escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Memduh YAĞMUR


Facebookta Paylaş









AVŞAR TÜRKMENLERİNDE DOĞUM ADETLERİ
Tarih: 01-05-2018 13:17:00 Güncelleme: 31-05-2018 22:27:00


Günümüz Türkmen boyları arasında sayıca ve yer adı olarak en fazla olan, Prof.Dr.Faruk SÜMER’in tabiriyle boy şuuruna sahip tek Türkmen boyu olan Avşarlar, Türkiye haricinde Azarbaycan, Kıbrıs, Suriye, Irak,İran, Türkmenistan, Afganistan ve Balkanlarda yaşamaktadırlar. Yüzyıllardır yaşadıkları gelenek ve göreneklerini hala devam ettirmekte bunu gelecek nesillere aktarmaktadırlar. Bu yazıda özelikle Avşarların en yoğun olduğu yerlerin başında gelen Kayseri ve yöresindeki Avşar Türkmenlerinin adetlerini inceleyeceğiz.

 

  1. DOĞUM ÖNCESİ:

Aileye çocuk geleceği zaman ev içindekiler neşe ve sevinç içine girer­ler. Hamile kadına karşı ayrı bir değer verilmeye başlanır. Her söyledikleri yapılır, iş-güç yaptırılmamaya dikkat edilir. Kavga ve dövüş yapılmaz; şayet yapılırsa da hamile kadın haklı görülür ve kayırdır.

Bebek için beşik, kundak, bezler hazırlanır. Hamile kadına "göydeli, karnı burnunda, iki canlı" gibi sözlerle gıyabında konuşulur. Ayrıca aşerme anında canı ne isterse alınır. Doğacak çocuğun kötü olması inancından dolayı hayvanlara, çirkin ve kötü huylu kimselere baktırılmaz. Doğacak çocuk için "er dayıya, kız bibiye çeker" denir. Kız ve erkeğin huylarını anla­mak için dayıları ve bibileri (halaları) araştırılır.

Doğum yaptıracak ebenin boy abdestli olması ve dindar olması istenir. Adet halindeki kadınların doğum yapılacak yerde bulunmaları hoş karşılanmaz. Çocuğun, ebenin mizacını alacağına inanılır. Bahtı ebenin bahtına benzer. "Ne olacak ebesi...’dir" sözü ebenin etkisini «gösterir.[1]

 

  1. DOĞUM VE DOĞUM SONRASI:

Doğum vakti yaklaşırken hazırlıklar da hızlanmaya başlar. Doğumun akabinde gelinin içmesi için bir kilo kadar tereyağı, pekmez süt saklanır. Sıcak çorbalar hazırlanır ve soğuk su içirmekten kaçınılır.[2]

Ebe çağırılarak gelmesi istenir. Ebe yoksa doğum yaptırabilecek tecrübeli bir kadın çağırılır.

Çocuk doğunca ailesi kutlanır. "Allah analı-babalı etsin, ömrü uzun olsun" gibi dualar söylenir. Şayet çocuk erkekse babasının kulağı çekilir, bahşiş alınır ve kapısı taşlanır.

Gebelik anında kadında beliren çillerin, saçıyla silindiği taktirde geçeceğine inanılır.

Doğan çocuk hemen tuzlanır ki, büyüdüğünde teni pis olmasın.

Lohusa kadın üç gün sonra sütü gelsin diye yıkanır. Yeni doğmuş çocukta üç gün emzirilmeyerek şerbet verilir. Anneye doğum sonrası yara­ları iyileşir düşüncesiyle erimiş tereyağı ve şeker karışımı şerbet içirilir. Doğum yapan kadının sütü inmezse incir, pekmez, süt ve sıvı yemekler — genelde hamur çorbası— yedirilir ve böylece kadın sütlenir.

Çocuk doğunca toprak elenerek ısıtılır ve çocuk bu toprağa belenir. (şimdi bunlar yapılmıyor tabi ki, artık hazır bezler kullanılmakta) Ayrıca doğum yapan kadının yatağına da toprak dökülür ve bir iki gün durur. Çocuk bir yaşına kadar devamlı toprağa belenir. Toprağın çocuğa geleceğine inanılır.[3]

Doğum sonrası çocuğun eşi ve göbeğinin çeşitli yerlerde saklanması adettir. Kız ise ileride evcil olsun diye içeri; oğlan ise çalışkan olsun diye dışarı gömülür. Ayrıca dindar olması arzulanıyorsa da cami avlusuna gömülür. Bu eş ile kesilmiş göbeğin gömülme durumuna bağlı olacağına inanılır.

Anne ve çocuk kırk gün korunur. Yalnız kalınca "al basması" denilen olayla boğularak öleceği endişesi vardır. Bunun için üzerlerine kırmızı çaput örtülür, ayna konur, ayak ucuna su konur. Odaya Kur'an-ı Kerim asılarak al renkli giysiler giydirilir. Başucuna en etkili dualardan oluşan "Hameyli" konularak; al basmasından kadın ve çocuk korunur.

Kırkıncı günün sonunda çocuğun kırkı çıkarılır. Bu olay kötü ruhlara karşı bir koruyucudur. Anne kırk tane çakıl taşı toplayarak leğene koyar. Bu leğenin içerisinde bir başkasının yardımıyla da çocuk yıkanır. Ayrıca bu su ile anneyi de yıkarlar. Anne ve çocuk yıkanırken "kırk, kırk, kırk, ..." sözleri söylenir.[4]

Günümüzde beşik, yatak, çocuğun giyeceği ve beşiği; gücünün yettiği ölçüde doğum yapan kadının annesi tarafından gelir. Kadının annesi, yakınları ve komşularıyla birlikte "beşik getirmeye” gelirler. Diğer tarafta yakınlarıyla hazırlanarak gelen misafirlere çeşitli ikramlarda bulunurlar.[5]

 

  1. İSİM KOYMA:

Doğum akabinde fazla bekletilmeden isim koyma işlemi yapılır. Cinsi­yetine göre anne, baba, dede veya ebelerinden birinin ismi konur. Daha çok İslâm-Türk isimleri konur. Çocuğu durmayan kadın, doğan başka bir çocuğuna "Durdu, Dursun"; birkaç tane kız doğuran kadın son doğan kız çocuğuna "Yeter, Döndü, Döne, Songül" gibi isimler koyar [6] ki bundan son­raki doğacak çocuk oğlan olsun. Avşarlarda isme ayrı bir önem verilir. Çünkü çocuğun huyu "adistine çekmiş" denir.

İsim vermek için ailenin büyüğü veya imama danışılır. İsim verecek kişi çocuğu kucağına alarak kulağına üç defa adını söyler. Sağ kulağına kaamet, sol kulağına ezan okunur ve "hayırlı olsun" dilekleriyle tören tamam­lanır.

Ayrıca doğum olan evin büyüğü niyetlenerek istihareye yatar. Rüyasında gördüğü kişi veya konması istenen ismi görerek bu ismi koyar. Bunun yanında hatırı sayılır birisi, beğendiği birisinin ismini de koyabilir. Veya dostluk kurmak içi sevdiği, tercih ettiği sülalenin ileri gelen ölmüş büyüklerinin ismini koymakla da bir yakınlık sağlanır.

Çocuğa konulacak ismin kitabî olmasına özen gösterilir. Kitabî olmay­an isimlerin mahşer günü Allah'ın ve Peygamberinin huzurunda gülünç ve mahcup olacağına inanılır.[7]

Tercih edilen isimler daha çok İslami isimlerdir. Bilmen isimlerin yanında Avşarların kendilerine ait orijinalliği olan isimler de mevcuttur.

Erkekler için: Ömer, Osman, Ali, Bekir, Mehmet, Mustafa, Ahmet, İbrahim (İrbehem, İbili), Hacı, Yusuf, İsa (Ese), İsmail (İsmaal), Nadir, Ergen...

Kızlar için: Cennet, Melek, Elif, Hanife, Havva (Hava), Fatma (Fatiş), Selver, Asiye, Sultan, Eşe, Döne, Döndü, Şerife, Emiş, Hüsne, Hürü, Bahar, Habibe (Happa), Kestek, Gümüş, Kiraz, Erik, Pampal...

Bu isimler yanında kişinin kendine has özelliklerini yansıtan lakaplar da mevcuttur. Bunun yanında kabile isimlerine göre de birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Mesela Topallar, Karkınlar, Hasanlar, Kürtler, Beyler

(Bâler) gibi. [8]

Çocuk diş çıkardıktan sonra bağday, nohut, fasulye, mısır, mercimek, üzüm... karışımı ile "diş hediği" yapılarak akraba ve komşulara bir tabak içerisinde gönderilir. Üzerlerine fındık, fıstık, şeker... konmaktadır. Tabak­ların geri gelmesi esnasında da içerisinde para, çorap, mendil... bir hediye de konmaktadır.

 

  1. SÜNNET:

Doğumdan birkaç yıl sonra çocuk sünnet ettirilir. Sünnetler çoğu zaman düğünlü ve takılı yapılmakla birlikte düğünsüz ve sade şekilde yapılanlar da görülmektedir.

Çocuğu kucağına alarak sünnet ettiren kişiye "kirve (kivra)" denir. Kir­velik bağı ile bu aileler birbirlerine bağlanır. Kirve, çocuk babasının kan kardeşi sayılır ve çocuğun bütün sünnet masraflarını da karşılar. Kirve ola­cak kişiler arasında kan bağı şeklinde bir akrabalık olmaz. Zira sünnet ettir­me suretiyle yeni bir kan bağı kurulmaktadır. Ayrıca kirveler birbirlerinden kız alıp veremezler.

Çocuğun sünnet çağı 4-12 yaş arasıdır. Düğünler de son yıllar içerisinde adet haline gelmeye başlanıştır.

Cumartesi günü öğleden sonra bayrak kaldırılıp kurban kesilmesiyle düğün başlar. Çevreden akraba, komşular ve diğer köylülerin de gelmesiyle halaylar çekilir, oyunlar oynanır ve eğlenilir. Akşam da kına gecesi yapılır. Pazar günü öğleyin düğün sahibi tarafından misafirlere hazırlanmış olan yemek verilir. Yemeğin akabinde sünnet olacak çocuk veya çocuklar sünnete hazırlanır. Özel sünnet elbiseleri giydirilerek boyunlarına altın takılır. Bir at veya taksi ile davul-zurna eşliğinde köy mezarlığının etrafında üç veya yedi defa dolaştırılır. Dua edilir ve silahlar sıkılır. Çocuk eve geldikten sonra babası, akrabası veya kirvesi çocuğu kucağına alarak sünnet ettirir.

Sünnet olan çocuğa, gelen davetliler tarafından para, altın, giyecek, yiy­ecek... hediyeler getirilir.

 


[1]      Zekeriya Çalışkan, Sarız ve Çevresinde Yaşayan Avşarların Örf ve adetlerinde Dini Unsurların Sosyolojik Tetkiki (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri, 1992, s. 41-42.

[2]      Emine Yağmur, 1957 doğumlu, Dadaloğlu Kasabası, Ev hanımı.

[3]      Elif Yağmur, 1948 doğumlu, Dadaloglu Kasabası, Ev hanımı.

[4]      Çalışkan, s. 43.

[5]      Emine Yağmur

[6]      Atımcı Uğur, "Türkmen ve Avşarlarda Ad Verme veya Adlandırma Adetleri," Türk Dün., Tarih Dergisi, s. 55, Tem. 1991, s. 12-14.

[7]      Çalışkan, s. 44.

[8] Dadaloğlu’ndaki  kabileler olup, babam Topallar, annem ise Karkınlar kabilesine mensuptur.



Bu yazı 615 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI