Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









ÇEKMECEDEKİ FOTOĞRAFLAR
Tarih: 01-01-2019 14:51:00 Güncelleme: 01-01-2019 14:51:00


       Çekmecelerden fotoğrafları çıkardı. Her sanatın bir felsefesi olmalı diye düşündü. Pek çok sanat dalına heves etmiş, ama otuz dört yıl önce tanıştığı fotoğraftan bir türlü vazgeçememişti. Fotoğraf ona bir bakıma zamanla hesaplaşma fırsatı veriyordu. Fotoğrafla, zamanın elinden anları alıyordu, yani anın görüntüsünü durduruyordu.

       Elindeki eski fotoğraf kutuları özletti eski zamanları birden, çok duygulandı. İlk fotoğraf makinesini aldığı günler aklına geldi, baktığı fotoğrafların kimilerinin arkasına tarihler atmıştı. Taksim Parkı'nın Marmara Etap tarafında, mermerler üstünde eski bir battaniye parçasıyla yatan adama baktı, arkasını çevirdi, 18 Nisan 1983 yazıyordu. Fotoğrafı çektiği anı hatırladı. Saçları birbirine tutmuş, ayakları çıplak bir adam, mermerler üstünde yatıyordu, tepkisiz, ölü gibiydi. Üstündeki battaniye parçası, ayak silinen paspaslar kadar kirliydi. Karşısında duran, paralı insanların kalabildiği lüks Marmara Etap Oteli'ne baktı, adama baktı. Çelişki içini sızlattı, ancak yapabileceği hiçbir şey yoktu, hayat duyarsızca akıyordu. Kadrajını ayarladı, arka planda dev gibi Marmara Etap, önde ise eski bir battaniye parçası altında ölü gibi yatan bir adam. Zaman bir filmin üstünde durmuştu, acı da oradaydı, sızı da oradaydı, akıp giden arsız hayat da.

       Boğaz'da, Beyoğlu'nda, Eminönü'nde, vapurlarda, Cennet Bahçesi'nde pek çok fotoğraf çekmişti. O zamanlar dijital teknoloji olmadığı için, fotoğraflar kartlara basılıyordu, negatif filmler, sarılı olarak saklanırdı. Her filmi banyoya verdiğinde merakla bekler, o fotoğrafları alıp bir köşeye oturduğu zaman, bakmanın tadına doyamazdı. İstanbul'da çektiği kimi sanatçılara, tarihi eserlere, çektiği köylülerine, akrabalarına, annesine, babasına baktı.

       Askerliğinden iki albümü vardı. Nasıl bir mücadelenin içerisine gittiğini bilmesine rağmen, askerlikte fotoğraf makinesini de yanına almıştı. Her türlü koşulda kitaplarını ve fotoğraf makinesini yanında taşırdı, dağlarda, geçici konaklama alanlarında onlar hep yanındaydı. G3 piyade tüfeği ile şaşılacak bir uyumu vardı, göze göre çok güzel teknik sıfırlama yapar, o tüfekle, gözünün görebildiği her şeyi vurabilirdi. O günlerde yazdığı bir şiirini hatırladı:

Bir kalleş kurşunuyla bağlandığı tepede

O uzanmış yatar şimdi

Nişanlısının fotoğrafı cebinde

O yaşamaya bakar şimdi

       Bazı akşamüzerleri, sürülerin köylere döndüğü zamanlar, eline kalemini alır, gördüklerini eski defterine yazardı. Şimdi baktığı fotoğraflar arasında, hep o eski yerleri adım adım dolaşıyordu. Geceleri sınırda atılan pusuları, iz tarlasını, iz tarlasında vurulan esrarengiz çıplak adamı hatırladı. Gece sınırda vurduğu iki tavşanı gözünün önüne getirip üzüldü, keşke vurmamış olsaydım diye düşündü.

       Askerliğinin son günü, sabah içtimasında, bölüğüne arkadan yaklaşmış, onlara, geriye dön komutu vermişti. Sesini tanıyan bölük, rap diye geriye dönmüştü. Üzerinde sivil takımı vardı. “Arkadaşlar, artık ayrılma zamanımız geldi, ben bugün size veda ediyorum. Acı, tatlı zamanımız oldu, birbirimize canımızı güvendik, kanımızı verdik, hakkınızı helal edin” dediğinde, kıpırdamadan duran askerlerin gözlerinden yaşlar boşalmıştı. Onlar da “helal olsun” diye hançerelerini yırtarcasına bağırmışlar, tekrar, geriye dön komutu üzerine eski yönlerine dönmüşlerdi. Tabi oradan ayrılmak zordu, sessizce içine ağlayarak, yol hazırlığına koyulmuştu. Eğer şimdi elindeki fotoğraflara can verebilseydi, hepsini canlandırıp tekrar o günleri görmek isterdi.

       Fotoğraf böyle bir şeydi, karşısında duruyor, yüzüne bakıyor, gülümsüyor, ama canlanmıyordu. Basılı şeylere tutkusu, kitaplara tutkusu, yıllarca gözünü estetiğe alıştırmıştı. İçinde siyah beyaz fotoğraflar olan kitapları çok severdi. Eski kıyafetlere, eski sokaklara, evlere, insanlara bayılırdı. Çekmecenin başında sanki yıllar geçirmiş gibi hissetti, zamanda yolculuk yapmıştı. Fotoğrafları tekrar eski tertibine koymak için uğraştı, beceremedi, kafası dağılmış, neyin nerede olduğunu unutmuştu. Aklında, kalbinde, zamandan zamana geçen ruhunda hatıraları evirip çevirerek, her şeyi olduğu gibi bırakıp, artan yaşama sevincine sarılıp uyumaya gitti...

       (Yeni yılın tüm insanlara, güzellik,  huzur, mutluluk getirmesini dilerim. İyi seneler olsun sevgili okurlar…)



Bu yazı 1677 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI