Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









BENİMKİ TOPRAK YİYO!
Tarih: 01-10-2020 16:39:00 Güncelleme: 01-10-2020 17:56:00


‘’Doktor beeey! Gidiyo muydun? Bişey soracağadım yav…’’

 

Fabrikanın bahçesindeydim ve elli metreden fazla uzaklıktan biri bana sesleniyordu. Çalışanlarımızdan Davut’tu bu. Sabahları sekizden on ikiye kadar işyeri hekimi olarak görev yaptığım fabrikada çalışma sürem o gün için dolmuştu. Artık oradan ayrılacak ve programımdaki başka bir işyerine gidecektim. Zamanım kısıtlıydı yani. Aracımın yanındaydım ve bana seslenen kişinin de dediği gibi ‘gidiyodum’ artık. O mesafeden ben de ona bağırmak yerine elimle ’gel’ işareti yaptım.

 

Bu meslekte çoğu zaman ‘benim zamanım doldu, gitmem gerekiyor, şimdi seni dinleyemem’ diyemezsiniz. Belki de çok önemli bir sorunu vardır adamın; ya da sorun gerçekte önemli değildir ama o öyle sanıyordur. ‘Umarım sorusu ve yanıtı kısadır’ diye geçti içimden.

 

Davut oldukça hızlı adımlarla yaklaşmaktaydı. Bekledim gelmesini; karşımda durdu soluk soluğa;

 

‘’Hocam kusura bakma yav! Zabahtan beri fırsat olup da yanına gelemedim. Bi şey sormak istiyodum sana, müsaade edersen…’’

 

‘’Sor tabii Davut!’’

 

‘’Benimki toprak yiyo…’’

 

‘’Kim?’’

 

‘’Benim hanım…’’

 

‘’Ne zamandır?’’

 

‘’Gebeyken başladı; doğum yaptı, bebe altı aylık oldu, hala toprak yemeye devam. Bunun bi zararı var mı?’’

 

‘’Olmaz olur mu Davut? Bir kere, toprak bir gıda maddesi değildir. Ayrıca yediği toprak parçasının içinde her ne varsa onları da yemiş olur. Çeşitli mikroplar, kurt ve böcek yumurtaları, karınca, başka atık ve tehlikeli maddeler olabilir toprakta. Tabii ki zararlıdır ve de yenilmemesi gerekir.’’

 

Zamanım azdı; soruların devamı da gelecek gibiydi. Ancak ‘ben burada sadece çalışanlardan sorumluyum, çalışanın eşinin sorunu beni ilgilendirmez’ demek de bana yakışmazdı. Görüşmeyi ve Davut’un sorusunu yanıtlamayı ertesi güne bırakmaya ise gönlüm el vermedi. Dar zamanım içinde elden geldiğince yardımcı olmalıydım.

 

Zaten sorunun devamı da hemen geldi;

 

‘’Pekiyi hocam, toprağı niye yiyo bu?’’

 

‘’Kansızlığı vardır Davut! Çocuklar ve kadınlar sırf bu yüzden toprak yerler. Keyiften değil yani… Hatta bazen toprak bulamadıklarında duvarı tırmalayıp kireç badana, kum, hatta beton parçaları bile yedikleri olur.’’

 

‘’Aile hekimi de kansızlıktan olur dediydi.’’

 

‘’Başka bir nedeni yoktur ki… Bütün hekimler bunu bilir. Kansızlık sorunu olanların hepsi toprak yemez ama, toprak yiyenlerin neredeyse tamamında önemli ölçüde bir kan eksikliği vardır.’’

 

Beni yakalamışken bırakacağa benzemiyordu Davut. Zamanımın az olduğunu anlasın diye ikide bir saate baktığım halde yeni sorusunu attı ortaya;

 

‘’Peki, ne yapmak lazım hocam?’’

 

‘’Kansızlıktan olur, dedim ya! Demek ki bundan vaz geçmesi için kansızlığını tedavi etmek gerekir. Önce kansızlıkla ilgili durumunu tespit etmek için gerekli tahlilleri yapılacak. Sonra da başka bir kan hastalığı yoksa, yani sadece demir eksikliği varsa, kan yapıcı ilaçlar kullanacak eşin. Demir tedavisi görecek yani… Yeterince süreyle bu tip ilaçlar kullandığında kansızlık giderilmiş olur. O da toprak yemeyi kendiliğinden bırakır. Toprak yemenin tedavi yöntemi bu…’’

 

‘’Amma o ilaçlar kilo yapıyomuş. Hanım öyle diyo, içmek istemiyo…’’

 

‘’Canım, niye kilo yapsın kan ilacı? Vücutta bir şey eksikse yerine koymak lazım. Demirin eksikliği de çok önemli. Yani bazı önemsiz yan etkileri olsa da uygun bir türde demir ilacı kullanması gerekir. Bir çeşidi rahatsız ediyorsa başka bir çeşit denenebilir. Hapları var, şurupları var; hatta iğnesi bile var. Demiri çok düşükse ve ilaçlarla düzelmesi uzun sürerse, yani mecbur kalınırsa, kan da verilebilir. Ama mutlaka demir alması gerek, başka yolu yok Davut!’’

 

Konu beklediğimden fazla uzamıştı ve artık gideceğim yere geç kalmış sayılırdım. Yine saatime baktım; artık konuyu daha fazla uzatmasın diye aracımın kapısını açtım. Ama Davut oralı değildi;

 

‘’Bu ilaçların kilo aldırmayanı yok mu hocam?’’

 

‘’Yahu Davut, anlattım ya! Bu ilaçların öyle bir tesiri yok normalde. Öyle bir düşünce yayılmış ki bana göre yanlış. Belki de eşin başka sebeplerden kilo alıyordur. Çok yiyor ya da yanlış besleniyor olabilir mesela. Ayrıca hareket de, yani kalori harcama da önemlidir.’’

 

‘’Hocam seni fazla tuttum galiba, amma benimki zaten çok hareketlidir. Dakka boş durmaz. Üç tane bebe var evde; biri de daha altı aylık. Bi de bahçe işlerimiz var. Hareket etmeyip de ne yapsın?’’

 

‘’İyi işte; madem çocuklarınız da küçük, öyleyse kendi sağlığına daha çok dikkat etmeli. Kansızlık dermansız bırakır, kalbini ve diğer önemli organlarını yorar. Sonra, Allah korusun…’’

 

‘’Yani, diyosun ki, ilaçsız olmaz!’’

 

‘’Olmaaz! Olmaz! Başka yolu yok Davut!’’

 

Sürücü koltuğuna oturup aracı çalıştırdım. Bana göre yeterince ayrıntılı bilgi vermiştim ve görüşme sona ermişti. Ancak Davut aynı kanıda değildi;

 

‘’Toprak yemeye devam etse ne olur ki hocam?’’

 

Gideceğim yere geç kalmıştım artık. Bu adamı nasıl ikna edebileceğimi düşündüm bir an için. Dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmiştik. Bu gidişle görüşme gün boyu bile sürebilirdi.  Davut iyi niyetimi sonuna kadar sömürmeye ve tatmin olmamaya kararlıydı görünüyordu.  Toprak yemenin zararlarını kısaca anlatmıştım oysa ki…

 

Belki eşiyle görüşsem onu düzgün bir tedavi için ikna edebilirdim, ama böyle bir uygulamamız yoktu.

 

‘’Davut, bak sana ne diyeceğim? Şimdi sen yemek paydosundasın, değil mi?’’

 

‘’Evet hocam.’’

 

‘’Şimdi yemeğe gittiğinde sana çorba niyetine bir kase çamur, pilav niyetine de iki tabak dolusu toprak verseler kaşıkla dalar mısın? Yemek masrafları düşer, patronlarınızın da işine gelir. Ne dersin?’’

 

Çalışanlarımız fabrikanın verdiği yemekleri genellikle pek beğenmiyor ve kalitesiz buluyorlardı. Sindirim sistemi ile her türlü sıkıntılarını yemeklerin kötü oluşuna bağlama alışkanlıkları vardı. Üstelik tamamen haksız da sayılmazlardı. Şimdi Davut için yeni bir seçenek(!) de ortaya koymuştum böylece. Ancak kendisi bundan pek hoşlanmadı ve suratını buruşturdu;

 

‘’Olur mu hiç öyle hocam? Bu yemeklerle zaten karnımız doymuyo…’’

 

‘’Peki, böyle bir şey senin için olmuyor da, eşin için neden olsun ki? Aynı durum ikiniz için de geçerli. Ha sen tabakta yemişsin, ha eşin toprağı bahçeden avuçlamış. Mideyi toprakla doldurmanın sonuçları ikiniz için de aynı… Toprakla beslenemezsiniz. Zararları da cabası… Anladın mı şimdi? Hadi bana eyvallah!’’

 

Bu somut örnekle anlamıştı herhalde. Çünkü durakladı, diyecek başka bir şey bulamadı. Konu bence bitmişti. Yola çıkmam gerekiyordu. Camı açıp son sözümü söyledim;

 

‘’Davut, eşinin kan tahlillerini yaptırınca getir, ben de göreyim. Tamam mı, anlaştık mı?’’

 

Kafa sallayarak onayladı beni. Böylelikle onu doktor soracak diye tetkik yaptırmaya teşvik ettiğimi düşünüyordum.

Eşinin sorununa yardımcı olayım derken neredeyse yarım saat Davut’a esir(!) düşmüştüm.

 

Yol boyu bu sorunun ülkemizde ne kadar da yaygın olduğu geldi aklıma. Özellikle kırsal kesimde toprak yiyen çocuk ve kadın sayısının oldukça fazla olduğu bir gerçektir. Zararsız sanılan, ya da çaresinin aranması genellikle ihmal edilen bir alışkanlıktır. Kan yapıcı ilaçlara da Davut’un eşinde olduğu gibi bir direnç vardır kimi kadınlarda. Bu tip ilaçların kilo aldırdığı konusu bence bir ön yargıdır. Toprak yerine normal yemek yiyerek daha iyi beslenecektir zaten. Bundan dolayı kilo da alabilir.  Kilo almanın önüne beslenmede düzenlemeler yaparak geçilebilir. Velev ki kan ilaçları kilo aldırıyor olsalar bile bu kansızlığın verdiği zararların yanında hiç kalır.

 

Toprak yeme konusu bende bir anıyı çağrıştırdı. Öğrenciliğimizin son yılında Hacettepe Çocuk Hastanesinde yaşanmış bir olayı hatırladım. O zamanlar hasta olarak getirilen her çocuğun anamnezi (hastalık öyküsü) alınırken toprak yeme alışkanlığı olup olmadığı sorulurdu. Bir yaşında hasta çocuğunu getirmiş anne bu soruyu şöyle yanıtlamıştı;

 

‘’Yiyo! Dövüyom, gene de yiyo!’’

 

Anne bunu çocuğunun yaramazlık yapması şeklinde algılıyordu belli ki… Zavallı çocuk da dayağı neden yediğini bilmeden toprak yemeye devam ediyordu. Halbuki toprak yeme kansızlık sorununun bir göstergesidir ve çocuğu döverek kansızlık tedavi edilemez.

 

Davut’a belki bir yıl boyunca arada bir eşinin kan tetkiklerini sordum. Yanıt hep olumsuzdu; eşini değil kan ilaçları kullanmaya, tetkik yaptırmaya bile ikna edememişti. Toprak yemeyi tercih ediyordu kadıncağız. Ya ben anlatamamıştım; ya da toprağın lezzeti(!) ona çekici geliyordu…

 

Özellikle sağlık alanında önyargılar kolay aşılamıyor ülkemizde ne yazık ki…



Bu yazı 4091 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1346 Okunma
1344 Okunma
1343 Okunma
1341 Okunma
1328 Okunma
1326 Okunma
1303 Okunma
1250 Okunma
1226 Okunma
1177 Okunma
1125 Okunma
1086 Okunma
5299 Okunma
5260 Okunma
5032 Okunma
4974 Okunma
4948 Okunma
4275 Okunma
3821 Okunma
3821 Okunma
3739 Okunma
3709 Okunma
3652 Okunma
3454 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI