Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









KARA FATMA
Tarih: 01-11-2018 17:36:00 Güncelleme: 01-11-2018 17:36:00


       Kurtuluş Savaşı Türk milletinin ateş ve barutla sınandığı bir var olma savaşıdır. 1918-1922 yılları arasında geçen süre zor zamanlardır. Bu zor zamanlar, fedakâr insanların kanı canı pahasına aşılmıştır. Hiçbir çıkar gözetmeksizin vatanın kurtuluşu için canlarını hiçe sayan isimsiz kahramanlar coğrafyayı vatan yapmışlardır.

       Kafkasya’da, Sina’da, Filistin’de, Hicaz’da, Yemen’de, Irak’ta ve Çanakkale’de savaşmış yorgun savaşçıların sonu gelmez ricatlara bir son verdiği savaştır Kurtuluş Savaşı. Namus Günü’dür. Bu Namus Günü’nde kadın-erkek, genç-ihtiyar silahla, yabayla, kürekle yürümüştür düşman üstüne…

       Feda sözcüğünün içini dolduran nice kahramanların hikâyesidir bize geçmişten kalan. Okurken, dinlerken boğazımızın düğümlendiği, gözlerimizin yaşardığı vatan kavramının bilincimizde anlam kazanmasını sağlayan nice ibretlik öykülerin temasıdır.

       Biz Türkler destan gibi yaşamışız hayatı ama yazmaya zaman bulamamışız. Üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra da hatırlamakta zorlanmışız. Sonra büsbütün unutmuşuz. Tarih bunun sayısız örnekleriyle dolu. Kurtuluş Savaşı’nın isimsiz kadın savaşçıları: Binbaşı Ayşe Hanım, Kara Fatma, Hafız Selman İzbeli, Şerife Bacı, Halime Çavuş, Gördesli Makbule, Nezahet Onbaşı… Onların öyküsü Batı’da yaşansaydı unutulmazdı. Yaşamları film olurdu, anıtları dikilirdi, isimleri şehirlere verilirdi, hatıraları canlı tutulurdu.

       Kahraman Türk kadınları içerisinde Kara Fatma etkileyici öyküsüyle öne çıkanlardan. Kara Fatma 1888 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. Nene Hatun’un yaşadığı topraklardır Fatma’nın gözünü açtığı topraklar. Babası Yusuf Ağa yörenin hatırı sayılır, sözü dinlenir itibarlı insanlarındandı. Fatma’yı vatan ve millet sevgisiyle yetiştirdi. Binbaşı Derviş Bey’le evlenen Fatma Seher Hanım’ın iki çocuğu oldu.  Balkan Savaşı’nın acılarını kuşatma altındaki Edirne’de eşi Binbaşı Derviş Bey’le birlikte yaşadı.

       Ricatlar, ricatlar… İstanbul’a akın akın gelen muhacirler, insanlığın sınandığı zamanlar. Bir yanda vatan için kanını çölün kızgın kumlarına saçanlar, bir tarafta savaş ortamının türedi zenginleri, Batı’yı kıskandıran ihtişamlı konak hayatı. Çelişkiler… Çelişkiler… İttihatçıların sonu hüsranla biten hayalleri, her şeye razı, teslimiyetçi Damat Feritler, Ali Kemaller…

       Kafkas Cephesi’nde düşmanla savaşan Fatma Seher Hanım, eşini kaybetmenin acısıyla vatan kaybetmenin acısını birlikte yaşadı. Bu umutsuz ortamda Samsun’a çıkıp kurtuluş ateşini yakan Mustafa Kemal Paşa’nın işaret ettiği yolda yürümek istedi. Paşa’yı görmek için Sivas’a gitti.

       Vatanın içinde bulunduğu durumu anlatarak milleti aydınlatmayı ve teşkilatlandırmayı amaçlayan Mustafa Kemal Paşa, çok sevdiği askerlik mesleğinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Türk milletinin mukaddes gayesini gerçekleştirmek uğruna milletin sinesine dönmüştü.

       Fatma Seher Hanım, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek için üç gün mücadele etti. Öğle yemeği için davetli olduğu yere giden Paşa’nın karşısına çıktı. Üzerinde çarşaf, yüzünde peçe vardı. Paşa’ya bir mesele hakkında konuşmak istediğini söyledi. Paşa sert bir ses tonuyla “Ne görüşeceksin?” dedi. Peçesini kaldırdı. Yaşadıklarını bir bir anlattı. Bu gözü kara Anadolu kadınının anlattıkları Mustafa Kemal Paşa’yı etkiledi. Çıktığı bu çetin yolda yalnız değildi. Kocasını kaybetmiş, iki yetimiyle kalmış bu yiğit Anadolu kadını vatan için mücadeleye hazırdı. Paşa, ona adını, silah kullanmayı ve ata binmeyi bilip bilmediğini sordu. Aldığı cevaplardan memnundu.

       “Kara Fatma, bütün kadınlar senin gibi olsa idi.” dedi.  Kara Fatma’ya gerekli kolaylığın gösterilmesi ve kendisine yardımcı olunması talimatını içeren bir yazı vererek onu İstanbul’a gönderdi.

       Kara Fatma İstanbul’a döndükten sonra çetesini kurdu. Emrinde 43 kadın ve 700 erkek vardı. Cepheden cepheye koşuyor, ölümü hiçe sayıyordu. Asker kaçaklarından ve eşkıyalardan oluşan başıbozuklardan oluşturduğu çetesiyle düşmana aman vermiyordu.

       Kara Fatma Adapazarı ve Düzce dolaylarında Rum ve Ermeni çetecilerle savaştı. Bu mücadeleler sırasında oğlu Seyfettin ile dokuz yaşındaki kızı Fatma da yanındaydı. Bu kan ve barut kokan ortam çocuklara göre değildi kuşkusuz fakat bu bir milletin var olma savaşıydı. Seyfettin ayağından yaralandı, küçük Fatma iki parmağını kaybetti.

       Dört kez yaralanır, tedavi olur, ayağa kalkınca tekrar cepheye koşar. Kara Fatma adı destanlaşır. Cephede ve cephe gerisinde hep onun adı anılmaktadır. Hayatı etrafındaki efsaneler dilden dile aktarılmaktadır. Dev gibi bir kadındır, gözleri çakmak çakmaktır. Tuttuğunu koparır. Attığını vurur. Destanlaşan Kara Fatma kısa boylu ve zayıftı. Geniş bir şalvar giyiyordu. Üstünde siyah bir ceket vardı. Belindeki kuşağında kama, omuzunda kayış vardı. Başını bir yemeni ile sarmıştı.

       Afyon cephesinde keşif yaparken Yunanlıların eline esir düştü. Gözlerini bağlayıp cephe gerisine götürürler. Kendisini General Trikopis’in önünde buldu. Trikopis, karşısındaki küçük boylu, zayıf bedenli kadını görünce şaşırdı. 19 gün kaldı Yunan karargâhında. Sorguya çekildi, kadındır demediler, işkencenin her türlüsünü yaptılar fakat konuşmadı. Bir fırsatını bulunca da kaçtı.

       Bursa’nın işgal haberini alınca kendi derdini unuttu, birliğine koştu. Yine en ön saflardaydı. Kahramanca mücadelesi karargâhta yankılandı. Ödüllendirildi, üsteğmen oldu. Terfii ettiği rütbeden emekli maaşı bağlandı. Gönlü yüceydi, parayla pulla hesabı yoktu. Hiçbir maddi karşılık beklemeden çıkmıştı bu yola. Fakir milletin hazinesinden para almayı kabullenmedi. Kendisine bağlanan maaşı Kızılay’a bağışladı. Çok şükür eli ayağı tutuyordu.

       Türkiye Cumhuriyeti yaralarını sarmakla meşguldü. Emperyalist güçler ikinci paylaşım savaşını başlatmıştı. Türkiye Cumhuriyeti bu savaşa girmese de savaşın bütün olumsuzlukları hissedilmektedir. Yokluk, kıtlık, ekmek karnesi, ağır vergiler… Kara Fatma’nın yaşı ilerlemiş, çalışamaz hâle gelmiştir. Yokluk, yoksulluk boynunu büktü. Aç ama şereflidir. Namerde el açmaz. Tek gurur kaynağı göğsünde taşıdığı İstiklal Madalyası’dır.

       18. Fırkanın 20. Hücum Taburu Süvari Bölüğü kumandanı Kara Fatma’nın durumundan haberdar olan TMMM hemen bir kanun çıkararak ona vatan hizmeti tertibinden 170 lira maaş bağlar. Yaşı yetmişi aşmış yorgun savaşçı bu maaşı ancak bir yıl alabilir, 1955 yılında öldü.

 



Bu yazı 323 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI