terzihane komşumuz olan tabutçunun hamalı, omzunda ipiyle türkü söyleyerek gezen, yarım akılı Nuri'ye benzetirdim. Bu kahvehaneler, birçok insan için sürekli oyun ve muhabbet yeriydi, her akşamını buralarda geçiren insanlar vardı. Çok uzun sürmeyen bu kahve ve oyun alışkanlığı zamanla benim hayatımdan çıktı gitti, sonraları ne oyun oynar, ne bir kıraathanede oturur oldum.

     Tabi burada yazdıklarım çok kimse için pek bir şey ifade etmez, ama benim anılarımda önemli bir yer tutar. Kısaca özetleyip geçtiğim bu anıların öylesine dokunaklı ayrıntıları var ki, bunları ancak zihnimde canlandırabiliyorum. Belki zihnimizde canlanın o dokunaklı ayrıntıların duygusuyla böyle anılara yolculuk yapıyoruz.

     Şarkıda, beni de alın koynunuza hatıralar diyor. Hatıraların bizi koynuna alması mümkün değil, ama biz onları hiç zihnimizden çıkarmıyoruz, her gece onlar bizim koynumuzda sabahlıyor. Müziğin verdiği tada benziyor anıların canlanması, tekrar tekrar dilimizden dökülmesi de bu yüzden. Kuşkusuz bu zevkin  melodisi de kendi içinde. İşte bir şarkı, Marmara Okey Salonu, "İzzet Ağa'nın Kahve;" dilimizde Ahmet Amca'nın kaymaklı kadayıfı kadar tatlı hale geliyor. Sözün büyüsüyle anıların pınarından tas tas içmeli, çünkü kalbimizden bağlıyız o pınarın yürek serinleten sularına. Şimdi bizim anılarımız var koynuna girmek istediğimiz, gün gelecek bizler de birer anıya dönüşeceğiz. Söyleyebilsem de söylesem hatıralar neymiş...

 



Bu yazı 2014 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI