escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









KALBİM ÇALIŞIP PARMAKLARIM İŞLEDİKÇE
Tarih: 31-05-2018 21:13:00 Güncelleme: 31-05-2018 21:13:00


       Akide şekerini ağzımda dolandırıyorum. Sabah,  zencefil, elma kabuğu, limon çayı içtim. Güneşe aldandım, dışarı çıktım, ıslandım. Yağmur suyunda bir özellik var, saçlarım ıslanıp kuruyunca, yumuşacık oluyor,  ellerimle tarıyorum, çok hoşuma gidiyor.

       Birkaç gündür Kafka kitapları gezdirip duruyorum.  Dünyada birçok çeşitli yazarlar var, bir de Kafka var.  Adam, dipsiz bir kuyu gibi, taş atıyorsun ses gelmiyor.  Sanki yazmak için dünyaya gelmiş, gitmiş.  Konuşmayı pek sevmiyor, içine kapalı, sessiz, uzun boylu, çok zayıf. Bir yazar onun için,  yaşamı boyunca kendinden zayıf bir insanla karşılaşmamıştı,  yattığı sanatoryumda bile, diyor.  Mektuplarıyla ünlü,  hayatı boyunca günde en az bir mektup yazmış.  Hangi kızı sevmişse mektuba boğmuş.  Yazılı iletişimden çok hoşlanıyor. 

       14 yıl çalıştığı sigorta şirketindeki işinden öğleden sonra iki üç gibi çıkıyor, eve gelip odasına kapanıyor.  Akşam yedi, sekize kadar uyuyor, ondan sonra Allah ne verdiyse yazıya dayanıyor.  Arkadaşı Max Brodlarda tesadüfen tanıştığı Felice’yle maceralı bir aşk yaşıyor, bu kızla iki kere nişanlanıyor.  Başlarda Felice’ye şöyle yazıyor. “Yazmam için gerekli olan, yalnızlık. Bir “münzevi” gibi değil, bu yeterli olmaz, bir ölü gibi. Bu anlamda yazmak, ölümden daha derin bir uykudur. Ve bir ölü mezardan sökülüp alınamayacağı gibi, ben de gece masamdan sökülüp alınmamalıyım.” Böyle adama ne dersin? Bir mektubunda da, “Edebiyat nedir diye soruyorsun Felice, edebiyat benim…”  dediğini okumuştum.  Sonradan, Felice’nin kendisine yazdığı mektupların tamamını yakıyor. Allahtan Felice onun mektuplarını tutmuş, paraya daraldığı bir anda, bir yayın evine satmış. O sayede bu gün o mektupları okuyabiliyoruz. 

       Ben böyle tutkulu insanları seviyorum, öyle ne kokup, ne bulaşan insanlardan pek hoşlanmam.  Düşünün, hiçbir heyecanı, hiçbir tutkusu olmayan,  dünyada varlığıyla yokluğu belli olmayan insan…  Ne bileyim, insan bir şey sever, yağmurda yürür, türkü söyler, resim yapar, seyahat eder,  varlığını anlamlı kılacak bir şeyler yapar. Simit yemeyi, halka tatlısı yemeyi sever mesela.  İstanbul’da, Zeytinburnu’nda, öğrenci evimizin olduğu mahallede bir muhallebici vardı. Kuru fasulye ve pilav da yapardı.  Orada zaman zaman kuru fasulye pilav yerdik ama en çok geceleri sütlaç yemek hoşumuza giderdi.  Sütlaçın o yüzü hafif yanmış hali çok güzel olurdu. İnsan bazı şeyleri yapar, her gün gazete alırdık mesela, her şeyini okurduk. O mahallede, kötü bir gecekondu da, avukat marifetiyle tahliye edilinceye kadar oturmuştuk. Bazen o evin dışarıdan çektiğim fotoğrafını, “Benim Üniversitelerim” diye yayımlarım.  Son yıllarda en güzel alışkanlıklarımdan biri yazmak.  Eğer yazmasaydım, kayda geçtiğim birçok şey unutulup gidecekti. 

       Şu Kafka’yı okudukça, yirmi dört saatimi yazıya geçirmek istiyorum.  Bu adamın yanında,  öyle yazarım diye dolaşan pek çok kişi oyuncak gibi geliyor.  Kafka’yı okudukça, edebiyatı dizimin dibinden ayırmak istemiyorum,  hep benim gönlüme, gözüme baksın istiyorum. Tamam, ölümlü dünya, herkes ölecek ama hiç yaşamamış gibi ölmemek lazım.  Benim için zevklerin en güzeli edebiyat,  güzel sanatların güzeli.  Bir taraftan boğazım yırtılır gibi öksürüyorum, bir taraftan yazıyorum.  Hiç kimse yaptığı işi, yaşamını küçümsemesin, hayatta en küçük bir anın, yarım nefesin bile olağanüstü güzelliği var. Bazı insanlar birçok şeyi önemsemez, ama öylesine bakarken bile insan belki dünyanın en anlamlı şeyini yapmış olur. Düşünür, hisseder, hayal kurar, kalbi, damarları işler, metabolizması çalışır. Ben Kafka’yı okurken çok heyecanlanıyorum mesela, edebiyat olur da inansı heyecanlandırmaz mı? Tabi, edebiyat gibi edebiyat…

       Edebiyatın bir sanat olmadığını düşünenler var, olabilir. Kafka onu bir sanat diye yapmadı ki, içinde duyuyordu, yaşama biçimiydi, kendisi edebiyat olmuştu.  İçinde can olan, kalbinde sevgi olan, damarında kan olan insan nasıl edebiyata karşı duyarsız kalır ki… Edebiyat, yerine göre akide şekerinden, yerine göre ayın on dördünden, yerine göre ay çiçeğinin yaprağından çıkar. Şu yazıyı, sözü, dili bulan insanlara sonsuz teşekkür etmeliyiz, bize duygularımızı böyle açıklama fırsatı yarattıkları için. Ben şahsen her cümleyi yazdığımda içimden gülümsüyorum,  memnuniyet ifadesi yüzümden okunuyor.  Kalbim çalışıp, parmaklarım işledikçe sanırım bu duyguyu hissedeceğim…



Bu yazı 463 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI