Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









YURDUM İNSANI
Tarih: 01-08-2018 12:43:00 Güncelleme: 01-08-2018 12:43:00


     İyi niyetli, temiz kalpli, yufka yürekli insanlar diyarıdır Anadolu. Anadolu insanı özünden sever, sevdi mi güzel sever, düşenin elinden tutar, mazluma kol kanat gerer, acıyı bal eder... Hoşgörülüdür, çabuk affeder. Söz konusu vatan olunca gerisine teferruat olarak bakar. Yedi düvelin karşısına dikilir, kahramanlık destanı yazar, sonra da oldukça mütevazı, çekilir köşesine. Yaptığını dillendirmeyi sevmez, birini bin yapmaz. Sabır havanında dövüle dövüle olgunlaşmıştır, ketumdur çok dinler az konuşur.

     Anadolu insanının yüreği yanıktır. Duygularını günlük dilde en saf, en ince şekilde dile getirir. Duygularını sazıyla sözüyle dile getirir. Bu duygular bazen halıda-kilimde nakış olur, bazen bir bozlak olur, acılı bir haykırıştır bozkırda yankılanır. Oy anam, oy! der ki değme yürek dayana...

     Misafirperverdir, yemez yedirir... Kapısını çalan Tanrı misafiridir, dokuz kısmetle gelir, birini yer, sekizini bırakır. Evin en güzel, en büyük odası misafir içindir. Devamlı, temiz ve bakımlıdır. Candandır Anadolu insanı, doğaldır. Sevinçlerin paylaşıldıkça arttığına inanır. Düğünde dernekte bir araya gelinir; davulun zurnanın ritmine bırakır kendini.

     Dört mevsim toprakla uğraşır. Nasırlı elleriyle avuçlar toprağı, sevgiyle bakar... Sonra şükreder Allah’a ve verdiklerine... Toprağa benzer Anadolu insanı, toprak gibi hesapsızdır. Allah vergisidir ekmeği, dostlarıyla bölüşür onu. Evde pişen yemeği kokusu ulaşmıştır, nefsi çeker der, gönderir komşusuna...

     Unutulmuş dağ başlarında devletine yürekten bağlıdır, devlet gel dese ardına bakmadan yürür. Yemen’de, Galiçya’da, Kafkasya’da, Irak’ta, Çanakkale’de ya şehit ya gazi... Askerine, polisine çocuğu gibi bakar, ayağına diken batsa acısını ciğerinde duyar.

     İnanılmaz bir sağduyusu vardır, kendisi için en doğruyu kısa sürede buluverir. Gözlemcidir, yüzyıllardır babadan oğula aktardığı gözlem yeteneğiyle ne zaman yağmur yağacağını, ne zaman güneş çıkacağını, zemheriyi, gücüğü, pastırma yazını bilir. Hangi bitki yenir, hangisi zehirlidir ona sor. Kendi kendisinin doktorudur, yıkılmadıkça bilmez doktorun yolunu...

     Küçük şeylerle mutlu olmasını bilir. Her şeyi kendine dert etmez. Senin için kurban olur, gadalarını alır, uğrunda ölür. Yılların hayat tecrübesiyle bilgeleşir, bir söz der ki ciltler dolusu kitap yazılır.

     Hesapçı değildir, kitabın ortasından konuşur. Haklının yanındadır; korkmaz, haksızın dikilir karşısına... Tabiat şartları birlikte yaşamayı zorunlu kılar. İşlerini birlikte görürler. Başkalarının sözü önemlidir. Bir işe kalkışırken “âlem ne der?” deyimini sık sık tekrarlar.

     Anadolu kadını dağlarda açan kır çiçekleri gibi doğal ve güzeldir. Çilelidir, sabırlıdır, bekler... Gurbete gideni bekler, askere gideni bekler, ölüyü bile bekler... Mermi taşır omzunda cepheye... Vakurdur, un kokar, toprak kokar, oyalıdır yazması, rengârenktir; anlayana çok şey anlatır. Anlamayan renklerine bakakalır.

     Öpülesi elleri vardır Anadolu kadınının. Zamanın beyazlattığı saçları kınalıdır. Çocukları için yaşar. Sevdiklerine zarar geleceğini anladığında aslan kesilir. Anaların özüdür, hasıdır. Duygularında samimidir. Bir tatlı söz, bir güler yüz alır gönlünü...

     Mezarını köyün girişine yapar Anadolu insanı... Ölüm de yaşam gibi gerçektir. Gelirken giderken anımsar ölümü. Var git ölüm bir zamanda yine gel, der.

     Büyük şehrin feleğin çemberinden geçmiş insanı “yurdum insanı” der, tebessümle gülümser ona. Oysaki o Mevlana’dır, Yunus’tur, Hacı Bektaş-ı Veli’dir... Yüzyıllardır bilgeleşmiş Anadolu’dur.



Bu yazı 989 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI