Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









YORULMAK
Tarih: 01-03-2019 07:30:00 Güncelleme: 01-03-2019 07:30:00


       Yorgunluk, yaşayacak enerjiyi kendinde bulamamak, her şeyi boşlamak, insanın kendi kendisiyle baş başa kalma durumudur.

       Bedensel yorgunluk ile ruhsal yorgunluk birbirinden farklıdır. Bedensel yorgunluğun telafisi kolaydır. Dinlenirsin, olur biter. Ruhsal yorgunluğun telafisi zordur. Emek ister, çaba ister. Geri planında yapamadıkların gizlidir.

       Bir gün ansızın yorulur insan. Hiçbir şeyden zevk alamaz hâle gelir. Yaşam alışkanlığa dönüşmüştür. Her gün aynı saatte uyanmak gün boyu aynı şeyleri yapmak, tekdüzelik bir zaman gelir ki katlanılmaz hâl alır. Düzensizliği özler insan.

       Yorulmak, insanın kendisiyle baş başa kalmasına vesile olur aslında. Yorulan insan, yolculuğuna bir ara verir. Yaşadıklarını, çevresindekileri, akrabaları, dostları sorgular. Vardığı sonuçla doğru orantılı olarak kimi zaman kendisine acır, kimi zaman başkalarına. Büyük mutluluğun peşi sıra koşarken kaçırdığı küçük mutluluklar gelir aklına.  Nerede yanlış yaptığını bulmaya çalışır, her şeyi yutan bir kara deliğin önünde buluverir kendini. Yorulduğu ve sorguladığı hayatta ya direnecektir ya da kara deliğe teslim olacaktır.

       Çoğu kez yorulduğumuzun farkına varmadan yaşarız hayatta. Farkına vardığımızda da çok geçtir artık. Bir mirasyedi gibi tüketmişiz hayatı. Yaşamadıklarımızı, yaşayamadıklarımızı erteleyip durmuşuz. Dere tepe düz gitmişiz de dönüp arkaya baktığımızda aslında bir arpa boyu yol gitmişiz.

       Eserin ne? Ne bırakıp gideceksin bu dünyadan? Para mı, mal-mülk mü? Seni yaşatacak olan ne? Cevapsız deli sorular… Bu cevapsız sorular rahatsız eder insanı.

       Canın hiçbir şey yapmak istemez, elini kıpırdatmak istemezsin. Bedbin bir ruh hâli… Bir hayat boyu çözmeye çalıştığın sorunların aslında ne kadar anlamsız olduğunun farkına varırsın ama çok geçtir artık.

       Yaşam dengesini gözetirken katlanmak zorunda kaldığın insanlar, alttan almaların, isyankâr ruhunun başkaldırısı ve sabır, sabır, sabır… Arif Hikmet Müftüoğlu “Başkaları için yaşar, başkaları için ölürüz.” derken kendine zaman ayıramamaktan yakınmıştı.

       Büyük kentin kargaşası içerisinde bir parçası olduğun çılgın ritmin hızıyla dönen başın, düşlerin, rüyaların… Birbirini takip eden ve birbirinden farklı olmayan günler…

       Hayalleri olmalı insanın, umutları, beklentileri… Yaşamı anlamlı kılan sevgidir, umuttur, “yaratılanı sevmektir yaratandan ötürü.” İnsanı yaşama bağlayan görünür görünmez bağlar vardır. Ailemiz, çevremiz, dostlarımız bizi yaşama bağlar. Bunlardan koparıldığımız bir dünyada yalnızlığın zehri bütün bedenimize yayılır, bizi hasta eder, yoruluruz.

 

 



Bu yazı 2569 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI