escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort fatih escort escort kayaşehir escort konya vtunnel
Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









AHMET HAŞİM’İ ANLAMAK
Tarih: 01-10-2018 08:59:00 Güncelleme: 01-10-2018 08:59:00


     Ahmet Haşim 1887'de Bağdat'ta doğdu. Ailesi Bağdat’ın ileri gelenlerindendi. Babası Arif Hikmet Bey Haşim doğduğunda Hulle’de kaymakamdı. Babasının görevi sebebiyle birçok yeri dolaştılar. Haşim düzenli bir öğrenim göremedi. Zaman zaman mahalle mektebine gitti.

     Arif Hikmet Bey sert mizaçlı ve katı bir adamdı. Annesi Sare Hanım ise babaya göre tam bir tezat kişilikti. Oldukça hassas, merhametli ve kırılgan bir kişiliğe sahip olan Sare Hanım ince hastalık olarak da anılan zamanın acımasız hastalığı vereme yakalanmıştı.

     Hâşim, doğal olarak sert mizaçlı baba yerine merhametli anneye sığındı. Çocuğun yetişmesinde asıl sorumluluk anne üzerindedir. Haşim için anne figürü sığınılacak bir limandır. Hayatın zorluklarıyla başa çıkmada güvenilebilecek en büyük ve doğal destektir anne.

     Sare Hanım, hastalığı ilerledikçe duygusallaştı, ağır bir bunalıma sürüklendi. Çaresiz hastalıkla başa çıkmak imkânsızdı. Gitgide yaklaşan ölümü kabullenmek kolay değildi. Haşim içinse annesini kaybetmek o küçük yaşta anlamlandırılabilecek ve kabullenilebilecek bir durum değildi.

     Sare Hanım, günbatımı Dicle Irmağı’nın kıyısına inerek ufka bakar bakar hüzünlenirdi. Gün batımı neler düşündürmezdi ki hasta kadına. Haşim’in hem duygu dünyasının hem de sanatçı kişiliğinin şekillenmesinde Dicle Irmağı kıyısındaki günbatımlarının ve melal içindeki annesinin rolü büyüktür.

     Annesinin ölümüyle yedi yaşında öksüz kalan Haşim için bu durum tam anlamıyla bir faciadır. Annesiyle yaşadığı mutlu günler gerilerde kalmıştır. Terk edilmişlik duygusu hassas kişiliğini büsbütün sarsmıştır. Haşim, teselliyi babasında arar fakat Arif Hikmet Bey’den beklediği ilgiyi göremez. Baba, sert ve soğuk kişiliğiyle Haşim’e anne sıcaklığını veremez. Birbirinden uzaklaşırlar.

     Oğlunun iyi bir eğitim almasını isteyen Arif Hikmet Bey, Haşim’i İstanbul’a getirdi. Haşim, Türkçe öğrenmesi için Numune-i Terakki mektebine kaydedildi, bu okula devam ederken Beyoğlu’nun arka semtlerinden yoksul bir mahalledeki bir akrabasının yanında kaldı. Bir yıl sonra Mekteb-i Sultaniye yatılı olarak kabul edildi.

     Mekteb-i Sultani dönemin aristokrat aile çocuklarının okuduğu bir okuldu. Hafta sonları evci çıkan öğrenciler ayrıldıktan sonra Haşim okul pansiyonunda yalnız kalıyordu. Türkçeyi tam olarak öğrenememişti. Okul arkadaşları konuşmasıyla alay ediyordu. Okulda adı Arap Haşim oldu. Yüzündeki şark çıbanından dolayı kendisini çirkin buluyordu, aynalara küskündü. Çekingen kişiliği arkadaşlıklar, dostluklar kurmasını engelliyordu. Kabuğuna çekildi, edebiyata ilgi duydu. Boş zamanlarında bol bol okudu.

     Fransız sembolistlerin şiirlerini okudu, bir süre sonra şiir yazma denemelerinde bulundu. Okulda İzzet Melih, Hamdullah Suphi, Emin Bülent, Abdülhak Şinasi gibi sanata ve edebiyata gönül vermiş öğrencilerle tanıştı. Mecmua-i Edebiye adlı dergide şiirleri yayımlandı.  Mekteb-i Sultaniden mezun olduktan sonra Reji İdaresinde memur oldu. Mekteb-i Hukuka kaydoldu fakat bitiremedi, edebiyata olan ilgisi okulu bitirmesine engel oldu. Memurluk ve öğretmenlik yaptı. Sanata ilgi duydu.

     Geçimsiz, kırılgan kişiliği yaşadığı toplumla sağlıklı iletişim kurmasını engelledi. Yaşadığı devrin toplumunu “Bu sefil iştiha, bu kirli nazar”  ifadesiyle eleştirdi. O Belde şiiri edebiyatımızda hayata karşı olumsuz bakan iki şiirden biridir.  Tevfik Fikret’in Sis şiiri de O Belde kadar bedbin bir bakış açısıyla yazılmıştır.

     Çok istemesine rağmen aile hayatı kuramadı, belki de kurmak istemedi. Evliliğe yönelik girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Onun hayalinde şekillendirdiği kadın imajı “O Belde” şiirinde tarif ettiği kadındı. Onu da gerçek hayatta bulamadı.

 “Denizlerden

Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.

Bilsen

Melâli hasret ü gurbetle ufkı şâma bakan

Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!

Ne sen,

Ne ben,

Ne de hüznünde toplanan bu mesâ,

Ne de âlâmı fikre bir mersâ

Olan bu mâî deniz

Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.

Sana yalnız bir ince tâze kadın

Bana yalnızca eski bir budala

Diyen bugünkü beşer,

Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,

Bulamaz sende, bende bir ma’nâ,” (Haşim, O Belde)

 

     Haşim, bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazdı. Aruzu Türkçeye mükemmel olarak uyguladı. Şiir anlayışıyla gerek devrinde gerekse sonraki dönemlerde birçok şairi etkiledi. Haşim’e göre şiir sözle musiki arasında sözden ziyade musikiye yakın bir terennüm aracıydı. Şiirde sembolizmden yararlandı bundan dolayı onu sembolist bir şair olarak kabul etmek yanlıştır. Haşim empresyonist bir şairdir. Dış âleme ait unsurları iç âlemde süsleyip zenginleştirerek anlatmıştır. Bu durumu “Seyreyledim eşkâl-i hayatı/Ben havz-ı hayalin sularında” dizeleriyle ifade etmiştir.

     Ahmet Haşim şiirlerini Göl Saatleri (1921) ve Piyale (1926) adlı kitaplarda toplamıştır.

 

 

 



Bu yazı 518 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI