Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









CAVİT 19’DAN DEDESİNE!
Tarih: 01-07-2020 11:49:00 Güncelleme: 01-07-2020 11:49:00


Sevgili büyük dedeciğim,

 

Wuhan’dan sana bile haber vermeden, kaçarcasına ayrıldığımdan beri altı aydan fazla oldu. Artık beni iyice merak etmiş olduğunu düşünerek bu mektubu yazıyorum. Duyduğuma göre diğer torunların da orayı terk etmiş ve tüm dünyaya dağılmışlar. Belki onlardan da haberler almışsındır. Ama en çok sevdiğin torunun olarak kendi durumumu ve burada yaşadıklarımı seninle paylaşmak istedim. Selam eder, çıkıntılarından(!) öperim.

 

Hiç aklına gelir miydi benim Türkiye’de olacağım? Öyle ya, Wuhan nere, Türkiye nere? Dünya gerçekten de çok küçükmüş, ben bu cüssemle kısa sürede buraya kadar gelebildiğime göre… Peki, buraya nasıl geldim; merak ediyorsun değil mi?

 

Anımsarsan, birkaç kez konuşmuştuk gezmekten, dünyayı dolaşmaktan. Ben bu konuda çok kararlıydım. Çok şaşırmıştın kararlılığım karşısında; ‘bizim dünyamız burası evlat, bu yarasalar, bu pazar yeri. Nereye kadar gidebilirsin ki? Dünya dediğin şey işte bu kadar zaten!’ demiştin.  Ama içimdeki maceracı protein beni rahat bırakmıyordu. Gezmek, her yeri görmek ve yeni insanlara bulaşmak için can atıyordum. Bir fırsat çıkınca da ata yurdundan ayrılıverdim. Rastlantılar beni buraya kadar getirdi. Senin hiç görmediğin çok güzel bir yer burası. Valla, benim çok hoşuma gitti; sana da anlatmak isterim.

 

Kendimi Wuhan hava alanında bir yolcunun elinde buldum ilk önce; hiç farkına bile varmadan beni uçak denilen taşıta aldı. İlk kez yolculuk edeceğim ve dünyayı gezeceğim için çok heyecanlıydım. Yol uzun sürünce sıkıldım. Yolcular arasında dolaşıp çoğuna birer merhaba dedim. Nedense hiç yanıt vermediler. Belki de anlamadılar beni. Doğru ya, bunlar hem beni göremiyor; hem virüsçeyi de nereden bilecekler, değil mi?

 

Çok uzunmuş bu yolculuklar meğer. Sıcak bir yere indik sonunda. Biraz rahatsız oldum sıcaktan, ama olsundu, macera için değerdi. Burada bazı yolcuları başka bir uçağa alıyorlardı; ben de onlara katıldım. Görevlilerin ve yolcuların ruhu bile duymadı beni. Onlar için hiç önemli değildim yani. Tabii, şimdilik…

 

Bu uçakta da yeni insanlarla tanıştım. Daha doğrusu, ben onlara bulaştım, onlar hiç bana bulaşmadı. Hiçbir tepki göstermediler yani. Sanırım pek umursamadılar beni. Gene epeyce uzun bir yolculukla bu kez oldukça soğuk bir yere indi uçağımız. Öğrendim ki artık Avrupa’dayım. Bu soğuk hava daha iyi geldi bana…

 

Uçaktayken en son sıkı fıkı olduğum yolcu meğer Türkiye’ye gidiyormuş. Yolcu salonunda bir zaman takıldıktan ve bazı yolcularla tanıştıktan sonra onunla gitmeye karar verdim. Uçağımız İstanbul’a götürdü bizi. Buraya gelişim tamamen rastlantı yani. Ama çok mutluyum burada olmaktan. Keşke dedeciğim, sen de gelsen. Çünkü bir cennet burası. Yani, ben cenneti pek bilmem ama öyle diyorlar…

 

Ben daha önce sadece Wuhan’ı görmüştüm ve çok kalabalıktı. Burası oradan daha da kalabalık sanki. Her yer insan kaynıyor. Her taraf tıklım tıklım; bizim pazar yeri gibi yani. Toplu taşıma araçları, meydanlar, topluca oturulan yerler hınca hınç. Hep burun buruna bu insanlar. Bu nedenle dolaşmam, yeni insanlara bulaşmam çok kolay oluyor. Bir araya gelen insanların her fırsatta birbirlerine sarılıp öpüşmeleri de çok hoş ve benim işime yarıyor; dalıveriyorum aralarına, ondan ona dolaşıyorum…

 

Kısa sürede anladım ki, burada hijyen falan yok. Sanki daha önce hiç mikrop ya da virüs diye bir şey duymamış gibiler. Bir rahatlık bir rahatlık, anlatamam… Gözü kara bunların dedeciğim. Her şeye rağmen bizi sıradan mikroplarla karıştırmaları ve umursamamaları normal belki de…

 

Buraya geldiğimden birkaç gün sonra dolaştığım yerlerde bazı insanların hastalandığını, hatta ölenler olduğunu duydum. İlk başta pek üzerime de alınmadım doğrusu. Ama sonra bütün bunlara benim sebep olduğum ortaya çıktı. Üzüldüm, ancak insanların hastalanıp ölmeleri benim tabiatımdan ileri geliyorsa ben ne yapabilirim ki… Ben buyum, mutasyona uğramadıkça değişemem. Mutasyon da artık iyi yönde mi olur; yoksa daha beter biri mi olurum; orasını bilemem… Onlar kendilerini koruyacak, tek çareleri bu…

 

Benim yüzümden hastalananlar ve ölenler arttıkça ülke çapında bir panik oluştu.  Tüm okullar tatil edildi. Öğrenci yurtları boşaltılarak dışarıdan gelen şüpheli kişiler buralarda karantinaya alındılar. Alışkın olmadıkları için karantina falan dinlemeyip dağıldılar etrafa. Tabii, onlarla beraber ben de… Fabrikalar, şirketler, alışveriş merkezleri, hatta ufak dükkanlar bile birer ikişer kapandı. Uçaklar, otobüsler durdu. Genel bir şaşkınlık ve korku havası oluşmuştu. Artık her yerde ve her şeyde ben vardım.

 

Korunmak için ne gerekliydi? Temizlik ve mesafe tabii. Herkesin her an kolonya ile temiz hale gelebileceği söylendi. Önceleri sadece bayramda seyranda kolonya kullanan insanlar bunu oluk gibi tüketmeye başladılar. Kolonya satılan yerlerde acayip kuyruklar oluştu. Ve tabii fiyatları da uçtu gitti. ‘Cavit’i uzak tutuyormuş’ söylentisiyle her yer kolonya oldu. Sokaklara da serptiler, düşünebiliyor musun? Beni bile kolonyaya alıştırdılar; hafiften alkolik oldum sayelerinde… Antiseptik sıvılar da bolca piyasaya sürüldü. Aynı hızla sahteleri de üretildi tabii ki. Ne bulduysa aldı millet. Temizlik ürünleri ve gıda maddeleri stoklayanlar oldu. Özel yapım koruyucu muskalar bile satılmaya başlandı.

 

‘Cavit de ne ki?’ diye sorduğunu duyar gibiyim. Burada bana verdikleri isim bu. Hatta bir de 19 var; yani tam adım ‘cavit19’.

 

Türkiye’ye gelişimin haftasından itibaren ünlü biri oldum. Çünkü televizyonlar sadece benden bahsediyordu. Çeşitli bilim insanları beni anlatıp halkı dikkatli olmaya çağırıyor ve bu işin hiç şakası olmadığını anlatıyorlardı. Onlar beni iyi tanıyordu çünkü. Ama halkın o derece hassas olmadığını, önemli bir kısmının beni hiç umursamadığını söylemem gerek. Çünkü hocalar ‘sosyal mesafe’ dedikçe bunlar dip dibe olmaya gayret ediyorlardı sanki. Bu nedenle de kolaylıkla insanlar arasında dolaşmaya devam ettim.

 

Maske dersen o ayrı bir dert… Önceleri birileri ‘maskeye gerek yok’ diye bir laf etti. Sonra da ‘maske şart’ denildi. Maske benim kişiler arasında dolaşmamı engellesin diye gerekiyormuş. Öyleyse herkesin takması lazım, değil mi?

 

Çoğu insan maske konusunu kafasına takmadı! Kullanmak isteyenler ya yeterli sayıda bulamadı; ya da uçuk fiyatlarla kapanın elinde kaldı maskeler. Çeşit çeşit, renk renk maskeler dolaştı ortalıkta. Önemli bir pazar oluştu yani. Bunun üzerine resmi makamlar ‘maskeler parayla satılmayacak, herkese bedavadan devlet verecek’ diye tutturdular. Böyle alanlar olsa da çoğu yine maskesiz kaldı. Sonra maskelerin yine serbestçe satılmasına karar verildi çok şükür… Kaliteye dikkat eden hiç yok zaten. Maske kullananların da çoğu ya çenesinde tutuyor; ya da sadece ağzını kapatıyor. Oysa ki biliyorsun burun bizim için ağız kadar önemli bir giriş yeri…

 

Hastalanan ve ölen insanlar ülkenin her yerinden çıkıyordu. Benim gitmediğim yerlerden de böyle haberler geliyordu. Kuşkulandım, çakma Cavitler de mi vardı burada acaba? Hemen her şeyin çakması olan bir ülkede çakma virüs olamaz mıydı yani? Belki de bizim kuzenlerden de gelenler olmuştur buraya.

 

Bir ara hastanelerde benden hastalananlar için ayrılan yerler tamamen dolmuştu. Buralarda cirit atıyordum. Çalışanlar, önceleri koruyucu malzemelerden pek de yeterince göremediklerinden olsa gerek, çok fazla hastalandılar. Ne yazık ki pek çok doktor, hemşire ve yardımcı sağlık çalışanı hastalandı, öldü; sayısını ben de bilmiyorum. Benimle savaşırken öyle fedakarca çalıştılar ki, çoğu günlerce evine bile gidemedi. Onlara zarar verdiğimi gördükçe yaptığımdan utandım. Ama herkes kendi görevini yapacak; ben hasta edeceğim; onlar da tedavi için uğraşacaklar; işin doğası bu…

 

Pandemi hastaneleri dolup dolup boşalmaya başlayınca bu sefer yaşlıları ve yirmi yaş altındaki çocukları evlerinde hapsetmek gereği duymuş yetkililer. Ortalık gençlere ve çalışan kesime kaldı böylece. İşler de devam etmeliydi. Öte yandan toplanmaları önlemek için camiler kapatıldı, cenaze, düğün gibi törenler ve maçlar yasaklandı. İnsanlar sıradan sağlık sorunları için hekimlere gidemez oldular. Çünkü hastaneler artık korku veriyordu insanlara.

 

Ben gene de ortalıkta rahat rahat dolaştım. Fabrikalara, atölyelere gittim, servis araçlarına bindim; onlarla yemekhanelerde de buluştum. Dediğim gibi, kurallara uyan pek fazla kimse yoktu. Eskisi gibi davranıyorlardı ve bana zorluk çıkarmayı düşünmüyordu çoğu.

 

Bu önlemler de yetmeyince milleti benden korumak için başka kararlar da alındı.  Büyük kentlerde evlerden çıkılmaması isteniyordu. Kimi işyerleri çalışanlarını evlerine yolladı. Bir kısmını evden çalışmaya yönettiler, ücretsiz izin kullandırdılar. Taşıma araçları azaltıldı. Seyahatler kısıtlandı.

 

Tüm bunlar da yetmeyince kısa süreli de olsa hafta sonlarında sokağa çıkmayı hepten yasakladılar. Sokağa çıkma hatırı sayılır derecede azaldı; ancak tüm evlere pizza, kargo, su, ekmek dağıtan kişilerden bir ordu(!) oluştu. Ben de onlara takıldım ve evden eve, elden ele serbestçe dolaştım yine.

 

Her akşam haberlere çıkan bıyıklı şişman adam hasta ve ölü sayılarını açıklamaya devam ediyordu. Sayılar azalmaya başlayınca herkes ferahladı; yaşlılar ve çocuklar belli gün ve saatlerde dışarı çıkmaya başladılar. Tabii bunlara biri refakat etmeliydi. Refakat bahanesiyle de çok sayıda insan dışarı çıkıp benimle tanışma olanağı buldu. Bu yasaklar arasında benim de çok kafam karıştı. Yine de yeterince kalabalık vardı dışarıda ve insanlara bulaşmanın bir çaresini hep buldum.

 

En son düzenleme ile altmış beş üstü ile on sekiz altı gündüzleri serbest bırakıldı. Diğerlerine her şey serbest oldu. Kalabalık araçlara, pazar yerlerine, çarşılara doluştular. Parkları, bahçeleri görmelisin.

 

Çalışanlar normal koşullarına döndü. Sosyal mesafeyi ve maskeyi pek ‘takan’ yok. Çünkü büyük bir çoğunluk hala beni tam olarak tanıyamadı. Bu da benim işime geldi tabii. Artık özgürce dolaşıyor ve insanlara bulaşmaya devam ediyorum.

 

Sanırım daha uzunca bir süre burada kalacağım. Çalışma saatlerimi sürekli değiştirseler ve beni şaşırtmaya çalışsalar da burayı sevdim. Benim yaşam alanı olarak buradan daha uygun bir yer bulabileceğim çok kuşkulu çünkü…

 

Dedeciğim sen de buraya gel istersen. Biliyorum orada sana ekmek kalmadı. Ama insanlar bu kafada oldukça burada senin yapacağın daha çok iş var(!). Seni tekrar selamlıyorum dedeciğim.

 

Görüşmek dileğiyle…

 

 

 



Bu yazı 2158 defa okunmuştur.

Hülya Tozlu / 01-07-2020 18:13

Değerli dostum, edebiyatçılığınızı göstermişsiniz, bayıldım. Bir ara kaptırdım ben de okudukça sahiden virüs konuşuyormuş gibi ve heyecan duydum finalde ne diyecek acaba umuduyla. Kaleminiz daim olsun. Kutlarım.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
384 Okunma
382 Okunma
326 Okunma
313 Okunma
253 Okunma
185 Okunma
157 Okunma
143 Okunma
133 Okunma
103 Okunma
100 Okunma
89 Okunma
1202 Okunma
1176 Okunma
1139 Okunma
1118 Okunma
1089 Okunma
1081 Okunma
1075 Okunma
1057 Okunma
1035 Okunma
1023 Okunma
958 Okunma
935 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI