Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









İÇİNDEN MÜZİK VE EDEBİYAT GEÇEN İNSAN!
Tarih: 01-11-2019 11:53:00 Güncelleme: 01-11-2019 11:53:00


     Bir müzik duygusu var içimde, sanki sesler denizinde yüzüyorum.

     Müzik sadece müzik değil, birçok anlamla karışmış bir hayat, anılar, çağrışımlar, hatırlamalar. Zannederim bir bestecisi de yok, kendiliğinden oluşmuş, doğal bir akış, ses evreni. Sadece kulaklarımdan değil, bedenimin her yerinden kalbime ulaşıyor, orada bir süre kıvam bulup sonra ruhumu sarıyor.

     Müzik ruhun sadece gıdası değil, ruhu düzene koyan, ona şekil veren, akması gereken yatağa akmasını sağlayan bir iksir. Ruhun yükselmesi böyle demek, maddi bir varlık gibi bir güç uygulanarak yukarı kalkmıyor. Ruh, yukarı çıkmadan yükseliyor, genişliyor, bütün bir geçmişi, geleceği kavrıyor, huzurlu, estetik bir haz halini alıyor. Dışarıdan bir ses gelmiyor, müzik sessizce ruha etkisini gösteriyor, sanki çağlayanlar, akarsular, dağlar, dereler her yerde. Hiçbir sese benzemeyen sesler içinde dolaşıyorum, böcekler, kuşlar, rüzgarlar, çiçekler renkleriyle, sesleriyle, kokularıyla içimdeler. Bir an derin bir vadide, bir an yüce bir dağ başındayım, ayaklarım yerden kesiliyor, bulutların içinden geçiyorum, gözlerimi cıvıl cıvıl sesler içinde, kuytu bir ormanda, ağaçlar altında açıyorum.

     Müzik evreninde dolaşmak hiçbir şeye benzemiyor, ne kadar uğraşsa insan tam olarak anlatamıyor. Bölündükçe sesler çoğalıyor, inceliyor, bir notanın içinde bin nota var, sanki bir hücresinden ormanlar doğuran minicik tohumlar gibi. Evet müzik beni sarıyor, birbirimize sarılıyoruz, ben de büyüyorum, müzik kadar oluyorum. Ne nefese, ne görmeye, ne yemeye içemeye ihtiyacım var, sadece akıyorum, sadece esiyorum, sadece yüzüyorum. Bir şeyi çok iyi biliyorum, düşünüyorum, duyuyorum, hatırlıyorum, seviyorum, müzik oluyorum. Sonsuz güzellikler içinde, sessizce sesle doluyorum...

     Hermann Hesse’nin, Agustus adlı öyküsündeki yaşlı adamın evinin kapısından, penceresinden sokağa yayılan müziğin çağrışımları bunlar. Bir öyküden müzik çıkar mı? Çıkar. Zaten edebiyat, sözcüklerle anlatılan bir çeşit müzik değil mi? İyiliksever yaşlı bir adam nasıl bir müzik dinlerse, onu dinliyor adam, evinin önünden geçenler, komşuları kulak kesiliyorlar. Müzik, edebiyat, diğer sanatlar hep birbirini tamamlıyor, hepsinin gitmek istedikleri yer aynı aslında, insan ruhunu yükseltecek duyguyu, estetik hazzı yakalamak. Onun için biz Baki’nin, Nedim’in şiirlerini okurken, Abdülhak Şinasi Hisarın yazılarını okurken Dede Efendi’ye, Hacı Arif Bey’e, Münir Nurettin’e gidiyoruz. Karacaoğlan’ın, Pir Sultan’ın, Köroğlu’nun şiirleri, bağlamanın telinde bambaşka anlamlar kazınıyor, Anadolu’nun ses derinliğini içimizde hissettiriyor. Sözcüklerin görünen anlamlarıyla kuru bir anlatıma edebiyat demiyoruz, neden? Çünkü içinde musikisi yok.

     Müzik için de aynı şey geçerli, duygu uyandırmayan, anlam arayışına yöneltmeyen birtakım ahenksiz sesleri müzik olarak kabul etmiyoruz. Evet, edebiyat sözcüklerle musikiyi, musiki seslerle anlamı yaratacak, duyuracak, böyle olursa sanat değerlerini gösterecek. Mutlaka insan ruhundaki her duygunun bir anlamı, bir de sesi vardır, ama biz onu sessiz hissederiz. Bu hissediş üzüntü şeklinde de olur, neşe, sevinç şeklinde de. Edebiyatın içinde gizlediği musikiyi hissetmeden okumak, yavan, katıksız bir okumaktır bence. 

     Bu duygularıma edebiyattan bir örnek vermek isterim. Ünlü yazar Maksim Korki, yaşam öyküsünün bir kısmını anlattığı Ekmeğimi Kazanırken adlı kitabında şöyle diyor: “Annemin toprağa verilişinden birkaç gün sonra (babası zaten ölmüştür) dedem, “eh Aleksey, madalya değilsin ki seni boynumda taşıyayım. Git ekmeğini kazan” dedi. Ben de ekmeğimi kazanmaya gittim…”

     Şuradaki kısacık duygusal anlatım hangimizin ruhunda hüzünlü bir musiki duyurmadı? Müzik, edebiyat, yani genel olarak sanat böyledir işte, evrensel duygularla insana seslenir. Bu sesi duymayan, yoksun kalan insan da, kuru bir hayatın içinde, anlamsız bir ömür sürer. Ruhu müziksiz, edebiyatsız, sanatsız kalmış insan, bir tür susuz, güneşsiz, havasız kalmış bitkiye benzer. Belki bir süre hayatiyetini sürdürür, ama o hayatta hissedilen bir anlam yoktur…



Bu yazı 185 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI