Örnek HTML sayfası
Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









RESNELİ NİYAZİ BEY
Tarih: 01-01-2020 16:27:00 Güncelleme: 01-01-2020 16:27:00


     Resneli Niyazi Bey, 1873 yılında Manastır yakınlarındaki Resne’de doğdu. Babası Abdullah Efendi, Resne’nin ileri gelenlerindendi. Annesi Ferdane Hanım’dı. Niyazi ailenin ilk çocuğuydu. Abdullah Efendi, çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudu, Niyazi adını verdi.

     Niyazi ilk gençlik yıllarının uçarı heyecanlarını yaşarken kendini Manastır’daki askeri okulda buldu. Askerî rüştiyenin son yılında sınavlar bitince tatilini geçirmek için Resne'ye geldi. Ailesi onu sevgiyle hasretle kucakladı. Akrabalar ziyarete geldi.

     Kimi askerlik mesleği gibi onurlu bir mesleği seçtiği için tebrik ediyor, kimi de mektepli subayların hem orduda hem de halk arasında sevilmediğini söyleyerek onu vazgeçirmeye çalışıyordu.

     Yakınlarının askerlikle ilgili sözleri onu çıktığı yoldan döndürmedi. Kararlıydı asker olacaktı. Kim ne derse desin seçtiği yolda sonuna kadar yılmadan yürüyecekti. Osmanlı ordusunun kabuk değiştirdiğini görüyordu. Alaylı subayların yerini mektepli subaylar almaya başlamıştı fakat değişim sancılıydı.

     Manastır’daki başarılı öğrencilik hayatını Harp Okuluna giderek taçlandırmak istiyordu. Subay olacaktı, kararlıydı. Bu yol da İstanbul’dan geçiyordu. Manastırdaki okul sıralarında İstanbul’un hayalini kurdu. Büyük hayallerim var mı diye düşündü. Büyük süslü hayalleri yoktu. Askerlik mesleğine adım atacak, Rumeli’de bir görev alacak, sevdiği bu topraklarda vatan görevini yapacaktı. Mutlu bir aile hayatının sıcaklığını yaşayacaktı.

     1894'te Manastır’da askeri idadide öğrenciyken hayalini kurduğu Pangaltı'daki Harp Okulunda öğrenciydi. İstanbul, başkentti. Umutların, hayallerin şehriydi. Üst sınıflardaki bazı öğrenciler İstanbul’dan söz açılınca “Kahpe Bizans” diyordu. İlk başlarda bu söze pek bir anlam veremedi. Kahraman ordular asırlarca bu şehirden çıkarak üç kıtaya sancak taşımıştı. Zamanla arkadaşlarına hak verdi. Harp Okulu bir zindandı. Hiçbir zaman kendisini bu kadar ağır baskı altında hissetmemişti. Okuldaki uygulamaları gördükçe okuldan, askerlikten soğumaya başladı. Harp Okulunda Namık Kemal'in eserlerini değil okumak ağza almak bile büyük suçtu. Ülkenin başkentinde hiçbir şey hayal ettiği gibi değildi.

     Burada sabrı öğrenecekti, nefsini terbiye edecekti. Okulda adlarını bildikleri fakat görmedikleri öğrenciler vardı. Bunlar kendileriyle birlikte mezun oluyor, en seçkin makamlara yükseliyordu. Daha hayata atılmadan her çeşit haksızlığa tanık olmuştu.

     Okuldan mezun olurken içinde en küçük bir heyecan, umut, sevinç yoktu. Muhtemelen Üçüncü Ordu’ya atanacaktı. Canına minnetti, bir an önce yemin edip bu şehirden uzaklaşmak istiyordu.

     Görev yeri Rumeli’ydi. Üçüncü Ordu, 21. Alay, 4. Tabura teğmen olarak atanmıştı. Kanunlara bağlı, askerlik mesleğini seven iyi bir subay olmayı amaçladı. Uygulayıcıların hataları bütün bir sistemi lekeliyordu. Gücünü kanunlardan alacak, orada yazanları harfiyen uygulayacaktı.

     Önünde pırıl pırıl bir gelecek vardı. Çocukluk hayali olan askerlik mesleğinin bir üyesiydi artık. İnanmış bir insan çok şeyi değiştirebilirdi. Herkes eleştiriyor fakat kimse bir şey yapmıyor, çözüm üretmiyordu.

     Okulda öğrendikleriyle gerçek hayatı kıyaslamaya başladı. Arada büyük farklar vardı. Orada öğretilen bilgilerin çoğunun uygulanabilirliği yoktu. Kanunların yerine gelenekler etkiliydi. Komutanlar gücünü kanunlardan almıyordu. Askerlik mesleğinde ast üst ilişkisinde düzen yoktu.

     Mantığı ile duygularının çatıştığı bir dönemde Yunan Savaşı çıktı. O, savaş deneyimi olmayan genç bir subaydı. Ermeniler Anadolu’da, Araplar Yemen’de isyan etmişti.

Korktuğu gibi oldu. Tesalya’da büyük bir yenilgi yaşandı. Yanya’daki durum ise tam bir perişanlıktı. Yanya Kolordusu savunmayı bırakmış, dağınık bir şekilde kaçıyordu. Resneli Niyazi bu askerin önüne durdu. Onların ruhlarına seslendi. “Nereye kadar kaçacaksınız. Gittiğiniz yere düşman gelmeyecek mi?” diye sordu. Kaçan asker durdu. Sert çarpışmalar yaşandı. Terk ettikleri yerleri kanları canları pahasına geri aldılar.

     Niyazi Bey’in kahramanlığı dillere destan oldu. Kendi birliğinin beş katı düşman askerini esir almıştı. Yirmi dört yaşındaydı. Esir düşen Yunanlıları İstanbul’a götürmekle görevlendirildi. Kazasker, yanına on üç yaşındaki oğlunu da kattı. Henüz çocuktu ama o da bir subaydı. Yüksek tepelerde hem yılana hem kuşa rastlanıyordu.

     Kazaskerin oğlu çocuk yaşta siyaseti iyi öğrenmişti. Yol boyunca bu işi kendisi yapmış gibi tebrikleri kabul etti. Resneli Niyazi görevini yaptığını, bunun kahramanlık sayılamayacağını, bütün subayların böyle yapması gerektiğini düşünüyordu. İstanbul’a ulaştılar. Teğmen olan rütbesi yükseltildi, üsteğmen oldu. On altınla ödüllendirildi. Müşir Kazım Paşa’nın on üç yaşındaki oğlu, iki yüz altınla iki derece terfi aldı. Kazım Paşa’nın oğluna da Resneli Niyazi’ye de yaverlik teklif edildi. Resneli Niyazi teklifi kabul etmedi. Yaverliği kabul etmeyince onu Resne Redif Birliğine depo memuru olarak atadılar.

     Bu olaylar sonucunda devletin kendi kendini düzeltemeyeceğini düşündü. İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu. Resneli Niyazi Bey topladığı gönüllülerle Resne’de dağa çıktı. Aynı anda Enver Bey de dağa çıkmıştı. Farklı noktalarda iki Osmanlı subayı isyan hâlindeydi. İsyancı subayların takibatı için asker gönderildi fakat başarı sağlanamadı.

     Resneli Niyazi Bey’in önüne Manastır yakınlarında bir geyik çıktı. Yabani bir av hayvanı olan geyik kaçmadı, önlerine düştü. Geyiğin gelişini ilahi bir işaret olarak algılandı. Müşir Osman Paşa’nın konağı basıldı. Bütün bu olayların sonunda Sultan Abdülhamit meşrutiyeti ilan etti. Dağdakiler indi. Resneli Niyazi Bey’in geyiği ile ilgili hikâyeler efsane hâlini aldı. Geyiğin maceralarının anlatıldığı sohbetlere bir süre sonra “geyik muhabbeti” adı verildi.

     Resneli Niyazi Bey, emekli oldu, Resne’ye yerleşti. Tarımla, eğitimle uğraştı. Enver Bey, hayallerinin peşinden gitti.

     İttihat ve Terakki Cemiyeti meşrutiyete hazırlıksız yakalanmıştı. Devleti yönetecek kadrolardan yoksundu. Sayıca azdılar, onun için açığa çıkmadılar. Devleti perde gerisinden yönetmeyi seçtiler. Meşrutiyet sihirli değnekti, dokunduğu her yer güllük gülistanlık olacaktı ama olmadı. Ülkeyi yine eski nazırlar yönetiyordu. Değişen bir şey yoktu. Bir süre sonra hoşnutsuzluklar başladı. Ardından 31 Mart Olayı…

     Resneli Niyazi, isyanın bastırılması için Hareket Ordusuna katıldı. İstanbul’a yürüdü. İsyan bastırıldıktan sonra Resne’ye döndü. Karışıklıkların, iktidar mücadelelerinin ardı arkası kesilmiyordu. İstanbul’da olanları üzülerek izliyordu.

     Balkan Savaşı diğer İttihatçılar gibi Resneli Niyazi’de de tam bir yıkım oldu. Ailesini İstanbul’a gönderdi. Kendisi bir balkandan diğerine umutsuzca savaştı. Osmanlı bütün Rumeli’yi kaybetti. Diğer Balkan devletleri gibi Arnavutluk da bağımsızlığını ilan etti. Yorgun savaşçı Resneli Niyazi, ruhen ve bedenen hasta hâlde Avlonya Limanı’na ulaştı. Suikasta uğrayabileceği konusunda uyardılar. “Resneli Niyazi Avlonya Limanı’nda öldürülürse dünyanın çivisi çıkmıştır.” dedi. İstanbul’a gitmek için vapur beklerken Avlonya Limanı’nda Arnavut milisler tarafından öldürüldü.

 

 



Bu yazı 1444 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
245 Okunma
242 Okunma
233 Okunma
214 Okunma
194 Okunma
194 Okunma
182 Okunma
176 Okunma
163 Okunma
153 Okunma
145 Okunma
136 Okunma
521 Okunma
505 Okunma
481 Okunma
477 Okunma
457 Okunma
449 Okunma
446 Okunma
439 Okunma
434 Okunma
424 Okunma
417 Okunma
407 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI