Örnek HTML sayfası Your Page Title escort bursa bursa eskort escort bursa Görükle Escort escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa alanya escort bayan antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort bayan bodrum escort bayan havalimanı transfer
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









ALİYE
Tarih: 01-04-2021 09:56:00 Güncelleme: 01-04-2021 10:59:00


Akşamın oldukça ileri bir saatiydi telefonum çaldığında.

 

‘’Hocam, iyi akşamlar… Bu saatte rahatsız ettim, özür dilerim. Ben Levent…’’

 

‘’İyi akşamlar Levent Bey! Sizi tanıyamadım, pardon, hangi Levent?’’

 

‘’Kusura bakmayın hocam, kendimi tanıtmayı unuttum. Çok eski bir hastanızın, Aliye Yıldırım’ın oğluyum ben. Bilmem hatırladınız mı? Annemi seneler önce kanserden ameliyat etmiştiniz.’’

 

Çok uzun zaman geçmişti. Levent’i değil ama annesini hemen hatırlamıştım. Kalın bağırsak kanseriydi Aliye Hanım; bunca yıl sonra ölmüş olması çok büyük olasılıktı. Merak etmiştim ama ‘annen ne zaman öldü’ diye de soramazdım. Kafamdan geçenleri tahmin etmiş olmalı ki, beni aydınlatma gereği duydu Levent;

 

‘’Annem çok iyi sayenizde. Şu an yanımda ve size selamlarını yolluyor…’’

 

‘’Yaşıyor mu? Ne kadar güzel… Çok ama çok sevindim Levent…’’

 

Aliye hanımın halen hayatta olmasına sevinmiştim ama aslında çok da şaşırmıştım. Çünkü istatistiklere göre bu tür kanserlerde beş yıl sağ kalma oranı bile yüzde altmış civarındaydı. Kötü bir hastalıktan dolayı, üstelik ihmal nedeniyle çok da erken olmayan bir safhada ameliyat etmiştim onu. Artık seksenini geçmiş hastanın yirmi yıl sonra hayatta olması mucize gibiydi. Oğlu ‘annemi şu kadar yıl önce kaybettik’ dese benim için hiç şaşırtıcı olmayacaktı.

 

Durumu ile ilgili bazı sorular sordum. Aldığım bilgiler güzeldi; hastalığı tam olarak atlattığı anlaşılıyordu. Haberler sevindirmesinin ötesinde duygulandırmıştı da beni. Demek ki, çok iyi bir iş çıkarmıştım! Tedavi sürecinin başarısındaki katkımla gurur duydum. Hastanın geçirdiği kalın bağırsak kanserine rağmen yirmi yıldır sorunsuz yaşıyor olmasından benim payıma düşen de bu gururdu.

 

Oğlundan bu eski hastama selam ve iyi dileklerimi iletmesini rica ettim.

 

Sıra Levent’in beni bu saatte arama nedenine gelmişti.

 

‘’Hocam size sormak istediğimiz bir şey var. Sizi onun için rahatsız ettik. Annemin…’’

***

Bazı hastalar ya ilginç öyküleri, sorunlu ameliyatları veya farklı klinik tabloları ile akıldan çıkmazlar bizim meslekte. Her hekimin bu tip iz bırakmış hastaları mutlaka vardır. Levent’in annesi de ilginç öyküsüyle gelmiş bir hastamdı. Adı söylendiği anda tüm tedavi süreci olanca ayrıntısıyla gözümün önünde canlanıverdi...

 

Yirmi yıl kadar önceydi Aliye hanımla tanışmamız. O tarihte altmış yaşındaydı ve kızı ile birlikte gelmişti bana. İçinde röntgen filmleri olduğu anlaşılan poşeti masamın üzerine bıraktılar.

 

‘’Geçmiş olsun! Hanginiz hastasınız?’’

 

‘’Annem hasta doktor bey. Size onun için geldik.’’

 

Anneye ne şikâyeti olduğunu sordum. Yanıt yine kızından geldi;

 

‘’Doktor bey, annemin uzun zamandır kansızlığı var. Biz iki senedir dahiliye doktoru Cahit beye tedavi oluyorduk. Herhalde tanıyorsunuzdur. İki sene evvel Cahit bey kansızlığın sebebini anlamak için anneme ilaçlı bağırsak filmi çektirmişti. O zaman filmde bir şey yok demişlerdi. Kansızlığın neden ileri geldiği de belli olmamıştı zaten. Ha bire kan ilaçları kullanıp durduk ama kansızlığı hiç geçmedi annemin.  Doktor bey de başka bir araştırma yapmaya ihtiyaç duymadı bu zaman içinde. ‘Kan yapmıyor’ dedi, ‘tembel’ dedi. Verdiği haplara devam ettik tabii.’’

 

Dikkatle dinliyordum. Sürekli ve gizli kanama yoluyla kronik kansızlık yapabilecek hastalıklar sıralanıyordu zihnimde. Hastanın kızı anlatmaya devam ediyordu;

 

‘’Ama kafamıza takılıp duruyordu annemin bu kansızlık meselesi. Böyle olmayacak, dedik.  Bi film daha çektirelim bakalım, dedik. Meraktan yani… Röntgen doktoru Aziz beye gittik. O da bizi geri çevirmedi ve filmi çekti sağ olsun. Bu yeni filmde de kalın bağırsağının başlangıcında bir ur olduğu ortaya çıktı. Kansızlık ondan olabilirmiş. Ameliyat olması lazımmış, öyle dediler. Bunun üzerine sorduk soruşturduk, sizi tavsiye ettiler, biz de size geldik.’’

 

Konu önemliydi; ciddi bir sağlık sorunu söz konusuydu. Orada daha önce görülememiş bir tümör olduğu doğruysa hasta geçen zaman içinde kan ilaçlarıyla oyalanmış ve erken teşhis ve tedavi fırsatını yitirmiş olabilirdi.

 

Ailenin kendiliğinden yeni bir röntgen çekilmesine gereksinim duyması çok ilginçti. Bu sık rastlanılan bir durum değildi kesinlikle. Çoğu zaman ya bir yığın gereksiz tetkik yapılır, ya da hasta tetkik yazdırmaya doymazdı. Bu olayda ailenin tutumu çok yararlı olmuştu.

 

‘’Aliye Hanım, senin ne şikâyetin var şu anda?’’

 

‘’Benim hiç bi şikâyetim yok aslında. Kansızlık var diyorlar. Ben anlamam ki…’’

 

‘’Peki, kilo kaybın oldu mu?’’

 

‘’Biraz oldu galiba, değil mi?’’

 

Kızı da onayladı bunu. Hafif de olsa bir halsizliği varmış.

 

Muayene ettim; hafif bir solukluk dışında her şey normal gözüküyordu.

 

Sıra hastanın filmlerini incelemeye gelmişti. Alıştığımızın aksine eski filmleri ‘bir şey çıkmadı’ deyip atmamışlar ve yanlarında getirmişlerdi. Bu benim için çok önemliydi. Bir ‘aferin’ daha aldılar benden…

 

Önce ilkine bakmalıydım. Yaklaşık iki yıl öncesinin tarihini taşıyan bu inceleme bağırsaklar hemen hemen hiç temizlenmeden yapılmıştı. Özellikle kalın bağırsağın başlangıç kısmı hakkında net bir kanaat vermiyordu. Bu görüntülerle burada bir tümör olmadığından emin olunamazdı.

 

Bana göre Röntgen doktoru teknik olarak yetersiz bir filmle karar vermişti. Hastayı takip eden dahiliye doktoru da onun raporuna uymuştu belli ki. Sonuçta yanlış bir yol izlenmişti bence. İşin doğrusu, şüpheyi gidermek için daha iyi bir temizlik sonrası ilaçlı film tekrar çekilmeliydi. Ya da hastayı kolonoskopi (bağırsak içine kamerayla bakılması) için yönlendirmek gerekirdi. Ancak bunun yerine, nasıl emin olunduysa, ‘önemli bir şey yok’ denilmişti. Bu olmayacak bir hata idi…

 

Ailenin kendi isteği üzerine çekilen yeni filmler teknik olarak çok daha başarılı görünüyordu; iyi bir hazırlıktan sonra çekilmiş olmalıydı. Bağırsağın her tarafı gayet net olarak görüntülenebilmişti. Ne yazık ki, bu filmlerde kalın bağırsağın başlangıç kısmında bir tümör kitlesi görülüyordu.

 

Bir ‘kolon kanseri’ söz konusuydu.

 

İlk incelemenin kalite düşüklüğü hastanın tümörünün anlaşılmasını engellemişti. Tekrarlanması da düşünülmeyince iki yıl boyunca hastanın nereden kan kaybettiği anlaşılamadan tedavisi sürdürülmüştü. Boştan yere ilaç kullanıp durmuştu kadıncağız. Yitirdiği zamanlar da cabasıydı…

 

Neyse ki aile, kendilerine biteviye kan ilaçları yazıp gönderen doktorun isteği dışında, gidip yeni bir film çektirme gereği duymuştu. Bundan dolayı kendilerini kutlamak gerekiyordu. İki yıl önce saptanmış olması gereken kalın bağırsak tümörü ancak bu şekilde teşhis edilebilmişti. Bu yeni filmlerin çekilmesi akıl edilmeseydi hastalık zaman içinde nerelere kadar ilerlerdi, kim bilir…

 

Artık hastanın sorunu belli olmuştu ve ameliyat edilmesi gerekiyordu. Benden önce gittikleri başka hekimler bağırsağında kanser olduğunu ona söylemişlerdi zaten. O da durumu kabullenmiş ve kendini hazırlamıştı bir ölçüde. Ben gene de kendi yöntemlerimle hastalığını, gereken operasyonun ayrıntılarını ve sonra neler yapılması gerekeceğini tek tek anlattım.

 

Hastam son derece uyumluydu. Operasyon konusunda herhangi bir itirazı ve endişesi yoktu. Bana güvendiğini söyledi. Hastayla aramızda oluşan olumlu ortam iyi bir tedavi süreci için çok önemliydi. Ameliyata birlikte karar verdik.

 

Aliye hanımı birkaç gün içinde hastaneye yatırdım. Gerekli hazırlıklar tamamlanınca da ameliyata aldım. Kalın bağırsağının başlangıç kısmında yaklaşık sekiz santim çapında bir tümör kitlesi vardı. Bu hatırı sayılır bir boyut demekti. Beklendiği üzere çevrede tümörün ulaştığı bezeler de oluşmuştu. Ancak karaciğer ve diğer organlarda herhangi bir yayılım işareti yoktu. İki yıllık gecikmeyi düşünürsek bu bakımdan şanslıydı Aliye Hanım. Çok daha beter şeyler karşımıza çıkabilirdi. Bu durumun gerektirdiği gibi, kalın bağırsağın sağ yarısını çıkararak operasyonu tamamladım.

 

Uyumlu ve güler yüzlü hastaların işleri çoğunlukla rast gider benim deneyimlerime göre. Aliye hanımın da ameliyat sürecinde hiçbir sorunu olmadı. Zamanı geldiğinde cerrahi yönden şifa ile taburcu edildi. Patoloji raporu ‘kanser’ olarak geldi ki bu beklenen sonuçtu.

 

O yıllarda kentimizde onkoloji uzmanı yoktu. Bu durumlarda hastalarımızı ileri tedaviler için İstanbul’daki büyük merkezlere göndermemiz gerekiyordu. Aliye hanımı da onkoloji uzmanı tarafından gerekli görülecek ek tedaviler için sevk ettim. Sonraki dönemde de birkaç kez kontrol için beni ziyarete geldi.

 

Zaman zaman aklıma gelmişti bu hastam. Oğlu tarafından gece vakti arandığım zamana kadar, yaklaşık yirmi yıl ondan hiçbir haber almadım.

***

‘’…boynunda bir şişlik peydah oldu…’’

 

Levent’in beni aramasının nedeni o meş’um hastalık değildi. Onunla ilgili hiçbir sıkıntısı yoktu Aliye hanımın. Şimdiki sorunu guatr idi. Boynundaki tiroid bezinde bir nodül saptanmıştı ve o nodülden bir biyopsi almak istemişti doktoru. Aile bu konuda kararsız kalmış ve güvendikleri eski doktorlarına, bana danışmaya karar vermişlerdi. Beni arama nedenleri buydu. Gerekli önerilerde bulunarak ona yine yardımcı oldum tabii ki…

 

Bir hastamın bunca yıl sonra iyilik haberlerini almak gerçekten sevindiriciydi. Başına gelen kötü hastalıktan kurtulduğu için şanslı sayılırdı ama biraz da şansını kendisi yaratmıştı o…

 

İnsanlar kendi sağlıkları konusunda biraz olsun sorumluluk almalı ve bazı şeyleri sorgulamasını bilmeliydiler. Kısacası, biraz da ‘kendi kendilerinin doktoru’ olmalıydılar…

 

Aliye Hanım gibi…

 



Bu yazı 2124 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI