Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









BORUCU!
Tarih: 01-12-2018 12:18:00 Güncelleme: 01-12-2018 12:18:00


       İşyeri hekimi olarak görev yaptığım bir fabrika da çalışanların sağlık dosyalarını inceliyordum.  Bir çalışanımızın üniversite mezunu olduğunu;  görevinin ve meslek hanesinin ise dosyasında boş bırakılmış olduğunu gördüm. Muayeneye çağırdığımda bunu sormalıydım.  Eksik kişisel bilgi kalmaması gerekiyordu.

       Çalışanımız çağrı üzerine periyodik muayenesini olmaya geldi. Kırk yaşlarında, tıknaz, en az yirmi günlük sakalı olan ve kir pas içindeki tulumuyla klasik görünümde bir işçi idi. Dosyasında yazmıyormuş gibi,  eğitim durumunu sordum.  Aldığım yanıt aynıydı;

       ‘’Üniversite mezunuyum.’’

       ‘’Ne okudun?’’

       ‘’Kamu yönetimi.’’

       ‘’Burada ne görev yapıyorsun?  Yani, görev tanımın nedir?’’

       ‘’Borucuyum!’’

       Yazdım sağlık dosyasına,  ‘Borucu’…

        İçim  ‘cız’ etti!

       Büyük endüstri tesisleri için imalat ve montaj işleri yapılıyordu bu fabrikada. İşlerin çoğu çeşitli çap ve şekilde borularla ilgili idi. Ancak vinçlerle indirilip kaldırılabilen boyutlarda borular projeye uygun olarak birbirine ekleniyor, dirsekler ve kavisler yapılıyordu. Borucular sürekli olarak her çapta borularla çalışıyordu. Arada bir ortaokul ve lise öğrenimliler olsa da bu fabrikada çalışanların çoğunluğu ilkokul mezunuydu. Çok ağır bir iş ortamında, çoğu zaman fazla mesai ile çalışılıyordu. Kamu yönetimi okumuş bu işçi de diğerleri gibi bütün gün boru indiriyor, yüklüyor, kaynak ettiriyor, montaj işleri yapıyordu… Belli ki, üniversiteden kamu yönetimi bölümünden mezun bu işçi eğitiminin karşılığı olan bir iş bulamamış;  ancak bulabildiği bu işe uyum sağlamak zorunda kalmıştı ve çalışıyordu. Halinden de memnundu anlaşılan. Belki de çok uzun süre işsiz kalmış ve bu işi bile havada kapmıştı. Evliydi ve üç çocuğu vardı. Tabii ki sorumlulukları vardı ailesine karşı. Bu nedenle de buradaki çalışma koşullarına katlanmak zorundaydı.

       Ülkemizde pek çok insan eğitim gördüğü alanların dışında işlerde çalışıyor ya da çalışmak zorunda kalıyor. Kimi ilgi alanı dışında eğitim gördüğünden, kimi de eğitim gördüğü alanda iş bulamamanın getirdiği zorunluluktan… Mühendis bankada çalışabiliyor, kimyager hastanede, örneğin… Ben de halen cerrah olarak değil, koşullar gereği iş sağlığı alanında doktor olarak çalışıyorum. Yani alınan eğitimin dışında bir alanda çalışıyor olmak çok da şaşırtıcı değil. Ayıp da değil tabii ki…

       Peki, benim içim neden ‘cız’ etti?

       Ülkemizde artık iki yüzden fazla üniversite var. Çoğu da paralı üstelik.  Bu kadar üniversite  her yıl sınava giren  iki milyondan fazla  gencimiz arasından  daha çok öğrenci kapmak için yarışıyor. Yüksek öğrenimi düzenleyen(!)  kurum (YÖK)  kontenjanları sürekli olarak zorluyor;  daha çok öğrenci alsınlar, daha azı dışarıda kalsın diye. Çoğu yerlerde alınan öğrenci sayısına uygun genişlikte derslik bile yok. Böyle yerlerde yoklama alınamıyor. Bunlardan birisi ne acıdır ki derse girmenin artık zorunlu olmadığı bir Tıp Fakültesi! Bu gençler sayısal fazlalıktan dolayı neredeyse hasta görmeden doktor olacaklar.

       Ne üniversite önündeki gençlerin, ne de ailelerinin seçtikleri bölümün gelecekteki iş olanakları hakkında hiçbir fikri yok! Durmaksızın adı sanı veya iş olanakları bilinmeyen yeni bölümler açılıyor, ama sonrası hiç merak edilmiyor. Hukuk sistemimiz tam anlamıyla Türkçe bile değilken (hala Osmanlıca, Farsca ve Arapça sözcükler bolca kullanılıyor) İngilizce hukuk eğitimi veren bölümler açılmasına bir anlam veremiyorum. İngilizce tıp fakültesi ne demek?

       Öğretim üyesi arkadaşıma sordum;

       ‘’Dersleri İngilizce mi anlatıyorsunuz?’’

       ‘’Yoo… Neden sordun?’’

       ‘’Yav, İngilizce tıp diye öğrenci alınıyor da, öyledir sandım.’’

       ‘’Yok canım, sadece adı öyle! Aynı fakülteye iki yüz normal, iki yüz de İngilizce tıp adına öğrenci alınıyor. Böylece bizim fakülte dört yüz öğrenci almış oluyor. YÖK böyle istiyor.’’

       Yani, devlet aracılığıyla yapılan bir kandırmaca! İki yüz tıp öğrencisine eğitim verebileceğiniz bir hastane kapasiteniz var, ama dört yüz de olur nasıl olsa! Tam bize has bir yaklaşım… Kalitesi ne olursa olsun mezun sayısı artsın!

       Peki, ülkemiz vasıfsız ya da az öğrenimli işçilerin yapabileceği işlerde üniversite mezunları çalıştıracak kadar zengin midir? Diğer bir deyişle, üniversitede hobi olsun diye mi okumaktadır gençlerimiz? Daha da acısı, kamu yönetimi okumuş bu işçinin yerinde olasıdır ki bu alanla hiç ilgisi olmamış biri çalışmaktadır. Tamam, isteyen herkes üniversite okusun, ama ülkemiz koşullarında hepsi  sonrasını da düşünmek zorundadır.

       Ülkenin yakın gelecekteki iş gücü gereksinimi nitelik ve nicelik olarak hesaplanıyor mu? Bırakınız bu günü, on yıl yirmi yıl sonra ne kadar jeofizik mühendisi gerekli olacağına kafa yoran biri var mı? Ne gezer! Jeoloji ayrı, jeofizik ayrı, jeodezi bölümü ayrı öğrenci alıyor ve sen bunların hiç birine iş alanı göstermiyorsun! Ziraat mühendislerimizin ne kadarı meslekleriyle ilgili işler bulabiliyor?  Ülkemizde tarım yerlerde sürünüyor ve ziraat mühendisleri çoğunlukla tarım dışında işlerde çalışıyorken yeni açılan ziraat fakülteleri bile var. Mezun olan gençlerin çoğu ‘ne iş olsa yaparım’ modunda olacak…

       Kamu yönetimi adı üstünde çok önemli bir alan. Borucu olarak çalıştıracaksan neden bu insanlara kamu yönetimi okutuyorsun? Bir fabrikada ofiste  evrak işinde çalıştıracaksan ‘Çocuk Gelişimi Uzmanı’ bunu niye okuyor? Uluslararası ilişkiler bölümünü bitiren kaç genç bu alanda çalışabiliyor? Çoğu alanlarının dışında…  

       Öncelikle devlet bir atama yaparken o görevin gerektirdiği eğitimi pek de aramıyor. Hayvanat bahçesinde müdürken Tübitak’a yönetici yapılan kişiyi duymuşsunuzdur. Devletimizin istihdam anlayışını bu örnek gayet güzel özetliyor…

       Çok mu zenginiz biz?  Henüz,  üniversite eğitiminin hobi olarak düşünülebileceği kadar zengin bir ülke değiliz ne yazık ki... Bunca gencin, ailelerinin ve hocalarının emekleri yüksek öğrenim görmüş borucular yetiştirmek için mi? Ulusal kaynaklarımız ara insan gücü gereksinimini karşılayacak yerde diplomalı vasıfsız işçiler olsun diye mi sarf edilmelidir? Sırf üniversite önünde yığılma olmasın diye ihtiyacın çok üzerinde öğrenciler alarak ve sonra da onları ilgisiz alanlarda çalışmaya zorlayarak ya da işsiz bırakarak nereye varabiliriz?

       Yanlış anlaşılmasın;  beden gücü ile çalışılan işleri küçümsemiyorum. Dökülen terlerin her damlası helaldir elbette.  Ancak bunca üniversite ve bölümün ülke gereksinimlerinin dışında hesapsızca ve plansızca açılmasına ve gençlerin iş bulamayacakları alanlarda okumasına, bu şekilde hem emek, hem de kaynak israfına karşıyım… Bu alanda daha planlı davranılması gerektiğini düşünüyorum.

       Gençlerimiz ilgi duydukları ve sonrasında ona uygun işler bulabilecekleri alanlarda okumalı bence. Ne gençler, ne de kaynaklar israf edilmeli…



Bu yazı 630 defa okunmuştur.

SİBEL UNUR ÖZDEMİR / 03-12-2018 13:25

Kanayan bir yarayı ele aldığınız için teşekkürler. Ne yazık ki çoğu kişi üniversitenin istediği bölümünde okuyamıyor, istediği mesleği yapamadığı gibi. Üniversite okumak lazım, okuyor. Bölümü önemli değil. Bir üniversite olsun da... Hangi bölüm olursa olsun. Sonra iş bulmak gün yüzüne çıkıyor. Ama iş nerede? Bulduğu işe katlanmak zorunda kalıyor ve kabullenerek çalışıyor. Oysa uzmanlar sizi mutsuz eden ortamlardan uzaklaşın diyorlar. Bu koşullarda nasıl mümkün olacak ki topluma yararlı olmak, mutlu olabilmek. Seçimlerimizi değil hayatın dayattıklarını yaşamak zorunda kalıyoruz kimi zaman. Tabii bunda önümüze çıkan somut engeller de yadsınamaz. Yazınızı beğeniyle ve hak vererek okudum.Emeğinize sağlık.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI