escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









OKUMA KÜLTÜRÜ
Tarih: 01-02-2018 09:25:00 Güncelleme: 01-02-2018 11:37:00


       Okuma; yazılı eserin çözümlenerek anlamlı olarak algılanmasıdır. Okumanın alışkanlığa dönüşmesi bireyin önünde yeni ufuklar açar. Okumanın alışkanlığa dönüşmesi uzun ve zahmetli bir süreçtir. İnsanlar öncelikle hayatı tanımak ve deneyimlerini zenginleştirmek için kitap okur. İlkokulda kazanılan okuma alışkanlığı lise döneminde etkin okumaya dönüşmek zorundadır. Rastgele bulduğunu okuyan okuyucudan etkin okuyuculuğa geçiş bu dönemde gerçekleşir.

       Kişide okuma kültürünün oluşup oluşmadığı ders kitapları dışında kalan eserleri kendi arzusuyla okumasıyla anlaşılır. Etkin okumada okuyucu güncel kitapları takip ettiği gibi klasik eserleri de göz ardı etmez. Millî kültür ürünlerini okumadan yabancı kültür ürünlerini okumak okuyucuda kimlik bunalımına yol açar. Millî kültürün şaheserlerini sindirerek okuyan okuyucu ileriki dönemlerde farklı kültürlerin eserlerini okuyarak kıyaslama yapabilir.

       Okumaya eğilimli bir toplum değiliz. Araştırma sonuçları bu tezi desteklemekte. Kitap okumanın alışkanlığa dönüşebilmesi için çocuklarımıza örnek olamıyoruz. Çocukluk döneminde edinilen davranışlar bir ömür boyu etkili oluyor. Çocuğun yetiştiği ortamda aile üyeleri okuma alışkanlığına sahipse çocuk bir fotoğraf makinesi titizliğiyle gözlemlediği bu davranışları yaşantı hâline getiriyor. Biz ne isek onlar da bizim kopyamız oluyor kuşkusuz.

       Ülkemizde okur sayısı gittikçe azalıyor. Kitapların baskı adetleri, sayfa sayıları düşüyor. Okuma alışkanlığı olmayan kişiler gerekçe üretmekte zorlanmıyor; kitabın pahalılığından, okumaya zaman kalmadığından söz ediyor...

      Okuma alışkanlığının geçmişten günümüze artacağı yerde azalmasında başlıca etken, kişileri okumaya, araştırmaya, sorgulamaya yönlendirmeyen eğitim sistemidir. İlkokuldan üniversiteye kadar eğitim sisteminin her aşamasında çoktan seçmeli test tekniğine dayalı sınav sistemi, bireyi ezberciliğe itmektedir. Okuma alışkanlığı olmayan, muhakeme yeteneği kaybolmuş, değer yargıları aşınmış, araştırmayan, sorgulamayan insanlardan oluşan toplum içten içe çürüyor.

       Teknoloji çağında, İletişimin ulaştığı son noktada insanımız, zamanının büyük bir kısmını televizyon karşısında geçiriyor. İnternet kullanımının ulaştığı boyuta bağlı olarak sosyal ağlar okumanın yerini görselliğin aldığı sanal bir dünyanın kapılarını aralıyor.

      Günümüz insanı kitap okumayı sıkıcı bir uğraş olarak algılıyor. Kitap okuma hızını internet ortamındaki hızla kıyaslıyor. İnternet vasıtasıyla bilgiye kısa sürede ulaşılabildiğini söyleyerek kitap raflarında bilgi aramayı zaaf olarak algılıyor. Sanal ortamdaki bilgi kirliliği, kes, kopyala, yapıştır yöntemiyle hızla yaygınlaşıyor.

       Evimizdeki elektronik aletlerin kullanım kılavuzunu, doktorun yazdığı ilaçların prospektüslerini bile okumuyor, sormak için bir bilen arıyoruz.

     Her şeyi hızlı yaşamaya alışan günümüz insanı, internet ortamında dili de özensiz kullanmakta, kelimelerin yazımında dil kurallarını zorlayan alışılmadık uygulamalarla dili yozlaştırmaktadır. Milletin ortak değeri olan dilimize yönelik bu bilinçsizce saldırılar tehlikeli boyutlara tırmanıyor.

     Batılılar; okuyor; otobüste, trende, parkta, sahilde okuyor. Okumayı yemek, içmek gibi hayatlarının temel gereksinimi olarak görmüş ve hayat tarzı hâline getirmişler. Teknolojiyle birlikte yavaş yavaş ellerindeki kitaplar da şekil değiştiriyor, kâğıda basılmış kitapların yerini tabletler almakta... Bizim ülkemizdeyse bir iletişim aracı olan telefon sosyal ağlara ulaşmada bir araç işlevi görüyor. Kafelerde, otobüs duraklarında, yolculuk esnasında herkesin elinde bir telefon... Aile üyeleri aynı ortamda birbiriyle sosyal ağ paylaşımında bulunuyor. Çocuklar çalışma odalarında bilgisayarda ders çalıştığını söyleyerek geç vakitlere kadar sanal ortamda zaman öldürüyor. Ülkemizde 1.413 kütüphane; 570.000 kahvehane bulunuyor.

        Az okumanın bedelini toplum olarak ödüyoruz. Televizyonlarımızda evlilik programları, yarışma programları, magazin programları izlenme rekorları kırıyor. Eğitici kültürel programlar ancak saat 22.00’den sonra yayımlanabiliyor çünkü ilgi görmüyor.

         Bizde fikir adamı nadiren yetişiyor. Çevremizi kuşatan insanların çoğu bir fikrin adamı ama ne yazık ki fikir adamı değil... Fikir adamlarının dünyaya bakışı ve algılayışı uzun soluklu bir süreçtir. Fikir adamları magazin kültürüyle yetişmiyor. Büyük emekler neticesinde yetişiyor.

       Yedi milyon nüfuslu Azerbaycan´da kitaplar ortalama 100.000 adet basılırken, Türkiye´de kitaplar bin, iki bin ya da üç bin basılıyor. Kitapların üzerinde aldatıcı ibareler yer alıyor; kitap yayımlanalı bir ay geçmeden beşinci baskı, altıncı baskı etiketi kitap kapaklarında yer buluyor. Ülkemizde her yüz kişiden sadece 4,5’u kitap okuyor.

      Ne yazık ki Türkiye kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin gerisinde kalmış durumda. Japonya’da nüfusun  % 14 ü, Amerika’da % 12 si, İngiltere’de ve Fransa’da %21’i düzenli kitap okurken ülkemizde 10.000’de 1 kişi düzenli kitap okuyor.

      Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu´nda, kitap okuma oranında Türkiye, 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor.

    Türk halkı kitap okumuyor. Okuma oranı gittikçe düşüyor. Türkiye´de yükseköğrenim görenlerin oranı 1965´e göre 14 kat arttı fakat yükseköğrenim mezunlarının kitap okuma oranı 1965 yılının altında kaldı.

     Eğitim süreci içerisinde edinilen bilgilerin %60´ı okuma yoluyla elde edilmektedir. Okumayan toplumların bireyleri okumaya ayıracakları sürenin çoğunu yararsız işlerde harcamaktalar.

     Okuma sayesinde bilgiye doğrudan ulaşabilen bireyin kendine olan güveni artıyor, düşünce ufku genişliyor, hayal dünyası zenginleşiyor. Okuyan insan zengin kelime dağarcığıyla kendini ifade etmede sıkıntı yaşamıyor. Olayları sebep-sonuç ilişkisiyle inceliyor, diğer insanlarla daha rahat iletişim kuruyor.  

     Okuma alışkanlığı olan insan; okuyarak düşünür, yeni düşünceler üretir, hissederek değil, görerek yaşar. Okumak, beyni besler. Okuyan insan unutkanlık, bilinç kaybı gibi yaşlılık hastalıklarına yakalanmaz. Dünyaca ünlü tıp profesörü Gazi Yaşargil 79 yaşında olmasına rağmen hâlen başarılı beyin ameliyatları yapabilmesinin sırrını soranlara “Bol bol kitap okurum ve bulmaca çözerim.” demiştir

     Çocuklara örnek olmak için okumalıyız. Onları zararlı alışkanlıklardan korumak için okuyarak onlara örnek olmalıyız.

    Okuyan toplumda empati kültürü gelişir. Toplum bireyleri olarak birbirimizi daha iyi anlarız. Okudukça bilinçlenir, haklarımızı, sorumluluklarımızı öğrenir; sorumlu bireyler olarak kendimizi geliştiririz. Bireyleri okuyan ülkelerde demokrasi de kurumsallaşır, ahlâki değerler hayata geçirilir. Zaman ve kaynaklar bilinçli kullanılır. Köşe dönücülüğün yerine çalışmak, yardımlaşmak, dürüstlük gibi erdemli davranışlar yüceltilir.

 

 

 

 

 



Bu yazı 742 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI