escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...


İhsan KURT


Facebookta Paylaş









HAZAN VE HÜZÜN
Tarih: 01-10-2018 08:57:00 Güncelleme: 01-10-2018 08:57:00


     Öyle kelimeler var ki bazılarına göre birçok zengin çağrışımları birlikte getirir. Serde biraz da şairlik varsa bir imgeden, hayalden öte sanki üç boyutlu güzellikleri sadece huzuru ile sunar size. Huzurun getirdiği dinginlikle, bir siluet seyreder gibi. Ama baktıkça ve yaşadıkça ortaya çıkan, belirginleşen bir siluettir seyredilenler. Öyle ki insanı sarıp sarmalar, geçmişi, içinde bulunduğu anı, geleceği hayal edilemeyen, uzak ama gözlerinin önünde capcanlı bir diyarın ortasına bırakıverir. Kelime sanki tarihi ile yaşanmışlıkları ve yaşanacakları ile canlanır, hissedilir, duyulur bir ana dönüşüverir. Kelimenin canlılığını işte o zaman hissedersiniz. Sanki kaynaştığını, konuştuğunu, renklendiğini, şelale olup aktığını görürsünüz.

     “An” kısadır ama yaşattıkları, hissettirdikleri, duyurdukları kelimenin tam anlamıyla huzurun mutluluğu, mutluluğun damıtılmış bir damlalık billuru gibidir. Gözünüzü ve gönlünüzü kaptırdığınız bir billur.

     İşte bu kelimelerden bana göre ikisi, hazan ve hüzündür. Böyle hissetmemiş olsam yıllar önce bir yazımda “hüznün rengi sarı mıdır” diye sormazdım herhalde. Öyle ki “hazan” hüzünlendirirken “hüzün” hazanı çağırır peşinden.

     Hazan, içinde “bahar” olandan ziyade daha çok eskilerin ifadesiyle “güz”ü hatırlatır.  Sonbahar dedikten sonra “hazandan” bahsetmek biraz abes gibi görünür hep. Baharın sonu bile hazanı getirmemeli, hüznü çağırmamalıdır aslında. Çünkü bahar hep bir canlılığı, bir dirilişi, ağaçlara su yürümesi kadar yüreklere meltemler misali sevgilerin dolmasını da hatırlatır. Madde ve materyal karışma cesareti gösterememiş sevgileri, aşkları. Oysa içinde hazan olan güz hiç öyle mi? Güz gelince önce “hazan” ve hemen ardından “hüzün” kaplar dört bir yanı.

     Öyle ki “güz” “hazana” hazan güze daha çok yakışır. Hüzün de öyle. Ama hazanın güzelliğini, hazzını ancak güzün yaşamak mümkündür. Tabiattaki ağaçlar, bitkiler yeşilliklerini sarının, kırmızının ve çeşitli renklerin çeşitli tonlarına bırakırken bir vedaı da hatırlatır. Tren istasyonlarından, otobüs garlarından, iskelelerden sallanan ellere bakar gibi mahzunlaşır birden insan. Ayrılıkları, şimdiden başlayan hasret acılarını ta damarlarında duyar da insan yürekleri göz damlalarına bir türlü mani olamaz.

     Hazan, güneşin sıcaklığını uzaklara göçürmesiyle başlar. İnsanca yakınlaşmaları ve yakınlıkları da öyle... Rüzgârlar bile artık yumuşak okşayışlarını sertleştirmeye başlamıştır yüzlerde. Hüznün elbisesini giyen ağaçların dalları yorulan yapraklarının vedasına sallanmaktadırlar. Öyle ki yaprakların vedalarına sadece dağlar, bayırlar, bağlar bahçeler değil şehirlerde parklar da katılmakta, böylelikle hazan hüznü de çağırmaktadır. Ancak topyekûn bir hazan topyekûn bir hüzün değildir elbette. Öyle de olmasın zaten…

     Hüznü davet eden bahçelerden kuşlar bile yavaş yavaş göç ederken en büyük yorgunluğu, en büyük hazanı güle veda eden gül dallarının hazin bir şekilde yaşadığı gözlenebilmektedir. Yaprakları da dökülmeye başlayan gül dalları kaybettiklerinin hüznünü bütün çıplaklığı ile sergilemektedir artık.

     Buraya kadar hep tabiattaki hazandan ve onun getirdiği hüzünden bahsettik. Bir de ayrı ayrı her insanın hazanı ve onun hüzünleri yok mudur? Bu soruya “hayır” diyebilmek mümkün değil elbette. Çünkü insanlar yaşa, zamana ve zemine bakmaksızın hayatlarının bir döneminde, beklemedikleri bir günde ya da belki bir anında hazanı yaşamış veya yaşıyor olabilir. Bazı hatıralarda, günlüklerde onu yazanın hazanına rastlamak mümkündür. Öyle ki kalemden kan damlatılarak yazılmış gibi hissedilen cümleler okuyucuyu da yakıcı bir atmosferin içine çekiyorsa biliniz ki orada bir hazan yaşanmıştır. Yazılanlar yaşananı bütün yaşanmışlığı ile hissettirmese de hiç değilse hayatının bir anında hazanı yaşamış olan okuyucu yazılanlarda hazanın izlerini hissedecektir. Okunan cümlelerden sonra hazanın bir neticesi olan hüzün gelip oturmuşsa yüreklere orada, zamanın bir kesiminde hazan yaşandığı taş gibi bir gerçek olarak inkâr edilemeyecektir.

     Rüzgârların savurdukları sararmış ve kurumuş yapraklar gibi hayatın savurduğu, hayatları savrulan nice insanlar var ki hazanı yaşar ama hüzne hiç yüz vermedikleri görülür. Ya da öyle sanılır. İşte onların büyüklükleri de burada başlar. Çünkü onlar mevsimleri olan hazanı tek başına omuzlarlar, tek başına taşırlar ve yine tek başına savrulurlar. Yaprakları dökülse de, dalları kırılsa da insan olma haysiyetinden gelen bir örtüyle, vakar örtüsüyle örterler hazanda hüzünleri yaşadıklarını.

     Hüzünlerini dışarı yansıtmayı, onlara göstermeyi uygun bulmadıkları için çoğu kimse bunların farkında olamazlar. Ancak bunları fark edebilenler sadece ve sadece benzer bir hazanı yaşamış olanlardır. Yani işareti kendi hazanlarında bulanlar bu insanlarda hüznün yaşanmakta olduğunu anlayabilirler, görebilirler. Yine de bütün bunlara mukabil insanlarda hüzünleri görmek mümkün iken onların hazanlarını anlamak daha zor oluyor galiba… Çünkü bazı insanlar hazanını içinde yaşarken sadece hüznü gözlenebiliyor. Oysa içindeki fırtınalar, uçuşan yapraklar, bazısı arzulanan ama bir türlü getirilemeyecek olan savrulan hatıralar, keşkeler, iyi oldular ve daha neler neleri kimseler pek fark edemiyor, anlayamıyor. Velhasıl büyük hazanları yaşayanlar yine hazanları ile baş başa kalıyor. Hüzünleri birazcık dışarı yansısa da hazanlarından ne ses ne de renk veriyorlar.

 



Bu yazı 663 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI