Örnek HTML sayfası Your Page Title
Bugun...


Ömer KARSLI


Facebookta Paylaş









ÖLÜM GİRDABI
Tarih: 01-01-2021 11:36:00 Güncelleme: 01-01-2021 11:36:00


Ölüm, herkesin ortak bir yalnızlık alanıdır. Burada yalnızlık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Birlikte yaşanan onca insan arasından tek başına ayrılıştır. Ölümdür bir bakıma yalnızlık. Giden de ölmüştür, kalan da. Ama etrafta hala bedenler gezinirler. Ne giden sözünde durarak geri dönmüştür, ne de kalan bekleyip kavuşmuştur.(Yalnızlığın Gölgesinde)

 

‘’Birbirini gerçekten seven iki kişiden biri ölürse eğer; gerçekte ölen, hayatta kalandır.’’ diyor Cemil Meriç. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Acaba S. Tamaro’nun dediği gibi; ölüler yokluklarıyla değil de onlarla bizim aramızda söylenemeden kalan sözler yüzünden mi keder veriyorlar. Sahi sevdiklerimizle aramızda ne kadar da çok söylenmemiş sözler kalıyor geride. Siz babanıza hiç seni seviyorum dediniz mi örneğin, annenizi karşınıza alıp sizi bu yaşlara getirene kadar yaptığı fedakârlıklar için kendisine minnettar olduğunuzu söylediniz mi. Eğer hala hayatta iseler bu yazının sonunu bile getirmeden harekete geçin bence. Ben böyle şeyleri dile getirme konusunda biraz utangacım belki ama sizleri seviyorum ve ikinize de minnettarım sevgili anne ve babacığım.

 

Eskiden ölülerin daha bir kıymeti vardı. Onların hatıraları tutulan yasla ve arkalarından söylenen ağıtlarla yâd edilirdi. Bu ağıtlara Kahramanmaraş köylerinden bir örnek vermek istiyorum;

 

 ‘’Âşık Bekir'in (Bozhüyük) 5-6 yaşlarında Hayrettin ismindeki oğlu evde tek başına olduğu bir sırada sobadan üstüne düşen ateşle yanma neticesi Göksun Devlet Hastanesi'ne götürülür, ama kurtarılamaz 1965 sabahı oracıkta can verir. Hayrettin, ailenin tek oğlan evladıdır. Âşık Bekir bu acı kaybı üzerine ağıt yakarak evladına böyle seslenir;

 

HAYRETTİN’İN AĞIDI

Dayan avrat dayan metin olmalı

Başa ne gelirse haktan bilmeli

Yavrusuz sılaya nasıl varmalı

Uyan Hayrettin'im şafak atıyor

 

Kırıldı kanadım kolum kalmadı

Yerimden kalkmaya halim kalmadı

Getirdim doktora imdat olmadı

Uyan Hayrettin'im şafak atıyor

 

 

Hiç gitmezdi yüreğimin sızısı

Kara mıydı şu alnıyın yazısı

Ananın babanın bir tek kuzusu

Uyan Hayrettin'im şafak atıyor

 

Dili tatlım doyamadım diline

Büyütüp de iş vermedim eline

Işısın da gidek kuzum evine

Uyan Hayrettin'im şafak atıyor

 

Kuzum bundan sonra yaylaya göçmem

Devederesinin suyunu içmem

Sen benden geçtin ya ben senden geçmem

Uyan Hayrettin'im şafak atıyor...’’

( Kaynak : Selahattin DAL / Edebiyatçı )

 

            Psikolojik danışmalarda en çaresiz kalınan olay olarak belirtirler evlat kaybını. Ne söylenebilir ki evladını kaybetmiş bir anne-babaya. Biz de henüz kucağımıza alamadan kaybetmiştik bir yavrumuzu onun ardından şu dizeler döküldü kalemimden;

 

BEBEK MEZARLARI

Bir adım büyüklüğünde bebek mezarları vardır

Minicik bedenler koyarlar içlerine

Sonra toprak atarlar üzerlerine

Üşümesin diye el kadar bedenler.

Bir bilseniz nasıl acı verir

Daha bir merhaba bile demeden

Sessizce çekip gidişleri... (Şuur ve Şiir)

 

Hayat çok kısa, ölümün nerde ne zaman kapımızı çalacağı belli değil. Bu yüzden ölümü her an hatırlayalım ve yaşantımıza çeki düzen verelim. Arkamızda helalleşemeden ayrıldığımız insanlar bırakmayalım. Hiçbir gönlü kırmayalım ve kimsenin gözünde bir damla yaşa sebep olmayalım. Yunus Emre’nin dediği gibi; SEVELİM SEVİLELİM BU DÜNYA KİMSEYE KALMAZ.

 

 

 



Bu yazı 344 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI