Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









HERGELE MEYDANI
Tarih: 01-09-2018 15:22:00 Güncelleme: 01-09-2018 15:22:00


     Yıllar önce İtfaiye Meydanı'nın (Hergele Meydanı) arkasındaki sokaklara gider dolaşırdım. Ulus çevresi eski Ankara'dır, Ankara'yı dibinden tanımak için Ulus, Kale çevresini adamakıllı adımlamak gerekir. Çıkrıkçılar Yokuşu, Denizciler Caddesi, Samanpazarı, Hamamönü, Sakalar Mahallesi oradadır. Eski hanları, hamamları, merdivenli yokuşları, bedestenleri, eski Ankara'nın uzantısı insanları oralarda bulmak mümkündür. Ahmet Hamdi'nin Beş Şehir’deki anlattığı mekânlar, Suluhan, Hacıbayram, Ahi Şerafettin Camii ve diğerleri hep oradadır. Aslında eski Ankara, yeni Ankara'ya yüksek bir yamaçtan bakar, Yenişehir, Sıhhiye, Kızılay aşağıda uzanır gider. Hergele Meydanı ilginç bir yerdir. Ara sokaklarda ikinci el eşya satanlar, ayakkabıcılar, mobilyacılar, duvar diplerinde eski plak, dergi, kitap, radyo, el feneri, aklınıza ne gelirse onu satanlar orada bulunur. Hatta bir seyyar mağaza gibi çalışan insanlar vardır. Adam alır eline bir mont, iki gömlek, omzuna atar bir palto, kalabalığın içinde dolaşa dolaşa satar. O giyilmiş elbise, ayakkabı satan yerlerden giyinen çok insan olur, mütevazı bütçelere uyan bir yerdir orası. Zamanında buralarda çok vakit geçirdim, satıcıları, zaman öldürmek için dolaşanları, bir gereksinimi olup oralarda bulabileceğini sanan insanları, delileri, evsizleri gördüm. Bütçeleri dar yeni evliler, bekâr evine çıkan öğrenciler, çoğunlukla mobilyalarını, birçok ev eşyalarını İtfaiye Meydanı'ndan alırlar.

     Meydan gariban yatağıdır, duruşuyla, bakışıyla, konuşmasıyla, ilginç insanlar galerisidir. Ben o sokak aralarında, satıcılarla alıcılar arasında çok pazarlık izledim. Öyle ki en sıradan, en ucuz bir eşya için bile, kurban danası alıyor gibi pazarlık yapılır, hatta zaman zaman kavgalar çıkar. Satıcı, sen alıcı değilsin diye alıcının üstüne yürür, alıcı saldırıya geçer, çevredekiler araya girer, umulmadık anda bir cangama çıkar. Eğer karnınız acıkırsa, hemen orada, ayaküstü doyurabilirsiniz, her an yiyecek bir şey satan bir satıcı ortalıkta dolaşır; kimi ekmek arası yumurta, kimi mısır, kimisi kokoreç, kimisi kavurmalı ekmek satar. Ben, tam tekmil bir Hayat Ansiklopedisi'ni öldüm fiyatına o sokaklardan aldım örneğin. Hiç umulmadık kitaplar düşer duvar diplerine. Esas işleri kitap olmamakla beraber, öyle ıvır zıvır, tornavida, anten, düğme, pul, ne varsa satanlar, düşen kitapları da satarlar. Gezdiğim zamanlarda orada kitaba pek değer verildiğini görmedim, satıcı kitaba bakar, ne verirsen abi der, elini uzatır. Bir keresinde Churchill'in, bez ciltli İkinci Dünya Savaşı Anıları'nı görünce aklım şaşmıştı. Bir düşünün, Hergele Meydanı'nın salaş arka sokaklarında, yere atılmış Churchill kitabı, insanın gözleri yerinden oynuyor. Şimdi o anılar kitaplığımın en görünür yerinde durur, zamanına göre özel bir baskıyla basılmış, sevgiyle baktığım kitaplar. Sokak, sokaktır ama ayaküstü de olsa bir geleneği oluşmuştur. Öyle uyduruk küçük arabalar üzerinde, bir sandığın içinde ya da duvarın dibine serdiği muşambada eline ne geçerse satanlar, sanki yılların ağır esnafı gibi hitap ederler birbirlerine. Birbirlerinden para almaları, mal takas etmeleri, para bozdurmaları, bayağı bir zamanın oturttuğu usule göre olur. Kimi zaman birbirlerine şaka yaparlar, geçen bir deliyi kızdırırlar, sövüp saydırırlar, gülerler. Küçücük arabasında bağırta bağırta kaset satan kasetçiye, “başımıza plakçı kesildin lan, kes şu zırıltıyı biraz” derler. Bu laflar kasetçinin kulağını zerre kadar vızlatmaz, cızırtılı hoparlörüne eşlik ederek türküsünü söyler. En az on beş yıldır oralara yolum düşmez, aslında gidip görmek isterim. Opera tarafından geçerken görüyorum, meydanın ön kısmına büyük bir cami yapıldı, arka taraflar gözükmüyor.

     Sadece Ankara değil, her gittiğim kentin ara sokaklarına girmek isterim, öyle küçük insanların gündelik hayatını görmek isterim. Eğer bir şey yiyeceksem, araka sokaklarda, geleneksel küçük bir lokantada, ne bileyim kebapçıda yemek isterim. Bir terzi göreyim, bir kunduracı göreyim, tabelası solmuş bir bakkal göreyim isterim. Zaten bu yüzden Hergele Meydanı'nın arka sokakları ilgimi çekmiştir. Yaz günü, sıcak zamanlarda öyle bir sokakta, yarenliğin hüküm sürdüğü bir anda, bir iskemleye oturup, barakasında çay yapan çaycıdan bir çay içmek, değme mekânların içeceklerine değişilmez.  Bir kenti tanımak için onun derinliklerine girmeli. Bakın hiç unutmam sırf merak için girdiğim Kula'nın eski sokaklarının birinde gördüm, gölge avlularında yeşil fasulye ayıklayan kadınları; candan davranışlarını, konukseverliklerini. Yaşamının içindeki güzellikleri görmek için öyle büyük, gösterişli mekânlara, samimi olmayan ilişkilere hiç gerek yok. Ummadığınız, beğenmediğiniz bir ara sokakta, ummadığınız sıcaklığı görüp, hayal etmediğiniz güzellikleri hissedebilirsiniz. Gelin arada çıkıp eski Ankara'yı, Çıkrıkçılar Yokuşu’nu, Suluhan'ı, Hamamönü'nü, bedestenleri, eski konakları gezelim. Gözleme yeriz, ayran içeriz; geleneksel sevdamız çayımızla kafa demleriz..



Bu yazı 1229 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI