Bugun...


İhsan KURT


Facebookta Paylaş









Şiiri Soruyorlar
Tarih: 31-05-2017 11:32:00 Güncelleme: 05-06-2017 09:46:00


       Eğer “güncel”in baskısından kurtulma söz konusu olmuşsa eş, dost, yazar, çizer meclislerinde, yayın organlarında şiir yazılıyor, şiir konuşuluyor:

 

       ‘Şiir öldü’ deniliyor… ‘Şiir can çekişiyor’ deniliyor, yazılıyor… Hatta daha da ileriye gidilip “şiir yok!” denilebiliyor. Okumaya çalışan biri olarak neredeyse son otuz, otuz beş senedir bu duruma şahit oluyorum… Sizler de şahit oluyorsunuzdur elbette.

 

       Birçok konuda olduğu gibi neticede çareler de üretilmeye çalışılıyor. Öyle ki bu “çare” diye sunulanların her birinin bizzat kendisinin “çare”ye ihtiyacı varmış gibi görünüyor bazen… Bazen de parçada kalan çareler, ideolojiler çığırtkanlığında dayatılan çarelerin sunulduğu da görülebiliyor. Sanatkâr, düşünür beynini ideolojilerin emrine sunduğundan beri şair de bundan nasibini alıyor. Bulaşıcılık insanın bulunduğu her alanı etkileme peşini bırakmıyor bir türlü. Şairler ve şiirlerde de bu nasibin çığırtkanlıkları, sağda ya da solda benzer kirlenmişliğin kapanları hürriyetsizlikleri solutmaya çalışıyorlar. Daha doğrusu şiir adına sağlıklı nefes alabilme problemi ortaya çıkıyor. “Ben”ini mabut yapan materyalist anlayışla, “ben”ini mukaddesleriyle eş değer gören anlayış aynı fotoğraf karesinde birleştiklerini bir türlü göremiyorlar. Ya da görmek istemiyorlar. Bunların yanında sloganlara sığınanlar, patolojik inlemelerin yanından geçenler ise bir başka garabet.

 

       Hemen herkes kendi duvarına söylüyor türkülerini… İmgeler, uyaklar, mısralar birer bumerang olup sadece şairine dönse mesele olmayacak. Ancak bunların bazıları şiire çürümüşlük katarak, şiir adına kaygılara sebep olabiliyor. Bu tür kalemlerin kulakları sadece duvardan geri yansıyan kendi sesinde. Adını ne koyarsanız koyunuz kulaklar sadece kendi cemaat, cemiyet veya sosyal grubunda. Mesele şiir değil, şiir ile “ben”lerini şişirme ve sloganda kalan mesajlarını iletme çırpınmaları. İster istemez ölçüler buna göre geliştiriliyor, hükümler buna göre veriliyor. Duyguların ve düşüncelerin sınırlarını belirleme arzuları şiiri belirliyor… Şiir sanılanı…

 

       Şiirimizi ufuklar kadar hür kültür yaylalarımızın serinliğinden, derinliğinden, köklerinden koparıp, ayakları yerden kesen yalancı özgürlüklere uçurma maceralarına sürüklemekle de bir yere varılamayacaktır. En azından şiir adına söylendiği sanılanlar da izbeliklerde yerini alacaktır. Zaman çöplüğüne yollanmaktadır.

 

       Bir mecliste böyle konuşup giderken, biri oradan bana şimdiye kadar tarifinde birleşilemeyeni, yani şiiri sordu. Şöyle dediğimi hatırlıyorum:

 

Şiir benim hasretimdir, huyumdur /Şiir benim yıkandığım suyumdur

Gül mevsimde cemre düşer şiire /Şiir benim sığınağım, koyumdur

 

Kâh âşık olur şiire susarım / Kâh aşkı bulur şiire susarım

Güzelde coşar şiirdir tasarım / Şiir benim düğün, dernek, toyumdur

 

Kendimden kaçsam şiirde dururum / Aşkı, sevdayı şiirde bulurum

Şah mısralarda yanar, kül olurum / Şiir benim alevimdir, korumdur

 

Şiir benim, ben şiirim Eleste / Bazen ırak, bazen de bir nefeste

Hak’ta olan hakkı haykıran seste / Şiir benim dilimdeki gülümdür

 

Sevgiyi tüketirim görünende / Vuslat ikinin bir olması bende

Bütün yollar dört bir yana gidende / Şiir benim Bir’e çıkan yolumdur.

 

       Soruyu soran ve bu cevabımı dinleyen zatı muhterem “Tamam da… Nasıl olmalı yani” dedi. Tabii ki zorun bir başka yönüne cevap vermem isteniyordu. “Nasıl”a cevap vererek, yeni bir sınır çizmek benden isteniyordu. Aslında şiir adına bu soru tuzak bir soruydu. Alışılagelmiş, klasik bir yaklaşımla söze “bana göre” diye başladım ve dedim ki:

 

Şiirdir ki / Yansır hüznün aynasında

Tarar sırma duyguları / Bir gençlik havasında

Şiirdir ki / Maveradan terdir

Kelimeler pişer dergâhında / Duygular kordan beterdir

Şiirdir ki / Arar arayışı

Örümcek ağına takılan akılda / Ötelerden seslerdir yakarışı

 

Şiirdir ki / Melekût, insan ve eşya

Yoğurur tevhid hamurunda / Akıl topal, hisler yaya

Şiirdir ki / Lâf kalabalığının özeti değildir

Ruhtan, duygudan, düşünceden damıtılır

Âdem’den ve de Havva’dan beridir

Şiirdir ki / Keşfedilemeyen mıknatısında

Manyetik alanlara takılır / Teyellenir güzel libasında

Şiirdir ki / Hem “öte”dir, hem “beri”

Şairine kanat takar / Okuyan anlayışınca alır

Ya elmas, ya da bakır.

 

       Herkes susmuştu… Sessizliği bozmak için, böyle giderse şiir daha çok sorulacak, çok tartışılacak dedim. Her çağ ve her dönemin imge, imaj ve semboller adına şiire kattığı olduğu gibi şiirden götürdükleri de vardır. Hatta bunu ayrı bir konu olarak örneklerle işlemek de mümkündür.

       Oysa şimdiye kadar hep yaptığımız “şiiri sormak “ olmuş, bir de “şiirden sorarak” işe başlasak, acaba ne dersiniz?

 

 



Bu yazı 2794 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI