Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









BİR TIP BALOSU ÖYKÜSÜ
Tarih: 01-03-2019 09:30:00 Güncelleme: 01-03-2019 09:30:00


       Meslek anlayışım gereği biricik hekim örgütümüze karınca kararınca katkı sağlamak amacım olmuştur hep. Doksanlı yıllarda yine odamızın yönetim kurulunda görevliydim. On dört mart yaklaşıyordu. Yönetim kurulundaki arkadaşlarım o yılki tıp balosunu benim düzenlememe karar verdiler nedense. Üstelik bu konuda denemeleri ve başarıları olmuş biri de değildim. Ne kadar itiraz ettiysem de bir sonuç alamadım. ‘Nuh dedi, peygamber demedi’ arkadaşlarım. İş üstüme kaldı. İlk kez bir TIP BALOSU düzenleyecektim…

       Kolları sıvadım hemen. Tarih belli olduğuna göre  balo için  öncelik  salon  seçiminde olmalıydı. Öyle bir yer seçmeliydim ki, fiyatları düşük, tabakları ve hizmeti büyük, mekanı  ferah,  ulaşımı kolay  olmalıydı bu restoranın. Doktor milleti nazlıdır, kolay mutlu olmaz böyle şeylerde…

       Seçenek olabilecek çok fazla restoran da yoktu. Birkaç  yerle görüştüm, her birinden menü ve fiyat aldım. Yönetim kurulundaki arkadaşlarımın da görüşleri doğrultusunda birinde karar kıldık. Balonun yapılacağı yer de böylelikle kesinleşmiş oldu.

       Balo deyince gözünüzün önüne erkeklerin smokinli, tüm kadınların tuvaletli olduğu batı normlarında bir etkinlik gelmesin. Kotla ve tişörtle gelen bile görmüşümdür. Bizde balolar zaten gelin damat ve takı olayının  dışında düğün gibidir. Şarkılar türküler çalınır. Biraz dans, gerisi misket, harmandalı …   Bir de davul  ve  halay olursa tamamdır…

       Tıp balomuz için bir program yapmamız da gerekiyordu. Restoranımızın canlı müzik yapan ve çok da beğenilen bir ikili grubu vardı. Bilinen sanatçılardı. İyi de eğlendiriyorlardı. Bir de solist eklersek tamamdı artık…

       Getireceğimiz şarkıcı ünlü biri olmalıydı, yoksa konuklarımız mutlu olmazlardı. Hiçbir  ünlü bir şarkıcıyı  kişisel olarak tanımıyordum. Hatta tanıyanlardan tanıdığım da yoktu!  Nasıl olacaktı bu iş? Nasıl iletişim kuracaktım genel kabul görecek özellikleri olan ünlü bir solistle?

       Bir yakınım daha önce bir yardım derneğinde  görev yapmıştı; bu derneğin sık sık gelir amaçlı geceler düzenlediğini biliyorduk. Soruşturma işine oradan başlamaya karar verdim. Dernekten bana yaklaşık otuz ünlü solistin telefon numaralarını verdiler.

       Muayenehanemde zaten işim neydi? Hemen hemen boştum yani… Oturup sırayla hepsini aramaya başladım. Genellikle menajerler çıkıyordu karşıma. Onlara kısaca amacımı anlatıp yanıtlarını istiyordum. Kiminin programı uygun değildi; kimi bize göre çok yükseklerde uçuyordu, o kadar para veremezdik. Giderek yitirmekteydim umutlarımı…

       O sıralarda  TRT de sık sık görmeye başladığımız, gelecek vaat ettiği söylenen genç bir erkek solist konumuzla ilgilendi. ‘Ben doktorları çok severim, balonuza da memnuniyetle gelirim’ dedi konuştuğumda. Makul bir ücret istedi, anlaştık böylelikle. Sanatçı ücreti konusunu da yönetime ilettim, onayladılar. Balomuzun program konusu da çözümlenmişti…

       On dört mart Tıp Balosu duyuruldu üyelere. Davetiyeler bastırıldı ve satışa sunuldu. Merkez ve ilçelerdeki hastanelere uygun  sayıda davetiye gönderildi. Oradan  temsilci üyeler aracılığı ile satış yapılacaktı. Serbest çalışan meslektaşlar da onlardan alabilecekti davetiyelerini. Kimilerine de telefonlarla ulaşıldı, konu anlatıldı tek tek. Geri kalan davetiyeleri de yönetim kurulu üyeleri çalıştığımız hastanelerde satmak üzere paylaştık.

       Yönetim kurulu olarak, böyle etkinliklerin olmazsa olmazı, protokol davetlilerinin sayısı üzerine görüştük. Çok zengin bir bütçemiz yoktu. Bu nedenle sadece il protokolünü ve birkaç yerel gazete temsilcisini çağırmaya karar verdik. Başhekimler de parayla alacaktı davetiyelerini, karar bu yöndeydi. Çünkü ilimizde çok sayıda başhekim vardı ve bunları protokol masasına davet edersek salonun yarısı bunlara ayrılmış olurdu.

       Çalıştığım devlet hastanesinde elimde davetiyelerle ilk olarak başhekime gittim;

       ‘’Abi, tıp balosu için davetiye getirmiştim. Eşinizle birlikte mutlaka bekliyoruz.’’

       Masasının üzerine bıraktım. Açtı zarfı, yarısına kadar dışarı çıkarıp okudu davetiyeyi, tekrar itti yerine;

       ‘’Olur, geliriz. Para verecez mi bunlara?’’

       ‘’Tabii abi. Davetiyeler parayla…’’

       ‘’Niye? Ben bu hastanenin başhekimiyim…’’

       ‘’Onu biliyorum da abi, yönetim olarak karar aldık, başhekimlerden de para alacağız. Yoksa altından kalkamayız.’’

       ‘’Olur mu öyle şey? Almam da, gelmem de…’’

       ‘’Tamam abi, ben görüşünüzü yönetime iletirim. Şimdi davetiye almıyorsunuz yani…’’

       ‘’Hayır, almıyorum, sırf  bana parayla sattığınız için. Ben protokolde olmalıyım. Başhekimim ben  yav…’’

       ‘’Peki. Ben tekrar görüşeyim arkadaşlarla. İyi günler…’’

       Daha önce de pek çok davranışı ile odamızı baltalamaya çalışmış biriydi zaten. Bedava olsa bile beklemiyordum baloya katılmasını. Paraya takmıştı şimdi de. Halbuki sembolik de olsa odamıza destek olsun diye davetiye almalıydı, istemiyorsa gelmeyebilirdi…

       Diğer arkadaşlarımla tek tek konuştum. Bir kısmı paralarını ödeyip aldılar davetiyelerini. Biri davetiye almak istemiyordu;

       ‘’Abi, kusura bakma, biz gelemeyiz.’’

       ‘’Niye gelemezmişsin Mehmet?’’

       ‘’Abicim, eşim o gün doğum yapacak…’’

       Anlayışla karşılanabilecek geçerli bir mazeretti tabii ki. Espri olsun diye sordum;

       ‘’Sırf baloya gelmemek için bebek yaptın değil mi? Nasıl denk getirdin peki?’’

       Arkadaşım bu espriye nasıl bozuldu anlatamam. Kızardı bozardı birden. Benden yaşca küçük ve kısa boylu arkadaşım üzerime yürüdü bağırıp çağırarak. Çevredeki arkadaşlar koluna girip engellemeye, sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Uzaklaştırdıkları yerden sesi geliyordu;

       ‘’Vururum ben bunu…’’

       Davetiye almadı ama, sağ olsun, beni vurmadı da! Halen sevgi saygı içinde arkadaşlığımız devam eder otuz yıla yakındır. Birkaç kez bu olayı başkalarının yanında anlattık birlikte, gülüştük geçtik. Yani tıp balosuna davetiye satacağım diye az daha postu deldiriyordum…

       On dört mart günü geldi çattı. Artık tüm hazırlıklar tamam, davetiyeler ulaştırılmış, restoran kısmı tamam, şarkıcımız tamam, derken öğle üzeri iadeler gelmeye başlamasın mı? İlçelerdeki temsilcilerimiz kendilerininki dahil,  aldıkları tüm  davetiyeleri geri göndermesin mi? Ulan (pardon) güya  bir de temsilcimiz olacaksınız, siz niye almıyorsunuz davetiyenizi? Eksiksiz geri geldi ilçelere yolladıklarımız. Benim çalıştığım merkezdeki devlet hastanesinden çok sayıda pratisyen hekim arkadaş baloyu boykot etmek amacıyla satın aldıkları tüm  davetiyeleri son gün iade ettiler. Bunlar arasından bir arkadaşım sonradan Oda başkanı oldu…

       Belli oldu ki, benim düzenlediğim ilk (ve son) tıp balosu artık yarıdan fazlası boş bir salonda yapılacaktı. Her yıl olduğu gibi, yine zarar edecekti organizasyonumuz. Yönetim kurulu olarak moralimiz fena halde bozulmuştu. Yılda tek bir gün bile hekimleri bir araya gelmeye, kaynaşmaya ve birlikte eğlenmeye ikna etmek mümkün olamıyordu. Balomuz  yine de yapılmalıydı zararına da olsa. Gelecek olan meslektaşlar teşekkürleri hak ediyorlardı. Orada olmanın mesleki bir sorumluluk olduğunu algılamışlardı…

       …Ve balomuz başladı.

       Konuklarımızı düğün sahibi imişim gibi kapıda karşıladım. Yerlerini gösterdim, hal hatır sordum tek tek. Alışıldığı üzere herkes yine yakın arkadaşlarıyla oturmayı tercih etti. Bunlar doktordu tabii, meslektaş da olsa tanımadıkları kişilerle yan yana,  karşı karşıya yemek yiyemezlerdi! Karışık oturmak yerine gruplar halinde oturdular. Daha doğrusu, bunun için masalar arasında yer değiştirmeler yaptılar. Bu anlamda pikniğe götürülmüş ilkokul öğrencileri gibiydiler… ‘Hayır, ben şuraya oturacağım’, ‘ora masanın kenarı’ , ‘burası piste uzak’…

       Meşhur protokol masası da ayrı bir alemdi. Vali gelmemiş, yerine değerli bir meslektaşımız olan kız kardeşini göndermişti. Onun mühendis eşi de beraberinde işyerinden bir çifti getirmiş, hep birlikte vali kontenjanından protokol masasına yerleşmişlerdi. Protokol masası için başhekimle yaşadığım tartışma geldi gözümün önüne. Bu duruma göre galiba haklıydı bu kez… Valinin eniştesinin arkadaşının protokol masasında oturmasına karşın başhekimlerin orada olmaması garipti bana göre de…

       Alışıldığı üzere Oda başkanımızın  açılış konuşması sonrasında meslekte yirmi beş ve kırk yılını doldurmuş hekimlere plaket verilmesine geçildi. Öncelikle daha kalabalık olan yirmi beş yıllıklardan başlandı. Bu sırada ben düğün sahibi sıfatımla (!) salonun sahneye en uzak tarafında ‘bir şey eksik mi, yemek servisleri düzenli mi’ gibi kontrolleri yapıyordum. Yaşlıca bir ağabeyimiz sert adımlarla volta atıyordu;

       ‘’Abi, oturmak istemez misiniz?’’

       ‘’Oturmayacağım. Verin plaketimi gideyim.’’

       ‘’Sırayla veriliyor işte abiciğim. Sizinki kırk yıllık sanırım…’’

       ‘’Yav ben bekleyemem. Alıp gideceğim plaketimi.’’

       Voltasına birkaç tur daha devam etti, aniden durdu önümde;

       ‘’Daha ne kadar bekleyeceğim yahu?’’

       ‘’Abi, görüyorsunuz yirmi beş yıllıkların verilmesi devam ediyor. Sonra da kırk yıllıklar verilecek.’’

       ‘’Ne biçim iş yapıyorsunuz? Önce yaşlılara verseniz ya, plaket midir ne boktur?’’

       Modern tıp eğitimimizin başladığı tarih olarak kutlanan on dört mart gününde bir meslektaşımızın plaket verilmesi uygulamasına modern (!) yaklaşımı bu şekildeydi. İnanılır gibi değil… Ev sahibiyiz ya, bunu da meslek adına sineye çektik tabii…

       ‘’Abi, lütfen… Biz burada meslek adına bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Zamanınız yoksa gelmeseydiniz. Biz gönderirdik plaketinizi.’’

       ‘’Geldim amma, böyle de olmaz ki! Burada yarım saattir bekliyorum. Verecekseniz  verin bu mereti, vermeyecekseniz boşuna bekletmeyin insanı.’’

       Böyle bir ortamda bu kadar ters ve gergin bir büyüğüme söyleyecek lafım yoktu artık. Uzaklaştım yanından…

       Gıcık abinin sırası geldi biraz sonra. Adı okununca bir hışımla çıktı sahneye, plaketini kendisine takdim eden meslektaşın elinden çekip aldı, yankesici gibi…  Ne bir teşekkür, ne bir tebessüm… Fotoğraf çekilmesine bile fırsat bırakmadı. Çekip gitti öylece. Bu davranışıyla balomuza emek verenlere teşekkür(!) etmiş oldu kendince…

       Plaketlerin verilmesi sonrası yarısı boş olan salonda mevcut konuklar çok güzel eğlendiler. Dans ettiler, halay çektiler… Solistimiz sahne aldı sırası gelince, güzel şarkılar söyledi. Doyasıya eğlendi konuklarımız…

       Balomuz sona erdiğinde de yine düğün sahibi imişiz gibi konukları uğurladık. On dört mart tıp bayramı bu baloyla, pek kalabalık olamasa da, coşkuyla kutlanmıştı. Yerel basın sonraki gün gene alışıldık manşeti atmıştı;

 ‘DOKTORLAR ÇILGINCA EĞLENDİ’…

       Daha sonra  baloyla ilgili olarak değişik tepkiler aldık meslektaşlarımızdan. Tıp Balosu düzenleyecek genç meslektaşlarımın kulağına küpe olsun diye bunlardan bir kısmını sıralıyorum;

       ‘’Yemekler daha iyi olabilirdi, ben pek beğenmedim…’’

       ‘’Her şey çok güzeldi de, niye erkek şarkıcı getirdiniz? Keşke  kadın olsaydı?’’

       ‘’Plaket töreni çok uzun sürüyor. Fenalık geliyor insana…’’

       ‘’Dansöz niye yoktu? İnsan baloya bir dansöz getirmez mi?’’

       ‘’Sandalyeler pek rahat değildi, belim ve sırtım koptu resmen…’’

       Eleştiriler uzayıp gidiyordu. Hepsine de verilecek yanıtlar vardı ama, nereye kadar… Bu koşullar altında, meslektaşlarımızın bu coşkulu(!) katılımı ile, bu bütçe ile ancak bu kadarını başarabilmiştik Oda olarak. Ama her şeye rağmen yapmıştık balomuzu…

       Asıl eleştirilmesi gereken nokta şuydu bence;

       Yılda sadece bir gece bile hekim hekime bir araya gelmenin önemini kavrayamıyordu çoğu meslektaşımız. ‘İşim var’, ‘biletler pahalı’ gibi bahanelerle Tıp Balosuna katkı vermekten kaçınıyorlardı. Hele ki ‘boykot’... Nedensiz, anlamsız…

       Tıp Balosu sıradan bir sosyal etkinlik değildir. Hekimlerin sorunlarını paylaştığı, birbirleriyle kaynaştığı ve topluma örnek olacak bir dayanışma sergilediği bir toplantıdır.

       Tıp Balosundan kaytarmak iyi bir davranış değildir meslek adına…

 



Bu yazı 498 defa okunmuştur.

N.Sedat ÖZLÜ / 01-03-2019 15:07

.Değerli dost ve insan Ahmet Durukal,çok akıcı ve duru bir anlatımla üzüntü duyulacak bir durumu,güldürerek anlatmışsınız.Öncelikle kutluyorum. Bizler her zaman örgütlü toplumları savunagelmiş bireyler olarak,anlatımınızda yer alan dokorların,özellikle de örnek bir tutum sergilemesi gereken başhekimin davranışını çok yadırgadım,çok ta üzüldüm.Toplumun en elit kesimini oluşturan bir meslek gurubunun örgütüne bakış açısını gördükten sonra da,kendi,kendime hayıflandım.Acaba örgütlenmekten korkan,çekinen diğer meslek guruplarına,emekçilere fazla mı haksızlık ediyoruz diye düşündüm.Sizi ve sizin gibi değerli doktorlarımızı tenzih ederek şu noktayı da belirtmekten geçemeyeceğim.Ne yazık doktorlarımızın büyük bir kısmında kendilerini toplumda diğer tüm mesleklerden üstün görme tutumu da maalesef vardır.(Bunda daha tıp fakültesine başladığı andan kendilerine biçilen rollerin ve sürekli verilen payelerin de mutlaka etkisi vardır.)Her şeye karşın insan kalmayı başarabilmiş her tür meslek mensuplarına ve siz değerli cerrah,dost ve insana selam olsun



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI