Bugun...


İhsan KURT


Facebookta Paylaş









BİR ŞEY "OLMAK" MI, BİR ŞEY "YAPMAK" MI?
Tarih: 01-02-2019 06:46:00 Güncelleme: 01-02-2019 06:46:00


Shakespeare’in, Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu, diye eserinin kahramanına söylettiği meşhur sözü biraz değiştirerek, zamanımızın bazı yazar ve yazarlık anlayışına da sormak gerekiyor.

Yazmayı bir şey olmak veya bir yere gelmek için mi yapıyorsunuz? Ya da bir şey yapmaya mı çalışıyorsunuz? Atila İlhan’ın da dediği gibi “sanatçı mıyız, her sabah, bir şey olmaya mı, yoksa bir şey yapmaya mı çalıştığımız, kendi kendimize sorulacak”.

Bu her iki soruya elbette farklı cevap verenler olacaktır. Asıl mesele birilerine cevap vermek ya da vermemek değil. Yazarın kendisine verdiği ve gerçekte de buna inandığı cevapta samimi olup olmamasıdır. İşte o zaman konu biraz aydınlığa kavuşabilecektir.

Bir yerlerde görünme anlayışıyla geçici güncellerin peşinde egosunu tatmine, yetersizlik duygusunu şöhret olmaya, güce veya beklenti içerisinde olunanlara yapmacık tebessüm maskesiyle görünenlerden yazar-sanatçı olur mu? Olursa bunlara hangi isim verilebilir.

Oluyor işte, denecek ve birçok da örnek gösterilecek. Acaba bu örneklerde ne kadar haklılık payı var? Tartışılabilir değil mi?

Yazar kimliğine sarılıp –yapışıp dersek daha münasip olacak belki- hep bir şey olmak ne edebiyat tarihine ne de kültüre bir kazanç sağlayamayacaktır. “Bir şey yapmak”, bir edebiyat eseri, sanat eseri ortaya çıkarmak gibi amaçları olmayanlar yazım ortamını da kirleteceklerdir. Çünkü bu tür zevatlar sadece “bir şey olmak” peşindedirler. Ne bileyim işte aday olmak, başkan olmak, illaki olmak da olmak… Oysa yazar-sanatçı bir şey olmak değil, bir şeyler yapmaya, üretmeye emek harcayandır. Hayatından, düşüncelerinden, duygularından aktardıklarına hiçbir zaman mış gibi maskeler takmayandır. Birileri desinler, birileri beni parmakla göstersinler, hatta birileri alkışlasınlar beklentisi de asıl yazarın aklının köşesinden bile geçmez.

Bir şey “olmaya” kalkanlara bakınız. Hatta çevrenizde bunlara çokça rastlayacaksınız. Fikirleri aktarmanın da çok gerilerinde, çalma, çırpma, yırtma, yapıştırma bunların “olma” alanlarıdır. “Sahibinin sesi”nden başka ses de çıkaramazlar.  Konuşurken ve yazar görünürken fikir namusuna da, hatta en basit doğrulara da düşmandırlar. “Olma” peşinde olan fakat yazarlığı da bu amaçla kullanmaya çalışanların hem bağımlılıkla hem de bağnazlıkla basiretleri bağlanmıştır. Mesela “duyu” ile “duygu”nun ayırdını yapamayanlar “olma”yı tabulaştıranlar arasından çıkar. Hatta tek hedefleri “olma” olduğu için kendine söylenenin övgü mü sövgü mü olduğunun ayırdını da yapamazlar. Ama onlar “büyük yazar” pozlarını kimseye kaptırmazlar. Özgürlüğü bir türlü sindiremeyen bireyler ve guruplar da “olma” peşinde olan yazarlara (!) alkışlarını esirgemezler. Yani onları bu hale getiren suç ortaklarıdırlar.

Bir şey “yapmaya” çalışanlarda, katılamasanız da düşünmeye değer fikirler vardır. Alışkanlıkları, peşin yargıları kökünden sarsan şimşeklere rastlarsınız. Bazen rahatsız olur, bazen dört elle sarılır, insanın insan yanını hissedebilir, varlığınızın bütünlüğünde duyabilirsiniz... Lakin bu örneklere pek fazla rastlayamazsınız. Çünkü onlar ne yirmi kanalda, ne de gücün parlatılmış yayınlarında gündeme getirilmez, gündem oluşturamazlar.

Siliklik ve şahsiyetsizlik “bir şey olma” adına rağbet bulur ama kalıcılık ve kaliteden uzak kalır. Niteliğe önem verip geleceğe iz bırakanlar ancak “bir şeyler yapma” gayretindekiler olacaktır. Nitekim Dünya edebiyat tarihinde “klasik” kabul edilen bazı yazarların biyografi ve otobiyografileri okunduğunda onların “bir şey olma” yerine hep sanatına, eserine kendilerini verdikleri, yani “bir şey yaptıkları” anlaşılmaktadır.

Her türlü enflasyona alışan toplumumuz galiba yazar enflasyonuna da alıştırılıyor, alışıyor. Allah aşkına bazılarının kafasına silah dayayıp zoraki yazar olmalarını isteyenler mi var? Nasıl ki herkes ressam, herkes duvar ustası, herkes bilmem ne olamazsa eline kalem alan herkes de YAZAR olamaz. Olması da gerekmez zaten. Yazarlığı basamak gibi düşünerek kendilerine “etiket” edinmek isteyenler, çok fazla zaman geçmeden yazdıklarının alay konusu yapılmasını hazmetmek durumunda kalacaklarını da bilmelidirler.

 

 

 



Bu yazı 3231 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI