Bugun...


İhsan KURT


Facebookta Paylaş









KİTAPLAR CANAVAR MI?
Tarih: 01-03-2019 07:27:00 Güncelleme: 01-03-2019 07:27:00


       Kitabın adı bile düşündürücü. Kimilerine göre sevindirici, kimilerine göre korkulan bir nesne… Maalesef son zamanlarda da çöplüklere atılan birer çöp.

       Nitekim kitapların yakılmasına, yasaklanmasına tarih boyunca rast gelinmiştir. Kütüphaneler en büyük canavar ya da tehlikeymiş gibi saldırılara uğramıştır. Endülüs, Bağdat, Buhara ve daha birçok medeniyet merkezlerinde kurulan kütüphaneler insanlığın en gaddar vahşi yüzüyle yok edilmiştir. Aslında kitaplarla birlikte medenilik, insanlığın uygarlık birikimleri kazınmıştır.

       Kitap, düşmanları tarafından peşine düşülen olduğu için o da zaman zaman kaçmayı, kaçırılmayı seçme mecburiyetinde kalmıştır.

       Yine tarihte kitaplar el değiştirerek bir yerden bir yere, bir ülkeden başka bir ülkeye taşınmışlar, göç kervanları arasına onlar da katılmıştır. Bu vesileyle kitaplara layık olduğu değerlerin verildiği de görülmüştür.

       Bizim bahsedeceğimiz konu kitapların sürgünü ya da tutsaklığıdır ki bu verilen örneklerin dışında, tamamen ve doğrudan okuyucuyla ilgilidir… Okuyucunun okuduklarını uyguladığı veya yaşattığı bazı durumlar psikolojik bir olgu olarak kitapların tutsaklığı veya sürgünü şeklinde de ortaya çıkmaktadır. Nitekim Peter Mendelsun, Okurken Ne Görürüz adındaki eserinde bu konuyu açıklayan şu cümlelere rastlayabiliyoruz. “Kendi aşina olduğumuz şeylerle kitapları sömürgeleştirir ve karakterleri kendi vatanlarından ayırıp daha iyi bildiğimiz diyarlara sürgün ederiz.”

       Yazarın, okur açısından ifade ettikleri elbette bir gerçeği yansıtır. Her okur farklı da olsa okudukları kitaplardan değişik çıkarımlar yapmakla kalmaz o kitaplarda okuduklarının bir kısmını öncelikle kendi yaşadığı, kendi bildiği, hatta kendisinin hayal ettiği mekânlara ve atmosferlere taşır. Bu konunun daha iyi anlaşılması açısından bir okur olarak kendimden bir örnek verebilirim.

       Çok iyi hatırlıyorum ortaokulda Tom Sawyer’in Maceraları’nı okurken, olayların geçtiği yerleri, kırları, mağaraları kendi yaşadığım yöreye, çocukluğumun geçtiği bazı yerlere benzettiğimi hatırlıyorum. Yani kitapta anlatılan yerleri bildiğim, yaşadığım yerlerle birlikte hayal etmiştim. Kitabın mekânları benim yaşadığım, gördüğüm, en azından hayal kurarak ürettiğim yerlerdi.

       Ayrıca lise son sınıfta okuduğum Sefiller’de geçen kilise motifi, ilçemizde çok eskiden yıkıntı halinde kalmış olan bir kilise binasını hayal dünyamda büyüterek olayların bir kısmını buraya taşıdığımı hatırlıyorum. Yani kitapta geçen mekânlarla bu bildiğim yerleri özdeşleştirmiştim.

       Benzer durumlarla birlikte kitaplar okurun hayatına şöyle veya böyle doğrudan giriyor, onunla birlikte bir yaşam sürebiliyor. Bu durum kitapların okur tarafından farklı ve kendince daha güzel diyarlara sürgününden ziyade göçü, göç ettirilmesi olarak da düşünülebilir.

       Zaten biraz da kitapların etkisi, gücü, hayatla içiçeliği hiçbir zaman dışlanamıyor, belki de birazda bunun için kitaplardan korkuluyor.

       Ülkemizde kitapların çöplere atılmasını da bir başka yazımda sorgulamaya çalışacağım.



Bu yazı 466 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI