Bugun...


İhsan KURT


Facebookta Paylaş









YORULDUM…
Tarih: 01-01-2019 12:17:00 Güncelleme: 01-01-2019 12:17:00


       Bu yaşıma kadar ne koşular içinde bulundum. Kimseyle yarışmadım ama hep koştum. Etrafıma baktığımda benden geride ve ileride koşanları da gördüm. Kimse kimseye nereye demiyordu. Yalnız koşanların içinde tebessüm edenler olduğu gibi burnundan soluyanlar da vardı. Ayna olmadığı için ben nasıl görünüyordum, bilemiyorum.

       Koşturdular mı, ben mi isteyerek koştum? Karışık gibi. Belki bir dönem hiç bilemedim. Çünkü bazen koşturdular, bazen de istemesem de koşma mecburiyetinde kaldım. Belki bu duruma öfkelensem de alışır gibi oldum ama hiç alışamadım, kabullenemedim. Belki de alışır gibi gördüler, öyle göründüm.

       Elbette çoğu defa isteyerek koştum. Bana göre bu bir hayat koşusuydu. Yaşamak için koşmak, koşmak için yaşamak gerekiyordu. Yaşamanın, ayakta kalabilmenin, direnmenin, yaşadığını fark etmenin koşusuydu bu.

       Bu koşuda önce bana gösterilen “doğrular”, “ilkeler” yolunda koştum. Adına belki “eğitim” diyorlardı. “Hakikati”, “gerçeği” gösterilenleri sanarak koştum. Yollarda dikenler, engeller, uçurumlar olsa da aldırmadım. Önceleri bu milletin, bu vatanın evladı olmam bu koşuyu gerektiriyor inancıyla koştum.

       Yollardaki çakılları, dikenleri temizleyerek ilerledim, ilerlediğimi sandım. Uçurumlara işaretler koydum ki benden sonra gelecekler dikkat etsin diye. Çünkü “hakikate”, “hakikat” diye gösterilenlere yaklaştığım düşüncesindeydim.

       Lakin hem geriye hem de ileriye baktığımda yanılgılarımın, aldatılmışlığımın çekilmez yorgunluğunu hissettim. Gördüklerimin yanında bana yaşatılanların çoğunun            serap olduğuna inanmak istedim. Ya dinlenmeyi bilemedim ya da hiçbir şekildeki dinlenme yorgunluğumu gideremedi. Çünkü koşu yolunda gördüklerim, yaşadıklarım ve bana yaşatılanlar, gençliğime “hakikat” diye gösterilenlerin, gösterenlerin hep kendi gerçekleri, kendi hakikatleri olduğunu gördüm, anladım:

       Aklın tutulduğu değil yutulduğuna şahit oldum. Uçkurdan yukarıya akıl yürütemeyenlerin deveyi hamutla yuttuğunu görünce yoruldum…

       Bilimin ve sanatın hayat koşusunda uçurumlara yuvarlandığını, doğrulup kalkmaya çalışanlara çelme takıldığını görünce yoruldum.

       Haksızlığın, hırsızlığın, cehaletin koşuda yer alması için onaya sunulduğu yarışmalarda yoruldum.

       Ahlakı sadece ülkeden değil, dünyadan, kâinattan kovma yarışı düzenlenerek anlam kazandırılmaya çalışıldığı madrabazların çoğalmasından yoruldum.

       Velhasıl insanlıktan çıkmaya çalışan “insan” kılıklılarla hayat koşusu içerisinde bulunmaktan, bana necilikten, sorumsuzluktan, vicdansızlıktan da yoruldum.

       İşte bu işaret edilen anlayışların, daha doğrusu biriktirilmiş yalanların, yazılanların, söylenenlerin gerçeğini geç te olsa fark ettikten sonra kitaplara sığınarak nefes almak istedim. Derin derin ve kesik kesik aldığım soluğumu topladığımı anladığımda, aynı zamanda dinlenmeye başladığımı da fark ettim.

       Güzelliklere, doğruya, hakka ve hakikate, yani adalete ve özgürlüğe açılan bütün kapıların yüzüme kapatıldığını, bu kapıların aslında şimdiye kadar yaşadığımızı sandığımız süre içerisinde de açık olduğu sanısıyla yaşamakta olduğumu yeni anladım.

       Gördüm ki “ilke” diye gösterilen bütün değerler, gösterenler tarafından basamak olarak kullanılmakta, alçaklıklarına dayanaklık yapılmakta.

       Gördüm ki “insanlık” insan kılıklı yaratıklar tarafından hiçbir zaman varılamayacak bir yoka doğru koşturulmakta.

       Gördüm ki tarihte bütün bunlar ya en az seviyede yaşanmış ve yaşatılmışken, içinde bulunduğumuz zamanda (21.yüzyılın ilk çeyreği) en çukurlarda yaşatılmakta, insanlar çukurlara doğru koşturulmakta.

       Yoruldukça dinlenmemi, nefes almamı istemeyenler, sözde parlak, cilalı hedefler göstermeye, sloganlar attırmaya kalktılar. Çünkü gerçeği görmemi istemeyenler düşünmemi de istemiyorlardı. Onlar bunu yaparken ben koşuyordum, onlar havada ayakları yere basmadan talimatlarına devam ediyordu.

       Gördüm ve anladım ki ilkeleri de, hedefleri de kendileri içindi.

       Yoruldum!

       İyi ki yoruldum! Çünkü maalesef yorulmakla bunları fark ettim. Kendi ilkelerimi, kendi doğrularımı ve insanlık hakikatini görmekle, bilmeye çalışmakla dinlendiğimi fark ettim.

       Bütün bunları geç de olsa fark etmeye değdi mi?

       Bir insan yaşıyorsa, yaşamaya devam ediyorsa ki ben de yaşıyorum, “değdi elbette” diyorum.

 



Bu yazı 1122 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI