escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









HAYATI ROMANLARDAN ÖĞRENMEK
Tarih: 01-03-2018 15:23:00 Güncelleme: 01-03-2018 17:01:00


       Yetmiş yaşındaki insan dün ne yediğini hatırlamaz da yedi yaşındayken tanıştığı tatları unutamaz. Çocukluk hatıraları çocukken üzerine titrediğimiz camdan bilyeler gibi cebimizin en dibinde çıkarılmayı bekler. Çocukluğumuzun o büyülü hatıralarından bugüne taşıyabildiklerimiz aynı zamanda kişiliğimizi şekillendiren yaşanmışlıklardır.

     Okula başladığımız günü hangi birimiz unutabiliriz. O günlerin bir an önce gelmesi için sabırsızlıkla çarpan çocuk kalbimiz göğüs kafesine sığmazdı. Ruhumuzda bitmez tükenmez sandığımız heyecan en doruk noktasına ulaştığında okula başlama zamanı gelmişti. Nihayet biz de okula gidecek siyah önlüğü giyip beyaz yakayı takacaktık. Her şeyden önemlisi de okuyup yazabilecektik. Bir an önce büyümek, büyükler gibi olmak istiyorduk.

       Biz harfleri, kelimeleri cümleleri, sayfalar dolusu kitapları okuma düşü kurarken kendimizi eğik çizgi, doğru çizgi, yuvarlak çizgi çizme alıştırmaları yapıyor bulduk. Bu alıştırmalar evde de devam ediyordu.  Sonra fişler: Ali ata bak, Işık ılık süt iç… Nihayet ateşe tutulan mısır taneleri birer birer patladı, kısa sürede okumayı sökmüştük.

      Annem okuma yazma bilmezdi. Bulduğum küçük hikâyeleri heceleye heceleye anneme okurdum. Büyük bir sabır ve özveriyle dinlerdi beni. İşini gücünü bırakır, dünyanın en güzel müzik parçasını dinlercesine sevgiyle bakardı gözlerime. Ben gerçek sevgiyi ilk kez onun gözlerinde gördüm.

       Bizim Kemalettin Tuğcularımız vardı. Sokak Çocuğu, Kimsesiz Çocuk’la Tuğcu kalbimize dokunmuştu. Kitap denilince de aklımıza Reşat Nuri, Yakup Kadri, Halide Edip, Halit Ziya gibi romancılar gelirdi. Kimse için değil kendimiz için okurduk. Televizyon yoktu, bilgisayar, internet yoktu. Romanların herkesin hayalinde farklı bir surete bürünen kahramanları vardı.

       Okudukça ufkumuz açılırdı, dünya bir parça daha büyürdü. Küçücük sokağımızdan, mahallemizden çıkar, her romanda biraz daha büyüyen dünyayı, bazen hayranlıkla bazen şaşkınlıkla bazen de korkuyla dolaşırdık.

       Romanlarda farklı insanları tanırdık. Gerçek dünyamızdaki insanlar arasında onları arardık. Bazılarımız bulurdu da ama beğenmezdik, bir eksiğini, uymayan bir yönünü atıverirdik ortaya. Onlar bizim dokunulmaz, kimseye benzemez kahramanlarımızdı.

       Kitaplar elden ele dolaşırdı. Bir kitabı belki on belki yirmi kişi okurdu. Okumanın da bir adabı vardı. Kitaba kıyamazdık. Cildi dağılmasın diye üzerine titrerdik. Hele emanet kitaplara… O kitapların hırpalanmış sarı yaprakları arasında bazen bir kuru gül çıkardı karşımıza ya da o güne kadar rastlamadığımız ilginç bir bitkinin yaprağı…

       Küçük hayallerimiz vardı. Kabımızdan taşan büyük ihtiraslı hayallerimiz olmadı fakat şiir gibi yaşamak istedik hayatı. Kitaplardaki gibi tutkulu, kitaplardaki kadar kurmaca, kitaplardaki kadar sahici… Acısıyla tatlısıyla yaşadık her şeyi ama hiçbir zaman pişman olmadık hayattan.

       İlk gençlik yıllarının acemi heyecanlarıyla köşe başında görünce kalbimizi kımıldatan komşu kızının masumiyetini paylaştık kitap sayfalarının derkenarında. Sevdalara karanfil sunduk en tazesinden. El ele yürüdük umutlarımıza…

       Kimimiz savrulduk teşrin yaprakları gibi. Eylülün de kendine has bir başka tadı olduğunu biz yine kitaplardan öğrendik.

       Biz hayatı kitaplardan öğrendik. Sonra daldık hayatın içine… Baktık ki pek bir farkı yok romanlardan. Herkes kendi hayatının başrolünde yeni yeni maceralara yelken açtı.

 

 

 



Bu yazı 1407 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI