escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









SUDANLI ZENCİ MUSA
Tarih: 02-04-2018 13:36:00 Güncelleme: 02-04-2018 13:40:00


                                                                                                                                      “Eşref Bey’in emir eri Zenci Musa

                                                                                                                                        Omuzundan arşa yükseldi Nebi İsa”

                                                                                                                                                                                       Mehmet Akif ERSOY

 

 

       Sudanlı Zenci Musa, Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanı Kuşçubaşı Eşref’in emir eridir. Kaderini komutanının kaderiyle birleştirmiş, onunla birlikte bir cepheden diğerine koşmuş, çok büyük işler başarmış isimsiz bir kahramandır.

       Zenci Musa, İstanbul’a oldukça uzak topraklarda, Sudan’da dünyaya gelir.  Gözlerini açtığı dünya, onu kan ve barutla imtihan edecektir.

       Küçük yaşlarda babasını kaybeder. Hayatının ilk acısını, ilk ayrılığını babasını kaybettiğinde yaşar. Dedesi, Musa’yı iyi şartlarda yetiştirmek için Mısır’a göç eder. İhtiyar, Osmanlıya gönülden bağlıdır. Her fırsatta Osmanlıya duyduğu sevgi ve hayranlığı dile getirmiş, Musa’yı böyle bir ortamda yetiştirmiştir.

       Musa’nın gençlik yılları dünyada artan insan ihtiyaçlarının sınırlı imkânlarla karşılanmaya çalışıldığı, bütün ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı, güçlünün güçsüzün aşına göz koyduğu bir döneme rast gelir.

       İtalya, 29 Eylül 1911'de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan eder. Ardından 5 Ekim 1911'de Trablus'a asker çıkarır. İtalyan donanması modern savaş gemileriyle Trablusgarp’a saldırdığında karşısında güçlü bir ordu bulamaz. Trablusgarp’taki 20 000 kişilik kuvvet daha önceden Yemen’e İmam Yahya Ayaklanması’nı bastırmak için gönderilmiştir. Trablusgarp’taki az sayıda asker de bölgede polis gücü olarak görev yapmaktadır.

       Talihsiz bir zamandır. Mısır, İngiliz işgali altındadır. Osmanlı, Trablusgarp’ı savunacak güçte değildir. Çoğu Üçüncü Ordu’ya bağlı subaylar gönüllü olurlar vatan toprağını korumak için. Tebdil-i kıyafet düşerler yollara... Kimler yoktur ki içlerinde... Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Kuşçubaşı Eşref Bey, Fuat Bey, Nuri Bey, Fethi Bey, Halil Bey, Ekrem Bey, Neşet Bey, Süleyman Askeri Bey, Yakup Cemil... Amaç Trablusgarp’taki Arapları teşkilatlandırarak İtalyan işgaline son vermektir, gelişmiş silah üstünlüğünü canlarıyla dengeleyecekler ve birkaç inanmış insanın neleri değiştirebileceğine emperyalist güçler şahit olacaktır...

       İmparatorluk coğrafyasının farklı bölgelerinden Fas'tan, Cezayir'den, Tunus'tan, Mısır'dan gönüllüler Trablusgarp’a ulaşmak için zorlu yolculuklara çıkar. Çölün tozundan, güneşin yakıcılığından çekinmezler. Bu gönüllüler arasında dedesinin kahramanlık hikâyelerini dinleyerek büyümüş Sudanlı Zenci Musa da yer almaktadır.

       Çölün yakıcı sıcağıyla kavrulmuş topraklarda çöle inat ihtişamlı bir vücuda sahiptir. Gözü pekliği, komutanlarına olan sadakati Kuşçubaşı Eşref Bey’in dikkatini çeker. Eşref Bey, Zenci Musa’yı maiyetine alır. Musa, bakar ki Kuşçubaşı vatan söz konusu olunca can mal hesabı yapacak cinsten insan değildir. Gönülden bağlanır Kuşçubaşı’na.

       İki kahramanın kaderi Trablusgarp’ta kesişmiştir. İtalyanlar sahilden bir adım ileri gidemezler. Sürekli gemilerle karayı bombalarlar. Trablusgarp’ı ele geçirme umutları sönmek üzereyken Balkan Savaşı çıkar. Rumeli’nin kaybı aynı zamanda İstanbul’u da tehlikeye atan bir durumdur. İstanbul’un işgali devletin sonu demektir. Trablusgarp devletin bedeninden bir parçadır, İstanbul ise devletin kalbidir. Çaresiz Trablusgarp’ı bırakıp Rumeli Cephesi’ne koşarlar.

       Balkan Savaşı yenilgiyle sonuçlanır, bütün Rumeli kaybedilir. İstanbul yangın yeridir. Balkanlardan sürekli muhacir gelmektedir. Bulgar ordusu, çok zor şartlarda Çatalca’da durdurulur. Edirne’nin kuşatılması, ardından işgali, Babıâli Baskını, Edirne’nin kurtarılışı, Mahmut Şevket Paşa’nın suikasta kurban gitmesi, Sait Halim Paşa’nın sadrazam olması, Enver Bey’in harbiye nazırı olması... Bütün bunlar çok kısa bir sürede gerçekleşir. İttihatçıların doğup büyüdükleri topraklar elden çıkmıştır. Artık Rumeli dillerinde hüzünlü bir türküdür.

       1908 ile 1918 arasındaki on yıl, yoğun olayların yaşandığı bir dönemdir. Geçmişi değerlendirenler o dönemi, bugünün şartlarıyla yargılamakta, ülkenin çöküşünü şahıslara bağlamaktadır. Bunda objektif tarih anlayışının yerleşmemesi etkilidir. Ne yazık ki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma romantizminden toplum olarak kurtulamıyoruz. İmparatorluğun çöküş sebebi temsilcisi olduğumuz medeniyet sisteminin çöküşüdür. Osmanlının çöküşü sebep değil, sonuçtur.

       Musa, emir eri olduğu Kuşçubaşı Eşref Bey’le birlikte cepheden cepheye koşar. İçinde bulunduğu yüzyıl gerçekten de Osmanlının en uzun yüzyılıdır. Kanlarıyla suladıkları toprakların ayakları altından kayışına acı içinde şahit olurlar.

       Hicazda durum her geçen gün kötüye gitmektedir. Medine Müdafii Fahri Paşa kuşatılmıştır. Asi Şerif Hüseyin İngilizlerle işbirliği yapmaktadır. Kutsal toprakların elimizden çıkması an meselesidir. Enver Paşa ile Kuşçubaşı Eşref durum değerlendirmesi yapar. Bir çıkış yolu ararlar. Kuşçubaşı seçkin bir birlikle Yemen’e giderek İmam Yahya’yı ikna edip bedevilerden oluşturacağı hecinsüvarlarla Şerif Hüseyin İsyanını bastırmayı önerir. Bütün ümitleri kaybolmuş insanların deneyeceği son çaredir bu.

       Kuşçubaşı Eşref 300 000 altınla yola çıkacaktır. 150 000 altını Yemen Ordusu’na teslim edecek, 150 000 altını da yeni oluşturacağı birliklerin harcamaları için kullanacaktır. Kuruçeşme’deki yalıdan ayrılırken nemli gözlerle bakar Enver Paşa’ya.

       Bütün bir devrin ağırlığını omuzlarında hisseder. Yorgundur. Zenci Musa ile göz göze gelir. Musa anlar ki yine yolculuk var.

       Trablusgarp’tan bu yana altı yıl geçmişti. Bu altı yıl içinde ailesinin yanında geçirdiği vakit toplasan bir ay bile etmezdi. Kader arkadaşına baktı. Bu süre içerisinde kaç kez yaralanmış, kaç kez ölümden dönmüşlerdi. Vatan büyük bir tehlike içindeydi. Üzerindeki sorumluluk her zamankinden ağırdı. Bu fakir milletin üç yüz bin altınını Yemen’e ulaştırmak zorundaydı. Bir can olsa kolaydı. Sonra bu savaş ortamından faydalanarak türedi zenginleri anımsadı, karaborsacıları, istifçileri... Onlar canını ortaya koyup vatan için savaşırken bunlar neyin peşindeydi?

       Yemen’e denizden gitmek imkânsızdı, İngiliz donanmasının kuşatması vardı. Tek yol Medine üzerinden isyancı Şerif Hüseyin kuvvetlerinin ortasından gerekirse savaşarak İttihatçı sözüydü kötüsü gelirse yarıp çıkacaktı.

       Kuşçubaşı Eşref ve fedaileri Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi’yle kazandırdığı kutsal toprakları istilacılardan kurtarmak ümidiyle kanlarını çölün kızgın kumlarına dökeceklerdi.

       Kuşçubaşı Eşref Bey adamlarını iki gruba ayırdı. Birinci grup otuz beş kişiden oluşuyordu ve Yemenli Şeyh Müzeygır'ın komutasındaydı. İkinci grup yetmiş kişiden oluşuyordu ve kumanda Kuşçubaşı Eşref Bey’de idi. Bunların bir kısmı savaşçı değildi. Savaşabilecek kişi sayısı kırktı. Altınlar Yusuf Efendi, Zenci Musa ve Yemenli Hacı Ali Mığrıbî’ye emanet etti. Yemenli Hacı Ali Mağribî bölgeyi çok iyi biliyordu, görevi bir tehlike anında altınları gömmekti.

       Kuşçubaşı Eşref kırk çerisiyle çölün derinliklerine yol almaya başladı. Şerif Hüseyin ve İngiliz destekli yirmi bin kişilik ordu peşlerine düştü. Kırk kişi, yirmi bin kişi ile beş buçuk saat, çölün sıcağında Hayber’de ölümüne savaştı. Kuşçubaşı yaralı olarak ele geçirildi. Birinci grubun yol alması için kendilerini kurban etmişlerdi.

       Sudanlı Zenci Musa altınları Yemen’e ulaştırır fakat kader birliği yaptığı kumandanı İngilizlere esir düşmüştür. Kuşçubaşı, Malta’ya götürülür, Musa da İstanbul’a gelir. Ali Sait Paşa, Musa’yı tanır, Musa’nın perişan halini görüp üzülür. Emeklilik için bir dilekçe yazarak kendisine getirmesini söyler. “Paşam, ben bu fakir milletin hazinesinden emekli maaşı alamam.” der.

       Musa’ya yardım etmekte kararlı olan Ali Sait Paşa, Karaköy Gümrüğünde kâhyalık teklif eder fakat Musa onu da kabul etmez. “Hamallık varsa yaparım, onu yaşlı, iş göremez bir Müslüman’a verin.” der.

       Mütareke Dönemi’ne tanıklık eder Sudanlı Zenci Musa. Bir gün İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harrington Musa’yı görür, Musa koca çuvalı tek eliyle kaldırmaktadır, merak eder, sorar. 300 000 altını Yemen’e götüren Sudanlı Zenci Musa olduğunu öğrenir. General Harrington’a göre herkesin bir fiyatı vardır. Musa’ya kendisi için çalışırsa onu altına boğacağını söyler. Bu teklifle karşılaşmak Sudanlı Zenci Musa’yı yaralar, ona “Her teklif herkese yapılmaz. Benim bir devletim var Devlet-i Osmanî, bir kumandanım var Kuşçubaşı Eşref Bey... Bu iş daha bitmedi, sizinle mücadelemiz devam edecek...” cevabını verir.

       İşgal altındaki vatanın kurtuluşu için Karakol Cemiyetine üye olur, geceleri Anadolu’ya silah kaçırma faaliyetlerine katılır. Bu zorlu hayat şartları o dev bedeni sarsar, vereme yakalanır. Tedavi kabul etmez, valizini alır, Üsküdar Özbekler Tekkesi’ne yerleşir. Günden güne tükenir. O parlak iri gözleri bir daha açılmamak üzere kapanır.

       Mezarı Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi’ndedir. Öldüğünde valizinden Kuşçubaşı Eşref Bey’in bir fotoğrafı, bir Osmanlı haritası ve kefen bezi çıkmıştır.

       Günümüzde göğsünü gere gere “Türk’üm!” diyemeyenler, başka aidiyetlerin peşinden koşanlar Sudanlı Zenci Musa gibi isimsiz kahramanlara borçlu olduğunuzu unutmayınız.

 

 



 

 



Bu yazı 717 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI