Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









KOLUM ACIYOR!
Tarih: 01-02-2019 07:24:00 Güncelleme: 01-02-2019 07:24:00


       Her şey kayboldu mu şimdi? Burunlu bir otobüste yolda kaldığımız, eşekten düştüğüm, kolumun kırıldığı, babamın kocaman kese kâğıdıyla bana elma aldığı yalan mı şimdi? Eski bir Kayseri evinin taş avlusunda bir Hacı Baba bağırta bağırta kolumu sarıyor. Kolumun dirseğimden kırıldığı, evden eve geçen çığlığım, ablamın ağlaması, dar sokakları dolanan acım yalan mı şimdi?

       Bir yerlerden, Çekiç Ali'nin sesinden, “Nuri’yi kenara çal Kızılırmak” ağıdı geliyor. Neşet Ertaş'ı, Mahzuni'yi, Âşık Dede Bekar'ı biliyorum, öyle bir çocuğum. Naylon ayakkabılarım var. Hacı Baba, beni bağırtmaktan yoruyor, kolumu sımsıkı sarıp boynuma bağlıyor, kolum çok acıyor. Babam bana, "Hasan, oğlum sana ne alayım" diyor, hıçkırıyorum. O şehrin taş sokakları, faytonlar bana acı veriyor, bir saat kulesi geçiyor gözlerimin önünden, büyük bir kalenin çevresinde dolanıyoruz. Babam bana bir şeyler alıyor, gönlümü görüyor, "ağlamasın tek..." diyor.

       Kağnı Pazarı'nda burunlu bir otobüse biniyoruz, köylülerimiz var, bana bakıyorlar, babama soruyorlar. "Çok deli çocuk" diyorlar, kolum çok acıyor. Ablamı şehirde bırakıyoruz, orada evli, babam şehir ekmeği alıyor. Otobüsümüz yolcularını topluyor, hareket ediyor, otobüs sallandıkça kolum acıyor, babam kolumu tutuyor. Gözümde yaşlarla otobüsün camından faytonlara, at arabalarına, sırtlarında kasa taşıyan hamallara bakıyorum. Sivas yolunda babamın dizinde uyur gibi oluyorum, acıyla uyanıyorum, ekini biçilmiş tarlalar, söğütler, kavaklar, kıraç tepeler geçiyor otobüsümüzün camından. Otobüse ekşi bir yorgunluk çöküyor, insanların boyunları sağa sola düşüyor, kolum acıyor. Lale Beli'nde "su içelim" diyorlar, yolun karşısına koşuyorlar, babam bana bir kapla su içiriyor.

       Tuzhisar'dan, Palas'tan geçiyoruz, ben nereden geçtiğimizi bilmiyorum, otobüstekiler söylüyorlar. Demek adını duyduğum Tuzhisar, Palas buralar diyorum, kolum acıyor. Palas'ı geçince, suyu çekilmiş, tuzu yüzüne vurmuş Tuzla Gölü'nün yakınında otobüsümüz arızalanıyor. Sanki önümüzde belli bir yol yok, otobüs göz kararı gidiyor, vakit akşama yaklaşıyor. İnsanlar kaygılı, kimse ne olduğunu bilmiyor, otobüsten iniyoruz. Deri ceketli, geniş kasketli otobüs şoförü otobüsün altına yatıyor, "Bu gece burdayız, akis kırmış" diyor.

       Hava kararıyor, gölün kenarında ateş yakıyorlar, başına çevrilip ısınıyoruz. Ateşin başında, babamın dizinde uykum geliyor, uykum acıyı yeniyor. Babam beni kucağında otobüse taşıyor, sarıyor, koltuğa yatırıyor, yanıma oturuyor, onun sıcaklığını duyuyorum.

       Sanki bir çöl serinliğinde sabah oluyor, kolum acıyor. İnsanlar yine gölün kenarında toplanıyor, bir şeyler yiyorlar, babam da bana yiyecek veriyor. Güneş karşı tepelerden başını gösterirken, geldiğimiz yoldan bir saman kamyonu geliyor, bizim köye saman götürüyor. Şoför mahallinde bir kişilik yer var diyorlar, çocuğu da kucağına alırsın diyorlar babama.

       Yola çıkıyoruz, kamyon sallanıyor, kolum acıyor, kamyondaki amca, "Vah yavrum vah, çok zor kırık işi" diyor. Dar, eğri, bayır yollardan gidiyoruz, köyümüz gözüküyor, Evliya Tepesi'ni görüyorum, içime bir sevinç doluyor, kolum acıyor. Evimizin önündeki yolda kamyon duruyor, iniyoruz. Karşıdan annem geliyor, "Kurban olurum Hasan’ım" diyor, sarılıyor, sarılıyor... Ağlıyorum, kolum acıyor...

 

(Basımı bekleyen, UNUTACAK OLURSAM adlı kitap dosyamdan)

 



Bu yazı 584 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI