Bugun...


İlknur KAMALI


Facebookta Paylaş









FIRTINALARIN, İSYANIN, HALKIN VE ŞİİRİN DİRENGEN KAHKAHASI
Tarih: 02-09-2019 11:15:00 Güncelleme: 02-09-2019 11:15:00


 

 

“Hayatımda karım hariç iki şey sevdim: Şiir ve politika. Şiir nedir diye sorarlar. ‘Şiir göklerde uçan nazenin bir balon’ değil; o balon çoktan patladı. Benim için şiir akıl ve heyecan meselesidir. İnsan beyninin yalnız yüzde 10’u bilinir, gerisi meçhul kıta. Şiir, beynin işlemeyen yüzde 90’ını harekete geçirmektir. Şiir bir terlemedir. Güneş güneş sözlerle… Ve böyle böyle eriyip gider. Dünya gibi tıpkı; döndükçe terleye terleye…”

 

     Sıcakkanlı yapısıyla her yaştan insanla kolayca dostluk kurabilmiş, bu nedenle de anasının ak sütü gibi ‘Can Baba’lık unvanını hak etmiş baş eğmeyen adam, şiirin asi çocuğu Can Yücel, bir şiirinde “sevdiğin kadar sevilirsin” demiş, bir başka şiirinde ise “ve zaten genellikle o daha az sever seni / senin onu sevdiğinden…” demiştir. Bu dizeler bile onun asi bir çocuk olduğunun göstergesi değil de nedir?

     Can Baba, ‘İnsanın Anayasası’nı anlatan, savaşlara ve yoksulluklara rağmen inadına yaşayan bir şair…

     Bu dünyada tanık olduklarının dışında ‘Başka Türlü Bir Şey’ isteyen bir şair…

     ‘Sakız Ağacı’na şiirler düzebilen bir şair…

     Can Yücel’i anlamak için öncelikle şairin yaşamını bilmek gerekir. Çünkü o şiiri hiçbir zaman hayatın dışında tutmamış, yaşam pınarı gürül gürül akarken acılarını, özlemlerini, tutkularını, öfkesini hatta hayallerini şiirde aramış, şiirde bulmuştur. Kısacası Yücel’in şiirleri ve hayatı ayrılmaz bir bütündür. Can Yücel’in şiirleri incelendiğinde şiirlerinin ironiden başka odaklarının olduğu görülecektir:

     Yoğun bir duygusallık ve sevgi arayışı, ustalıkla doruğuna ulaşmış bir dil… İşçiliği, entelektüel düzeye varmış bir biçim arayışı…

     Yanlışa, haksızlığa karşı yerleşik düzenden öç alırcasına öfkeli ve bir o kadar da acılı bir direniş belki de…

     Bu özellikleri ile Can Yücel, Türk şiirinin Picasso’su olmuştur. Shakespeare ve İngiliz şairlerinden yaptığı çeviriler, asıllarından da güzel olmuş, günlük gazete ve dergilerdeki köşe yazıları ile en çok okunan yazarlar arasına girmiştir. Hayata bakışı şiirini beslemiş, şiirleri hayata bakış açısı ile toplumun özlemini dile getirmiştir. Toplumca tanınıp sevilen, az görülen şairlerden olmuş, halkın beğenisi şiirlerini beslerken sıcakkanlı yapısıyla hemen her yaştan, herkesle kolayca dostluk kurabilmiş, bu nedenle de anasının ak sütü gibi ‘Can Baba’lığı hak etmiştir.

     Birçoğumuz şiirle besleniriz. Aşkımız, hüznümüz, öfkemiz en iyi şiirle dile gelir. Çünkü böylesi şeyleri yaşadığımız anlarda en çok şiire koşarız. “Olmalı” deriz ‘şu anda yaşadığım şeyi yazan çizen birileri olmalı’

     Koşarız...

     Buluruz da.

     Can Yücel’de buluruz, Turgut Uyar’da, Edip Cansever’de buluruz, sihirli bir küre misali içinde, sayfalarında görürüz yaşadığımız acının, sevincin, öfkenin kelimelere dökülmüş halini…

     Okurken bir dostun omzu hissi verir bu kitaplar, içindeki kelimeler ve yazarı. İşte bu dost omuzlardan biridir Can Yücel. Bazıları vardır ki tek kelimesiyle yüzüne çarpar insanın bütün bir yaşam sebebini. O zamanlar en çok kitaba adını veren Sevgi Duvarı şiirini sevmez miydik düş birliğiyle? Rezil olmak, kötü kokmak da iyiydi ama en sonunda “ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” değil miydik?

     Ama tabii Can Baba’nın öyle şiir tanımları da var ki şiirlerini aratmaz: “Tuğlalar, biriketler, çimentolar, hepsi umutsuzluktur. Demirler bile umutsuzluktur. Onların içinden bir umudu bulmaktır şiir. Onu bulmak için yazıyorum ben de... Şiirin bir ‘direnç kahkahası’ olduğunu mutlaka söyler ve kahkaha şöyle patlar: ‘Bence kahkaha çiçekleri yaratmak Baudelaire’in ‘Şer Çiçekleri’nden daha iyidir!”

     1962'de İngiltere'deyken, 1709 yılından kalma, Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı bulması edebiyat çevresinde geniş yankı uyandırmıştır. Şiirlerinde argo ve müstehcen sözlere çok sık yer veren, bu nedenle zaman zaman dikkatleri üzerine çekip koğuşturmaya uğrayan Yücel, ilk şiirlerini 1950 yılında `Yazma` adlı kitapta toplamıştır. Can Yücel Lorca, Shakespeare, Brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yapmıştır. Shakespeare çevirileri (Hamlet, Fırtına, Bir Yaz Gecesi Rüyası) aslına tam olarak bağlı kalmasa da son derece başarılıdır.

     Shakespeare'in ünlü 'to be or not to be' sözünü 'bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin' şeklinde Türkçeleştirmiştir. 1959'da ilk baskısı yayımlanan 'Her Boydan' adlı kitabında dünya şairlerinin şiirlerini serbest ama çok başarılı bir biçimde Türkçe'ye çevirmiştir.

     Aslında halkın şairidir Can Yücel..

     Halkın öfkelerini, tepkilerini, kızgınlıklarını dile getirmiştir. Onun bulup şiirlerine koyduğu kelimeler aslında halkın taşlarıdır. Nasıl halk öfkelenip de taşları yerden alır, öfkelendiği insanın camına atarsa, Can Yücel de halkın kelimelerini alarak kurulu düzenin camekanlarına atar. Onları yerle bir, tuzla buz eder. Yanlış kaynamış kemiklere saldırır. Düzenin pisliklerine saldırır. Sömürü mekanizmalarına saldırır. Diktatörlüklere saldırır. İnsan haklarına saygısızlığa saldırır. Âmâ saldırırken hicivle saldırır. Halkın kelimeleriyle saldırır. Böyle yazdığı için ona küfürbaz deseler bile doğru bildiğinden asla vazgeçmez!

     Şairin şiire bakış açısını düşündüğümüzde, Octavia Paz’la ilişkilendirmekte zorlanmayız. Bu ilişkiyi kuran ortaklık, “Tek bir şiirin, kendini bütün şairlere yazdırması” düşüncesidir. Octavia Paz, ”Şairler aslında bir tek şiiri yazar” derken, Can Yücel şunları söyler: “Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten, yeter ki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir… Pat diye gelir O, ya bir Afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder, oturur karşıma, kaldırabilirsen kaldır artık.”

     Can Yücel kendisiyle yapılan bir söyleşide, şiir ve dil hakkındaki görüşlerini şöyle aktarmaktadır : “ ‘Goethe der ya, “Dil orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır.’  Bizde ağaçları kesmeye kalktılar. Bizde katıldık buna. Hâlâ kahroluyorum. Yanlıştı. Sadeleştirme meselesi o bütünlüğün içinde sözcükleri, tümceleri nereye oturttuğunun hesabını vermek meselesidir. Kelimeler bütünselliğin parçalarıdırlar. Şiir kelimeleri bu galaksiye hediye etmektir.”

     Can Yücel şiirine bu sözler ışığında baktığımızda, töresel dil anlayışına karşı çıkışı görürüz. Bu karşı çıkış şiirse sözcük dağarcığının genişletilmesi ile beslenir. Küfürler ve kaba sözcükler bu karşı çıkışla, şiirin içine girmiştir.

     Can Yücel’in eşi Güler Yücel, kendisiyle yapılan bir söyleşide şu açıklamayı yapar: “Can ile fırtınada yaşanır gibi yaşanır.” Can Yücel ile yaşamak, elbette fırtınada yaşamaya benzeyecektir. Çünkü o, ne de olsa, fırtınalı havada batan Ertuğrul’un kaptanı Âli Bey’in torununun oğludur.

     Şair Can Yücel’in ölüm yıldönümü…

     Dili ve zekâsı keskin Can Yücel'e haksızlığa, aldatmaya, gerçeğin karşısında olana karşı ağız dolusu küfürler ve enfes mısralar bıraktığı için teşekkürler…

 

O’nu hep o çok sevdiği günebakan çiçekleri ile hatırlayacağız.

 



Bu yazı 485 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI