escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...





Facebookta Paylaş









KEŞKELER VE SERENCAMLAR
Tarih: 01-05-2018 10:46:00 Güncelleme: 01-05-2018 10:46:00


       Bu hicap var ya bu hicap.  Ufkuma çöken kara bulutlar gibidir.  Ne güneşi gösterir bana, ne de göğün mavisini. Ne cemreler düşürtür topraklarıma ne bir kırkikindisini.  Bir hazan mevsiminde tutukluyum sanki.  Kaç keşkeyle yargılandım şu gönlümün nazarında.  Her keşke bende bir sabıka,  ayağımda prangadır. O yüzden keşkenin rengi katrandır bende, her keşke karadır. Yüzümde bir bıçağın izi, döşümdeki yaradır.

       Her keşkem yüzleşmemdir kendimle. Kendi kendimden savunma isteyişim, üstüne savunmamı verişimdir. Her keşkem bir külhanbeyi edasıyla elimdeki tespihi kostak kostak savurarak kendi yürek kapıma tekme vurup girişimdir.  Kendimin değil, kırdıklarımın,  yorduklarımın, vurduklarımın avukatıdır benim keşkelerim.

       En çok umudunu çaldığına yanıyorum. Emeğini avuçlarından çekip aldığıma. Oysa adam olacaktım Ankara’da ben.  Dört dönüm tarlasını alın teriyle sulayan ve kazandığını oğluna yollayan o adamın oğluyum ben. Babamın. Sırtında ceketi değişmedi, aynı ayakkabıyı giydi yıllarca.  En ucuz sigarayı içti.  Beni şehrin beton blokları arasında mütevazı bir öğrenci yurdunun ranzalarına emanet ederken, çok şeyler söylemişti gözleriyle.  Seneler sonra bütün umutlarını kırıp karşısına çıktığımda yine o gözleriyle baktı gözlerime. Ama hiçbir şey demedi.  Kaç kez yıkadım ayaklarını, kaç kez yaptırdım mezarını, ama hiçbir şey, değil hakkını, bir damla gözyaşını bile ödeyemedi.

       Bir evlat verilir kollarıma. Bakıp büyütecek kollayacakmışım. Bir salıncak kur diyor, kurup da sallayacakmışım. Gönlümde bir keşke daha kopuyor fırtına misali.  Kırk yaşına gelmişim ne yapabildim sana toprak diyorum. Bir fidan mı verdim avuçlarına. Bir gül mü dikebildim.  Ceviz ağaçlarını ben isteyecektim ki sen verecektin, bir söğüdün koyu gölgesini ben hak edecektim ki sen esirgemeyecektin.  Şimdi kızgın güneşin altında kavrulan yüzümle bakıyorum aynalara ve sıcak olduğunu görüyorum keşkelerin. 

       Bütün kediler nefret ediyor benden. Mutfak penceremin altını beklemekten men etmişler kendilerini sanki.  Parsel parsel çöp tenekelerini sahiplenen kediler sırf benim çöp döktüğüm tenekeye uğramıyorlar. Haklılar da.  Bir kedinin gözlerine baktığım zaman mevsimlerden kış oluyor, ağustos ortasında üşüyorum.  Bir kedinin gözlerine baktığım zaman takvim sayfalarında irtifa kaybediyor çocukluğumun sokak başlarına düşüyorum. Bir kör kuyuya nedensizce attığım yavru bir kedinin sesi geliyor kulaklarıma. Günlerce kesilmeyen ve sonra cılız bir nefese dönüşen sesi.  Bütün kuyular suç ortağım ve bu eller benim değil sanki. Bozkırın ortasında bütün kuyular beni yutmaya meyilli o yüzden. Ve bütün kediler beni kör kuyulara atmaya.

       Meğerse er olmak, erkek olmak kostak kostak yürümek değilmiş sokak başlarında. Ve ahengi yakalamak değilmiş sallanılan o tespihin taşlarında.  Erkek dediğin susabilecekmiş gerektiğinde, alabilecekmiş alttan. Ben bile şüphe ettim kendimden, o yediğim halttan.  Kirimi pak ederdi, hüznümü yok ederdi, kıvancımı çok. Kara gözlerine sürme sürdükçe kirpikleri ok olurdu ok. Bakmayın siz kelimeleri yârin zülüfleri gibi iki bölüp ördüğüme. Böyle naif böyle nazenin durduğuma. Hala inanamıyorum aynı yastığa baş koyduğum o kadına el kaldırıp vurduğuma.

       Çocukluğundan utanan başka çocuk var mıdır bilmem. Benim çocukluğum masum değil, benim çocukluğum yürek sancımın kendisidir. Bir kadın var ki kimsesiz, sokağımızın efendisidir. İki bakır güğümle doldurup gelirdi evinin ihtiyacı suyu. Bilemezdi, göremezdi o iki güğüm su için kurduğum pusuyu. Yorgun kolları ile iki adımda bir dinlenerek getirdiği suyu, onun yokluğunda dökerken zevk alan çocuk. Seni sevmiyorum.  İki bakır güğümle bir kadının ömrünü kırk yerinden sökerken zevk alan çocuk, seni sevmiyorum.  Keşke bakır bir güğümdür bende. Bakırcılar çarşısından geçerken bakır değil, onlarca örsün, çekicin altında bir tek benim yüreğim vardır, benim yüreğim dövülür.

       Sekiz bayramdır öpmüyorum elini ablamın. Belli ki kokusunu özledim. Kör olası nefsime ve gururuma söz geçiremediğime yanıyorum. Ve yarın tüm tazeliği ile karşıma çıkacak ve hiç telaffuz edilmemiş bir keşkeyi tanıyorum. Keşke,  tüm geçmiş ve gelmiş zaman dilimleri üzerine örülmüş bir örümcek ağı sanki. Elimi kurtarsam dilimi kurtaramıyorum. Ya kolum takılı kalıyor o ağda, ya da bacağım.  Bilemiyorum bu keşkelerin içerisinde ben ne yapacağım. 

       Bir serhat şehrinde bir köy öğretmeni olamadığım için talihsiz sayıyorum kendimi. Saçları birbirine karışmış kız çocuklarının ellerine tebeşirin tozunu ben süreyim istedim. İlim aşkıyla yanan yüreklere o merhemi ben götüreyim. Ve bende açsın gözlerini çocuklar. Benim koynumda tutunsunlar yaşama. Ben böyle söz vermiştim köyüme, ben böyle söz vermiştim Kemal Paşa’ma. Keşke, bir tebeşirin tozudur bende, bir köy çocukluğunun ürkek bakışı.

       Ve keşke şair olmasaydım. Her hicran yarasını unuturdum geçerdim. Saklı kalmazdım firkat mahzenlerinde. Her ayrılığın üstüne bir bardak su içerdim. Hiç gelmeyecek olanı beklemez, hiç duymayacak olana seslenmezdim.  Ne güneşi avuçlardım, ne de dağları sırtlanırdım.  Ne bir vefasızın oyuncağı olur, ne de aşkın nazil olmadığı bir yüreği yurtlanırdım.  Keşke bende keşkedir, keşke bende aşkadır.

       Silkinsem keşke dökülüyor eteklerimden. Ceplerimde bozuk para gibi sanki. Kaybedilen bir kimlik misali hükümsüzdür keşkeler. Ancak yapı icabı ile etkisi ve tesiri ile ölümsüzdür keşkeler.  Nedense herkes bir ilan vermiş keşkelerini arıyor. Kabuldür deniliyor ölü ya da dirileri. Ve her keşkemde nedense kırıyor Hüsnü Yusuf çiçeklerimi birileri.

       Ve keşke bir kez daha sarılabilseydim Fatma Kadına. Mutlak bir hicran karşısında inadı inadına.  Bir kez daha yıkayabilseydim ayaklarını babamın. Bir kez daha bakabilseydim gözlerine. Onun gibi olabilseydim keşke.  Boş çevirmeseydim geleni kapıda. Zaman babamın cebindeki köstekli saatte şaşırtan bir akışla geçen zamandı. Ve hiç kurmasaydım o saati, zaman orda durabilseydi. Ya da babam gelip durmuş bir zaman için o köstekli saatini şimdi kurabilseydi.



Bu yazı 1034 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI