Bugun...


İhsan KURT


Facebookta Paylaş









ÇARIĞA MEST DEMEYE DEVAM MI?
Tarih: 03-04-2019 07:46:00 Güncelleme: 03-04-2019 07:46:00


     Hemen hemen bütün eserlerini okuduğumda o güzel anlatımının hazzını duyduğum ve hissettiğim Cengiz Aytmatov’un Türkiye’deki telif haklarının ödenmemesi ile ilgili birkaç cümle yazmış ve destek görebileceğini sanmıştım. Büyük bir hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim.  Maalesef hiçbir yaprak oynamadı. Tabir yerinde ise “gık” bile çıkmadı. Galiba rüzgârsız günlere, zamanların kulaklarını kapadığı anlara rastladık. Ya da böyle bir duruma, haksızlığa kendimizin mi uğraması gerekiyor acaba, diye de kendi kendime sordum.

     “Neyse…” deyip geçmek için kapağında 35.baskı yazılı bir yazarımızın(!) romanını alıyorum elime. Şöyle rahat rahat okuyup bir aymazlığı, bir vurdumduymazlığı unutmak istiyorum. Açıkçası edebiyata kaçıp edebiyatla dinlenmek istiyorum. Bu vesileyle belki umursamazlıklardan, aymazlıklardan uzaklaşabilirim diye de düşünüyorum. Beni kıran, yaralayan hassasiyetlerime de şimdilik boş vermeyi seçerek kitabın kapağını açıyorum.

     Burada bir parantez açarak şu açıklamayı yapma ihtiyacı duyuyorum: Hiç kimseyle ya da kurumla bir problemim olmadığı için bahsedeceğim kitabın ne adını ne de yazarını veremeyeceğim. Bilenler bilecektir zaten.

     Okumaya başlıyorum kitabı… Kapağında 35.baskı yazan kitabı okuma gayreti içerisindeyim. İlk önce tashih hataları olabileceğini düşündüğüm - 35. Baskıda bile-  bozuk cümleleri görmezlikten gelerek geçmeye çalışıyorum. Kitabın devam eden sayfalarında gülünç anlatımları seviye düşüklüğü olarak görmemeye çalışıyorum. “… Suratları oluk oluk akan ter yığınlarının buharlaştığı tencereyi andırıyordu” cümlesiyle sabrım taşmaya başlıyor. Bilemiyorum sizler böyle bir tencereye şahit olduysanız ne olur beni haberdar ediniz… Daha sonra araba yerine arabacının kiralandığını ifade eden cümleler, askerin askere “buse kondurduğunu” dile getiren cümlelerin yanında bilinen bazı tarihi kavramların belirgin şekilde yanlış yazılması sabrımı taşırıyordu ama 35.baskının hatırına kitabı bitirebildim. Kurgulamasından, zamanı doğru kullanıp kullanmamasından bahsetmiyorum artık. Samimi olarak ifade ediyorum ki ilk defa bir kitaba harcadığım zamanıma acıdım. “Galiba bu tür kitaplar okuma düşmanlığı oluşturuyor” diye düşünecek oluyorum ama kapağındaki 35.baskıyı görünce bundan vazgeçiyorum. Gerisini siz anlayınız…

     Çok değerli müzisyenlerin çığlıklar kumkumasında boğulmaya ve unutturulmaya çalışıldığını, gerçek bilim ve düşünce adamlarımızın medyatik maskelerin gerisine itilmeye çalışıldığını biliyor ve farkındaydım. Çoğu ideolojilerin, belirli gurupların mensuplarının kendi bayraklarını kendileri çizerek dalgalandırdıklarını da biliyordum. Ancak böyle bir kitabın yurdumuzda, hem de çok az okunduğunu söylediğimiz ülkemizde baskı üzerine baskı yapabileceğini, yani okunabileceğini hiç tahmin edemiyordum. Yanılmışım…

     İşte bu hassasiyet ve sıkıntı içerisinde düşünürken yine de zamanlar ötesinden bir ozanımız imdadıma yetişiyor:

Dertli’ya çıkar mı bu işin ucu

Şimdi fark eden yok altunu tuncu

Evvel beğenmezdin mesti pabucu

Dedirdin çarığa mest kara bahtım.

 

     “Kara baht” değil ama “kara medya”, en azından böyle reklamlar yoluyla bize “dedirtme“ rolünü üstlenmiş durumda değil mi? Ya da kimliğinizde belirli bir grup, birilerine ya da bir yerlere “taraftar” olma gibi bir özelliğiniz yoksa çabalarınız atıl bırakılmaya mahkûm edilebiliyor. Yok, eğer kendinizin değil de bir grubun, sözde düşünce markalarının “adamı” iseniz örnekte olduğu gibi yaptığınızda ve yazdığınızda daima bir keramet aranacaktır. 

     Halâ dayatmalarla,  cilalı ve renkli reklamlarla aldatmalar sürdürülmekte... Hatta ve hatta ideoloji ve çeşitli “grup” bağnazlığı ve bakış açılarıyla “birileri” nin yazdıklarını kapış kapış alacak (belki okuyacak) diğer değerleri ötekileştirip saf dışı edeceksiniz. Sonra da oturup neden dünya çapında fikir, düşünce, araştırma, sanat eserleri ortaya konulmadığını saf saf soracaksınız…

     Çarığa mest demeye devam edildiği sürece bu sorgulamanın hiçbir zaman hak edilmediğini önce sorguya çekmemiz gerekir herhalde…

     Birileri ve bir yerler duyacak mı sesimizi?

 



Bu yazı 1326 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI