Bugun...


Mehmet Necati DEMİRCAN


Facebookta Paylaş









OKUMUYORUZ!
Tarih: 01-02-2019 06:44:00 Güncelleme: 01-02-2019 06:44:00


Kitap, bilgi ve kültürün kuşaklar arasında aktarımına yardımcı olan en önemli unsurdur. Bu aktarım okuma sayesinde gerçekleşir. Kitabın hayatımıza girmesiyle birlikte geçmiş, içinde bulunduğumuz zaman ve gelecek arasında köprü kurulmuştur.

Bilgiye ulaşmanın temel anahtarı okumaktır. Bilgi toplumu olmak için okuma alışkanlığını kazanmış bireylere ihtiyaç vardır. Okumak düşünmeyi, yorum yapmayı geliştirir; kişilerin kendilerini geliştirmeleri, yenilemeleri, yerelden evrensele ulaşmaları okuma sayesinde gerçekleşir.

Okuyan bireyle okumayan birey arasında çok büyük fark vardır. İlk başlarda okumayan bireyin bunu algılaması zordur. Ona göre okuma, gereksiz ve yorucu bir uğraştır. Bu kişinin belleği zayıftır, analiz-sentez yapamaz, yorumlama yeteneği gelişmemiştir, söylenen her şeye sorgusuz inanmaya hazırdır. Okuyan insan sorgulayan, yorumlayan, farkındalığı yüksek insandır. Zaman içerisinde okuyanla okumayan arasındaki fark günlük hayata da yansıyacaktır.

Eğitim hayatı boyunca ders kitapları dışında kitap okumayan kişi, kuşkusuz okur-yazardır, bu durum onun bir meslek sahibi olmasına da zemin hazırlayabilir fakat kültürel birikim yoktur. Okuyan bireyin kelime dağarcığı zengindir. Kelime dağarcığındaki zenginlik kendisini ifade yönünden bireye sayısız imkân sağlar.

Türk toplumunda okur-yazarlık oranının yetersizliği toplumla diyalog kurmada daima sorun oluşturmuştur. Türk toplumunun okuma alışkanlığının tespiti amacıyla 1937 yılında Matbuat Umum Müdürlüğünce bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmanın sonuçları günümüze de ışık tutmaktadır.

Bu araştırmanın sonuçlarına göre halk için yayımlanan ve çoğunlukla köylerde satılan popüler yayınlar 10 000-50 000 baskı yapmaktadır. Aydın kesime yönelik kitapların basım adeti ise 1 000-2 000’dir.

Köye yönelik popüler kitapların basımı özensiz, dili hatalarla dolu olmasına rağmen halk tarafından olağanüstü ilgi görmüştür. Hurafelerle dolu bu kitaplar, muassır medeniyet seviyesini hedeflemiş bir toplum için büyük bir engel oluşturmuştur. Kerbela Şehitleri, Hazreti Ali’nin Mührü,  Ejder Kalesi, Şahmeran, Eba Müslüm Horasani gibi adlarla basılan muhayyileyi zorlayan olağanüstülüklerle dolu bu kitaplara alışmış bir toplumun okuma alışkanlığını değiştirmek Batı klasiklerine yöneltmek o gün de büyük sorundu bugün de sorun olmaya devam etmektedir.

Popüler kitapların binlerce kişi tarafından okunması pazarlama yöntemleriyle doğrudan ilişkilidir. Eskiden köylerde gezgin tüccarlar takas usulüyle mal satardı. Köylüde para yoktu. Olsa da harman zamanı olur, harman sonunda elde edilen ürün satılır, borca yatırılırdı. Çerçi adı verilen tüccarlar köyü ve köylüyü çok iyi analiz etmişti. Köylünün imkânlarını ve ihtiyaçlarını bilen çerçiler bu kitapların satılmasında büyük başarı elde etmişlerdir.

 Popüler kitapların yayıncılarıyla satıcıları arasında kuşaklar boyu devam eden bir dostluk vardı. Alış veriş güven esası üzerine kurulmuştu. Darendeli adı verilen bu kitapçılar ilkbaharda ve sonbaharda İstanbul’a gelir, bu kitapları basan yayınevlerini ziyaret eder, üzerinde 50 kuruş yazan kitabı 10 kuruşa vadeli olarak alır, köylerde 20 kuruşa satardı. 50 kuruşluk kitabı 20 kuruşa alan alıcı bu alış-verişin karşılığını un, bulgur, pamuk gibi değişim araçlarıyla öderdi. Halktan topladığı bu ürünleri paraya dönüştüren satıcı bu alış-verişten yüzde yüz karlı çıkardı.

Hurafelerle dolu bu kitaplarla mücadele etmekte kararlı olan devlet kurumları öncelikle bu kitapları içindeki hurafeleri ayıklatarak devrin yazarlarına sipariş usulüyle yeniden yazdırdılar. Yazım ve noktalama kusurlarını giderdiler. Baskı kalitesi artırıldı. Beklenti büyüktü ama olmadı. Devletin bastığı çok düşük fiyata sattığı kitapların satış adedi 1000-2000 sayılarını aşamadı. Devletin teşebbüsü Darendeli kitapçıların pazarlama tekniği karşısında etkisiz kaldı.

Değişen bir şey var mı? Günümüzde de kitaplar 1 000-3 000 adet basılıyor. Artık popüler kitaplar yok. Köylü de okumuyor. Köyden kente göç olgusu sonucunda köyler boşalmış durumda. 2016 verilerine göre kitap, Türkiye’nin ihtiyaç listesinde 235. sırada. Popüler kitapların yerini televizyon aldı. Okumaya vakit yok, okumadan ahkâm kesen çok.

Kitabı özendirici kılamadık. Teste ve ezbere dayalı eğitim sistemi çocuklarımızı okumaktan soğuttu. Çocuğa bir soru yöneltince seçenekleri istiyor. Seçeneklere bakarak doğruyu bulmayı öğrenmiş. Okumak da yazmak da sıkıntılı bir süreç.

Popüler kitapların rağbet gördüğü dönemde okuryazar oranı düşüktü. Uzun kış gecelerinde insanlar köy odalarında toplanır, okuma yazma bilen bir kişi bu popüler kitapları okur, odadakiler de can kulağı ile dinlerdi. Cumhuriyet’le birlikte okuryazar oranı arttı. Bu ortadan kalktı fakat yerine bir şey konmadı. Boşluk doldurulmadı.

Çocuğu; evde, okulda, medyada okumaya yönlendirici yeterli etkinlik yok. Zaman zaman okumaya yönlendirici çabalar gözlemleniyor fakat kalıcı çabalar değil. İyi başlıyoruz fakat arkası gelmiyor.

 



Bu yazı 3099 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI