Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









EVA
Tarih: 02-09-2019 10:56:00 Güncelleme: 02-09-2019 10:56:00


     Ustamın terzihanede diktiği pantolonların el işlerini Eva yapardı. Eva, Kayseri Lisesinin arkasındaki mahallede oturan Ermeni bir ailenin kızıydı. Sanırım o zamanlar on yedi, on sekiz yaşlarındaydı. Aslında o yaşlardaki kızlara abla demiş olmamıza rağmen, ben ona Eva derdim. Böyle hitap etmemde Ermeni olmasının bir payı var mıydı bilmem, ama o da bunu hiç yadırgamazdı.

     Eva, pantolon başı aldığı parayla dar gelirli ailesinin bütçesine katkıda bulunurdu. Duruma göre ustamın el işine hazır ettiği pantolonları kolumun altına sıkıştırır, Kiçikapı'dan, Şiremenli Caddesi’nden geçer, Eva'ya götürürdüm, daha önce bıraktıklarımı da alır dönerdim.

     Evaların evleri, avluları, merdivenleri çok temiz olurdu, güzel kokardı. Çoğu zaman, "Bunlara neden Ermeni diyorlar acaba? Halbuki onlar da bizim gibi insan" diye düşünürdüm. Köyde Ermeni nasıl olur bilmezdik, ama Ermeni adının herkes için kötü bir çağrışımı vardı. Ermeni birini normal insanlar gibi tasarlamamıştım kafamda, muhakkak bizden farklı bir tarafları vardır diye hayal e

     Eva çok güzeldi, simsiyah gözleri, bembeyaz dişleri vardı. Bazen başına, siyah gür saçlarını kapatmayacak şekilde, eşarp bağlardı. Sanırım eşarbı iş yaparken saçlarını çerden çöpten korumak için takıyordu. Beyaz ellerinde, bir kısmı pembe yüzünde hiçbir pürüz yoktu. Onu hiç asık suratlı görmezdim, her zaman güler yüzlüydü, gülünce çok güzel gülerdi.

     Oturdukları evde kiracıydılar. Kocaman demir tokmaklı çatal kapıları, tabanı taşla döşeli avluları vardı. Üst kata avludan bir taş merdiven çıkardı, yazları çoğunlukla bu merdivenin başındaki taş sütunlu alanda otururlardı.. Ben gittiğim zaman, arkası sürülü çatal kapının tokmağını vururdum, biraz durunca merdivenden çabuk çabuk ayak sesleri gelirdi. Eva bir acelesi varmış gibi kapıyı açar, gülümseyerek, "pantolon mu getirdin, aferin sana" derdi. Bazen bana adımla hitap etmesi çok hoşuma giderdi, "adımı ne güzel söylüyor" diye düşünürdüm. Pantolonları benim götürdüğümden daha güzel katlayarak bana verirdi. Bazen ustam, "Şu kızın tertibine, düzenine hayranım arkadaş" derdi. Ustam onu seviyor diye ben de sevinirdim. "Eğer sevmezse pantolon göndermez, ben de Eva'yı göremem" diye düşünürdüm. Onun güler yüzü, insani yaklaşımı çok hoşuma giderdi. Eva'yı avlunun dışında pek görmezdim, hiç bir yere gitmez sanırdım.

     Bazı zamanlar sokağın başındaki bakkaldan bir şeyler aldırırdı bana. Yüzüne en güzel gülümsemesini takınarak, "Hadi benim için şu bakkala bir git gel" derdi. Firkete, sakız, şeker, kibrit gibi şeyler alırdım. Eğer şeker almışsam, kese kağıdını açar, içine bakarak bana da verirdi. Bazen sokağın karşısındaki demir direğin yanında genç bir adam durur, Eva'ya bakardı, çok zoruma giderdi, ama ona gücümün yetmeyeceğini bilirdim. Nedense Eva'yı kıskanırdım, sanki benim bir şeyim, yakınım gibi düşünürdüm onu. Eğer gittiğim zaman yemek, bir şeyler yiyorlarsa Eva mutlaka bana da verirdi, verdikleri çok lezzetli olurdu. Yağlı, kat kat bir ekmekleri vardı, onu çok severdim. Evalara gidip gelmek benim için yaptığım işlerin en güzeliydi. "Keşke daha çok pantolon olsa da, daha çok gitsem" diye düşünürdüm.

     O sıra Murat 131 marka arabaya heves eden ustam bir kaza yapıp, terzihaneye gelemediği için, ben bir süre Evalara gidemedim. Çocuk ruhumla, ustamın kazasından çok, Evalara gidemediğime üzülüyordum. Ustam iyileşip dönünce çok sevindim, bir kaç gün içinde biriken pantolonları kolumun altına alıp yine Evalara gittim. Çatal kapının tokmağını heyecanla vurdum, bekledim, bir ses çıkmadı. Belki duymamışlardır diye tokmağı tekrar, biraz daha sert vurdum, bekledim, yine bir ses yoktu. O an ince bir bıçakla içimde bir yerin kesildiğini hissettim, durdum. Yan taraftaki kapıdan, arada bir gördüğüm yaşlı komşuları çıktı, "Onlar gittiler oğlum, İstanbul'a gittiler" dedi.

     Baktım, oraya bağlanmış gibi, bir süre öylece kaldım. Eva'yı bir daha göremeyeceğimi düşündüm, çok üzüldüm. Sonra taşlara tekme vura vura Şiremenli Caddesine çıktım. Şiremenli Caddesinde sıralı müzisyen dükkanları vardı, çalar söyler, prova yaparlardı. Her zaman gidip gelirken kapının önünde gördüğüm klarnetçi, nasıl yanık bir hava çalıyordu. Duvarın dibinde çakıldım kaldım, dolan içimi kimseye göstermeden orada boşalttım. Başım önümde üzüle üzüle terzihaneye döndüm. Ne oldu der gibi yüzüme bakan ustama, "Evalar gitmiş usta" dedim, pantolonları ütü masasının üstüne attım...

 



Bu yazı 308 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI