Örnek HTML sayfası
Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









ROMANDA KURMACA GERÇEKLİK
Tarih: 01-03-2020 15:26:00 Güncelleme: 01-03-2020 15:26:00


       Edebî türlerin ortaya çıkıp çeşitlenmesi ile uygarlık tarihi arasında sıkı bir ilişki vardır. Ortaya çıkan ilk türler şiir ve tiyatrodur. Şiir ve tiyatro insanlık tarihi kadar eskidir. Destanlar milletlerin ilk edebî eserlerinden olup manzum şekildedir. Sözlü geleneğin edebî ürünlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasında vezin ve kafiyenin rolü büyüktür.

        Roman, destan türünün değişip gelişmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Batı toplumundaki toplumsal değişim ve gelişmenin ürünüdür. Roman türü gelişimini tamamlamamış tek türdür.

       Roman; insanı, onun iç dünyasını, başka insanlarla olan ilişkilerini yansıtır. Okur, yazarın başarısıyla doğru orantılı olarak romanın kurmaca dünyasına girer, romandaki kahramanlarla duygu birlikteliği yaşar. Yazar, roman aracılığıyla okuru kurguladığı dünyada gizemli bir yolculuğa çıkarır. Okur, o gizemli dünyayı yazarın bakış açısıyla tanıma imkânına kavuşur.

       Okuyucu, bir rüya alemindedir fakat nasıl ki rüya ortamındaki insan rüya gördüğünün farkına varamazsa romanın kurmaca dünyasında, bir rüya ortamını yaşayan okur da bulunduğu ortamı gerçek dünya olarak algılar. Romandaki bir kahramanı bazen kendisiyle özdeşleştirir, bazen de nedensiz sever, bağlanır. Kurmaca dünyadaki olaylara müdahale etme duygusunu yaşar.

       Romancıdan objektif olması beklenemez. Hayatı doğrudan doğruya, objektif gerçekliğe bağlı kalarak aktarmak zorunda değildir. Kurgulanan bu dünya gerçek hayata benzese de ondan farklı kurmaca bir âlemdir.

       Yazar için gerçeği kavramak ve okura aktarmak çoğu zaman sıkıntılı olmuştur. Bazı filmlerin, dizilerin jeneriğinde yer alan “gerçek bir hayat hikâyesi” ifadesi izleyicinin gerçeklik algısıyla ilgili kaygılardan kaynaklanmaktadır. Bazen de bunun tam tersi “Bu dizideki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur.” ifadesi aynı kaygının sonucudur.

       Eskiden romanlar gerek Batı’da gerekse ülkemizde gazetelerde bölüm bölüm yayımlanırdı. Romanın gazetede bölüm bölüm yayımlanmasına tefrika denirdi. Tanzimat Dönemi popüler romancılarından Ahmet Mithat Efendi, bir romanını gazetede tefrika ederken sevilen roman kahramanlarından birinin bir sonraki bölümde öleceği anlaşılır. İstanbul kıraathanelerinden birinde romandan alınan bölümü topluca okuyan halk kıraathaneden çıkıp gazetenin yayımlandığı matbaanın önüne gelerek duruma tepki göstermiş, kahramanın yaşamasını istemiştir.  Gazete önünde toplanan halka pencereden seslenen Ahmet Mithat Efendi kahramanı öldürmeme sözü vermiş, sözünü de tutmuştur.

       Romanın kurmaca dünyası Batı’da da insanları etkilemiştir. Goethe’nin Genç Werther’in Acıları adlı romanı okuru derinden sarsmış, gençler arasında intihan olayları artmıştır.

       Bir sanat eseri olan roman farklı zamanlarda tekrar okunmalıdır. Nasıl ki çok sevdiğimiz bir şiiri birkaç kez okuyorsak ya da bir müzik parçasını defalarca dinliyorsak romanı da farklı zamanlarda yeniden okuyabiliriz. Gençlik çağlarında okuduğumuzda ilgimizi çekmeyen bir roman orta yaş döneminde pekâlâ ilgimizi çekip bize farklı dünyaların kapılarını aralayabilir. Roman farklı zamanlarda farklı tatlar verir.

       Bir romanın kalıcılığını sağlamada ne biçim ne de öz tek başına yeterli değildir. Biçim ile özün uyumlu bir biçimde bir araya gelmesi romanı kalıcı kılar.

 

 



Bu yazı 570 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
228 Okunma
211 Okunma
203 Okunma
182 Okunma
166 Okunma
157 Okunma
132 Okunma
119 Okunma
118 Okunma
117 Okunma
91 Okunma
86 Okunma
685 Okunma
502 Okunma
433 Okunma
430 Okunma
403 Okunma
397 Okunma
395 Okunma
381 Okunma
373 Okunma
365 Okunma
362 Okunma
359 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI