escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Hasan YÜCEL


Facebookta Paylaş









NASIL İKNA OLDUM?
Tarih: 02-04-2018 13:01:00 Güncelleme: 02-04-2018 14:45:00


       Tanrım; “Kitap oku, çay iç, muhabbeti de ihmal etme!” demişti bana; ben de onun emrini yerine getiriyorum.

       Az önce demlediğim çayı içerken elimdeki bardağa baktım, yukarıdaki lâfı yazdım.

       Dün, Mektup Edebiyat Dergisi'nin kurucusu ve yayın yönetmeni, güzle insan Çelebi Öztürk ilk defa yazıhaneme geldi. Birkaç hafta önce Mektup Edebiyat'ın birinci kuruluş yıldönümünü kutlamak amacıyla dergisinin yazarlarına bir davet vermişti. Beni de yazardan saymış olacak ki, davetliler esamesine adımı yazmış. Adı gibi çelebi insan, muzip gülüşlü, zekâ topacı çeviren bakışlı, yayla çiçeği kokuşlu matbuat adamı Çelebi Öztürk'ün davetine uymamak olmazdı. Demeye kalmadı, kendimi bir grup güzel insan, değerli yazar, müstesna münevver ve tatlı dilli kalemkeş arasında buldum. Çelebi Öztürk, zarif bir açılış konuşması yaparak, topu orta yuvarlaktan, karşı kalenin sağ tarafına doğru uzattı. Henüz masaya pasta gelmeden kalemkeşler bir süre top sektirdiler, hazırlık pasları yaptılar. Anladığım kadarıyla Çelebi Öztürk, tam bir libero, ideal bir defans oyuncusuydu. Topa yapışan küçük ayakları, zarafetle süslü kıvrak diliyle takımını istediği zaman Nevzat Atlığ'ın korosu kadar yavaşlatabilecek yeteneğe sahipti. Yedi kandilli Süreyya gibi ta Sarıyer'den masamıza uzanan, eli kalem tutar hanımefendiler oyuna başka bir çeşni katıyordu. Divan edebiyatından, imge şiirinden, heceden hüceden konuşuldu. Dönebilen diller döndü, duyabilen kulaklar duydu, görebilen gözler gördü. Neticede maestro (bu Çelebi Öztürk oluyor), çubuğuyla beni işaret edip topu kucağıma attı. Bir süre gözlerimi belerterek baktım, ağlamaklı yutkundum, kuruyan dudaklarımı yaladım, nefesimi ayarlamaya çalıştım, "Buyur şefim" dedim. O kadar kalemkeş arasında benim de konuşmamı istiyordu. Edebiyatta eleştiri konusunda biraz top çevirdim, zurnayla peşrev yaptım, bir şeylerden anlıyormuş gibi çevreme hüzünlü hüzünlü baktım. Eğer kendimi tutamaz ağlarsam, şefkatli insan, değerli büyüğümüz İhsan Kurt'un kucağına yatacaktım. Çünkü masanın karşı tarafında oturan yaşam koçu, teselli gurusu, motivasyon cini Durdu Güneş'in imdadıma yetişme olanağı yoktu. Bu minval üzere giderken, Çelebi Öztürk, birden bastonunu havaya kaldırdı. "Güzel konuştun, tatlı konuştun amma Hasan Bey, sen bizim dergide yazmıyorsun ki" dedi. Mahcup ve mütebessim bakakaldım, yüzümü İhsan Kurt Hocamın yenlerine sakladım. Yediklerimin bir nevi bana haram olduğunu düşündüm. Dedemden, ebemden duyduğum bütün atasözleri, Kenan Evren'den duyduğum özlü sözler aklımdan geçti. "Sen bunu hak ettin netekim" dedim, içimden "Üstüme varma İstanbul" şarkısını söyledim. Zamanla hava duruldu, ruhlara ılımlı bir güzellik yayıldı, yurdu hoşgörünün iklimi kapladı, masamız sükûnete büründü. Bundan sonraki toplantının merkezi bir yerde yapılmasına karar vererek, dağıldık.

       Tamam, dağıldık da sorun bu değildi. Çelebi Öztürk, elinde üç simitle dün yazıhaneme geldi. Çayımızı içtik, eteklerimizdeki taşları döktük, birbirimize aba altından sopa gösterdik, bütün tatlılığımızı sergilemek için birbirimize gülümsedik. Fakat ne kadar gülümsesek, İhsan Kurt Hocam kadar kahkaha atamadık. Uzatmayalım, akşam oldu sosyal medyaya yayıldık. Bir de ne göreyim, Çelebi Öztürk yine bize kinayeli bir silahla ateş etmiş. Güya beni dergisine yazmam için iknaya çalışıyormuş da ikna edemiyormuş, bayağı bir şeymişim gibi. Kendi kendime düşündüm, "Bu adamı üzme oğlum" dedim. Dergisinde yazmaya karar verdim...

 



Bu yazı 901 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI