Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









BU BACAK KESİLECEK!
Tarih: 01-02-2020 13:42:00 Güncelleme: 01-02-2020 13:42:00


Askerlik sonrası sivil çalışma hayatımda ilk hastane nöbetlerimden biriydi. O zamanlar tüm hastanenin bir tane nöbetçi doktoru olurdu ve her türlü hastaya o bakardı. Gece iki civarında acil servise bir bacağı tutmayan bir kadın getirildiği bildirildi. Zaten ayaktaydım; hemen acil servisin yolunu tuttum.

 

Hastam otuz yaşlarında biriydi. Nesi olduğunu anlamak için sorular sordum. Aldığım yanıtlara göre, önceden hiçbir sağlık sorunu olmadığı halde, kocası ile kayın biraderi şiddetle tartışmaya başlayınca birdenbire sağ bacağı tutmaz olmuş. İkisi birbirlerinin üstüne yürümüşler; neredeyse kavga başlamak üzereymiş. Kadın bir bacağı tutmadığı için bir anda yere yığılmış. Kavgacı kardeşler kavgayı anında kesmiş ve birlikte hastayı buraya getirmişler…

 

Sadece bu anlatımla bile olayın psikolojik olduğu rahatlıkla söylenebilirdi; Konversiyon reaksiyonu! Tıptaki adı bu…

 

Kadının tutmayan bacağını muayene ettim, herhangi bir anormallik yoktu. Kan dolaşımı, refleksleri vb. normaldi. Kısacası, fiziksel bir soruna bağlı değildi bacağın tutmaması. Ön teşhisim doğruydu. Kadının bilinç altı böyle ani ve dramatik bir tablo uydurarak iki kardeşin tartışmasını ikinci plana atmayı amaçlamış ve bunu da başarmıştı… Bir bacak tutmuyordu ama iki kardeş arasındaki kavga da bitmişti…

 

Bu gibi durumlarda tedavi de psikolojiktir. Hasta böyle bir durumda bayılsaydı burnuna alkollü pamuk bastırılır, onu solumak zorunda kalınca bayılma durumu ortadan kalkar. Genellikle acil servislerde böyle sinirsel baygınlıklarda uygulanan yöntem budur. Ya da kalçadan enjeksiyonu çok ağrılı olan bir ampul C vitamini yapılır ki dikkati oraya yönelsin ve bayılma numarasından vaz geçsin.  Ayrıca burnuna koklatılan veya kalçasından yapılan iğnenin çok tesirli bir yabancı ilaç olduğu ve sorunu hemen çözeceği şeklinde konuşulur. İşe yarar bu yöntemler çoğunlukla ve hastalar ayılırlar hemen…

 

Ancak bu hasta bayılmayla değil, bacağının tutmaması ile gelmişti. Bu durum için hızlı ve etkili bir yöntem belirlemem gerekliydi.  Bayılma olayı olmadığı için alkol koklatmak işe yaramazdı. Ağrılı enjeksiyon da denenebilirdi, ama hastanın canını yakmaya kıyamadım; o anda aklıma gelen farklı bir yolu denemeyi tercih ettim.

 

Böyle bir hastaya ‘bacağında bir şey yok, hadi kalk ve git’ derseniz hiçbir sonuç alamazsınız. Hastaya sorunun sandığından da büyük olduğu ve mutlaka çaresine bakılması gerektiği yönünde bir söylemimiz olmalıdır. Hastanın bilinç altına şu mesajı vermeliyiz; ‘numara yapmayı kes, bak başına daha büyük işler açılacak!’ Yani korkutacağız hastamızı…

 

Ben de bu yönde konuştum kendisiyle. Sağ bacakta uyluğun ortası hizasından kalemle enine bir çizgi çektim özene bezene. Hemen ardından görevlilere yüksek sesle komutlar verdim; ‘Tam buradan keseceğiz hastanın bacağını! Çabuk hazırlatın ameliyathaneyi! Çabuk olun, bacak gangren olmak üzere!’

 

Hastanın yüzünde en ufak bir mimik oluşmadı. Halbuki bir süre öncesine kadar tümüyle normal olan bacağını dizinin yirmi santim yukarısından kesmeyi konuşuyorduk… Belki de algı sorunu yaşadı.

 

Acil serviste görevli iki hemşire ciddi şekilde afalladı ve bir an için birbirlerinin suratına baktılar.  Ortada gangren ya da bacağın kesilmesini gerektirecek başka bir durum gözükmüyordu ki… Ama elbet yeni gelen bu doktorun bir bildiği (!) vardı; biri telefona koştu, aceleyle ameliyathaneyi hazırlık yapmaları için aradı. Diğeri serum taktı ve hastanın tansiyonunu ölçmeye girişti. Ben de servisin dışına çıktım. Hastanın yakınlarını, yani kavgacı kardeşleri bilgilendirmem gerekiyordu;

 

‘’Korkacak bir şey yok. Bacağını falan kesecek değiliz hastanın. Sizin tartışmanız alevlenince kendini çaresiz hissetmiş; bilinç altı böyle ani bir hastalık uydurmuş ki sizin dikkatinizi oraya çekmek ve kavgayı kesmek istemiş. Kavganız bitti zaten. Bacağı kesecekler korkusu ile de durumu düzelecektir. Merak etmeyin.’’

 

Fakat iki kardeş de çok tedirgindi. Sakin olmalarını ve dışarıda beklemelerini söyledim. Benim açıklamamı anladıklarından emin değildim gerçi. Ama biraz zaman tanımak da gerekliydi, belki anlarlardı…

 

Hemen hastanın bulunduğu yere döndüm, durumu aynıydı. Yine ortalığa, çalışanlara kükredim;

 

‘’Ameliyathane hala hazır olmadı mı? Niçin gecikiyoruz? Çabuk olun!’’

 

Tekrar dışarı çıktığımda hastanın eşi hemen yanıma geldi;

 

‘’Hocam, bizim mahallede bir kadının bacağı da aynı böyle tutmadıydı da, sonra öldü kadın…’’

 

‘’Yahu, rahat olun. O kadın kim bilir neden öldü? Her bacağı tutmayan ölür diye bir şey yok. Onun farklı bir sağlık problemi vardır mutlaka. Biz kendi işimize bakalım.’’

 

Adamı kafasında sorularla baş başa bırakıp tekrar içeri girdim ve hemşirelere daha önceki gibi çıkıştım. O sırada muayene odasının önünde birikmiş iki üç hastayı daha muayene ettim. Sonra bacağı tutmayan kadının yanına gidip ayağını tekrar tuttum;

 

‘’Nasılsın kızım? Ameliyat için hazır mısın?’’

 

‘’Bacağıma biraz can geliyor gibi…’’

 

‘’Yok yoook! Böyle düzelmez bu bacak. Kesmeden asla düzelemezsin.  Ameliyathane hazır olur olmaz tam çizdiğim hizadan keseceğiz bacağını; sonra hiç bi şeyciğin kalmayacak.’’

 

Hastam olasıdır ki, kendisini tek bacakla düşünüp durum değerlendirmesi yapıyordu; ‘Bacağı mı kestirmeli, yoksa numarayı mı kesmeli?’

 

Yine dışarıya, acil servisin önüne çıktım. İki kardeş hemen yanımda bittiler;

 

‘’Hocam, bacağı kesmeden bi tedavisi yok mu bunun?’’

 

‘’Yahu, anlattım ya, bacağı falan kesecek değilim. Düzelmezsem keserler diye düşünmesini istiyoruz sadece. Düzelecektir, içiniz rahat olsun…’’

 

‘’Bizim mahallede bir kadının…’’

 

‘’Ne ilgisi var bu konunun mahallenizde ölen kadınla Allah aşkına? Bu tamamen sinirsel bir durumdur. Birazdan hiçbir şeyi kalmayacak…’’

 

Ulusal, bilimsel gibi sözcüklere pek meraklı değildir yurdum insanı. Ama benzer şekilde türetilmiş ‘sinirsel’ sözcüğünü pek sever; anlar ve kullanır da. ‘Sinirsel’ sözcüğünü kullanmış olmam sorunu anlamalarına yetti; hemen sakinleşti kavgacı kardeşler…

 

Hastayı tekrar görmek için yattığı yere gittiğimde paravanın arkasında onu ayakta buldum. Çok kızmış gibi yaptım;

 

‘’Bacım! Ayaklanmışsın! Halbuki ayağa kalkmaman gerekiyordu. Hemen yat, şimdi alıyoruz ameliyata.’’

 

‘’Biraz düzeliyo gibi… Gene de kesecek misin?’’

 

Şaşırmış gibi yaptım bu kez;

 

‘’Düzeliyor gibi mi? Emin misin?’’

 

‘’Bayaa azaldı uyuşması, can geldi. Düzelecek herhal. Kestirmem ben bacağımı…’’

 

‘’Peki, madem düzeliyor gibi, bir kontrol edelim bakalım. Şöyle karşıya kadar yürür müsün?’’

 

Yürüdü ama topallıyordu. Devam etmesini istedim, servis içinde bir iki tur daha attı. Yürüdükçe topallaması azalıyor, yüzü aydınlanıyordu gitgide. Personele ameliyatı iptal ettiğimizi bildirdim. Yakınlarını hastanın yanına çağırttım; onu ayakta görünce çok şaşırdılar.

 

‘’Böyle ani sinirsel durumlarda bunlar olabilir. Ama artık geçti. Ancak bu durum tekrarlarsa her zaman bu kadar şanslı olamayabilirsiniz. Başka bir doktora denk gelirsiniz; düzeltemeyip  kesiverir(!) bacağını. Öyle her şeye sinirlenme! Siz de dikkatli olun; sorunlarınızı sakin sakin konuşarak çözmeye çalışın. Artık gidebilirsiniz. Geçmiş olsun…’’

 

Üçü birlikte çıkış kapısına doğru ilerlerken kadın hala hafif de olsa aksıyordu. Belli ki bir süre daha bu durumu kavgacı kardeşlere karşı kullanacaktı.

 

Şimdilik bacağını kurtarmıştı(!)…



Bu yazı 1620 defa okunmuştur.

Selim Karakeçili / 01-02-2020 17:37

Hocam, yazılarınızı kaçırmadan takip ediyorum. Bu sefer ki yazınızda çok güzeldi. İbretlik vesselam. Tebrik ediyorum.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
708 Okunma
440 Okunma
432 Okunma
416 Okunma
409 Okunma
398 Okunma
388 Okunma
369 Okunma
365 Okunma
363 Okunma
360 Okunma
356 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI